Gerçek bir yalnız kovboyum

Gerçek bir yalnız kovboyum
Gerçek bir yalnız kovboyum
East India Youth olarak ilk albümü 'Total Strife Forever' ile 2014'ün en iyileri arasına giren ve Mercury ödülüne aday gösterilerek büyük bir başarıya imza atan küçük dev yetenek William Doyle, bu akşam Salon İKSV'de sahneye çıkacak. Konser öncesi Radikal'e konuşan 23 yaşındaki Doyle, "Böyle bir başarıyı hiç beklemiyordum! Bu projeyle başıma gelen her şey beklentimin çok üzerindeydi ve hala da böyle olmaya devam ediyor, ben de hala şaşırmaya devam ediyorum" diyor.
Haber: Merve Evirgen / Arşivi

İlk albümü ‘Total Strife Forever’ ile 2014’ün en iyileri arasına hızlı bir giriş yapan East India Youth, İngiliz William Doyle’un solo projesi. Krautrock, ambient ve pop türleri arasında seyahat eden bir sound’a sahip olan East India Youth’un kulaklarımıza yepyeni kapılar açacağı kesin. 23 yaşındaki küçük dev yetenek, 13 Aralık Cumartesi akşamı Salon İKSV’de vereceği konseri öncesinde sorularımızı hiçbirini cevapsız bırakmadan yanıtladı.

Müzik kariyerine Doyle and the Forefathers ile başladın. Bu gruba son verip East India Youth olarak yoluna devam etme kararını verme sebebin neydi?
Indie grup formatından ve sürekli turne yapan bir rock grubunda olmaktan gerçekten çok sıkılmıştım. Tek başıma elektronik müzik yapmanın kendimi çok daha kolay yansıtmama yardımcı olduğunu ve çok daha eğlenceli olduğunu fark ettim. Tam da bu noktada bu değişikliğin gerektiği çok belirgin bir hal aldı ve East India Youth ortaya çıktı.

Belli ki çok yerinde bir kararmış, East India Youth olarak ilk albümünle Mercury adaylarından biri oldun. Daha ilk albümden böylesi büyük bir başarıyı bekliyor muydun?
Hiç beklemiyordum! Bu projeyle başıma gelen her şey beklentimin çok üzerindeydi ve hala da böyle olmaya devam ediyor, ben de hala şaşırmaya devam ediyorum.

Albümünün başlığı bana başka bir İngiliz ismin, Foals’un en yetkin albümü olan Total Life Forever’ı kaçınılmaz bir şekilde hatırlatıyor, elimde değil. Bu albüme herhangi bir gönderme yapmayı amaçladın mı gerçekten?
Evet, Total Life Forever üzerinden bir kelime oyunu yaptım gerçekten. Esasında amacım Total Strife Forever’ı kendi mahlasım olarak kullanmaktı işin başında, ama bu maalesef gerçek olamadı. Yine de bu başlığın albümün modunu ve temasını çok iyi yakaladığını düşünüyorum.

Total Strife Forever, albümde dört parçaya ayrılmış durumda. Hepsinin bir arada anlattığı bir hikaye var mı?
Aslına bakarsan hiçbir hikaye anlatmıyor. Albümün esas müzikal temasını ne kadar farklı yollarda yansıtabileceğimi keşfetmek istedim sadece. Şarkıların isimlerini böyle koymak da günün sonunda albümün anlam olarak daha tutarlı olmasını sağladı, zira müzikal stiller arasında çok fazla gezinen bir albüm bu.

Sound’un krautrock, ambient ve pop öğelerini buluşturuyor özünde, bu da aslına bakarsan oldukça beklenmedik bir harman. Bu sound’u nasıl inşa ettin? Çocukken ailenin evinde hangi gruplar dinlenirdi?
Bu öğelerin hepsini birleştirmek bilinçli bir tercih değildi esasında, bunlar sadece dinlediğim ve ilgilendiğim türlerdi. Evde tek başıma kayıt yapmaya başladığımdan beri, kaydettiğim her şarkının bir öncekinden oldukça ciddi bir şekilde farklı tınlamasına dikkat etmek gibi bir alışkanlık geliştirdim, bu alışkanlığım en başından beri var ve şimdi gerçekten kendimi durduramıyorum! Evde ailemin dinledikleri de oldukça çeşitliydi, ama daha farklı türlerde. Klasik müzik, motown ve soul, pop punk, Michael Jackson, aklına daha birbiriyle alakasız ne kadar şey gelirse! İyi müzik olan her şeyin eve giriş izni vardı, hala da öyle.

Sadece 23 yaşındasın ve şimdiden iki farklı projen ve Mercury adaylığı almış bir albümün var. Bu kadar başarı için müzik yapmaya 10 yaşında falan başlamış olmalısın! Nasıl girdin bu yola, hangi noktada başladı her şey?
10 yaşımda birkaç akord öğrendikten sonra ilk elektro gitarımı 11 yaşımdayken almıştım. Bilgisayarda kayıt yapmaya ise 13 yaşımda başladım. Bu da şu an bulunduğum noktaya gelebilmek için tam 10 senelik bir sıkı çalışma demek. 



Wild Beasts, Grumbling Fur, Erland & The Carnival ve daha birçok isim için yaptığın remixler var. İleride bir DJ ve prodüktör alter egosu yaratmayı düşünüyor musun?
Hiç muhtemel görünmüyor şu an. Yaptığım çoğu remixi de zaten arkadaşlarım için yaptım, aslına bakarsan yapmaktan hiç de keyif almıyorum! Kendi müziğim üzerinde çalışmayı tercih ediyorum. Factory Floor veya Perc kadar iyi bir ismin bir remix’ini dinleyince de “Benim yapmama ne gerek var ki?” demekten kendimi alamıyorum.

Hangisi sence daha avantajlı, bir grup içerisinde olmak mı yoksa solo çalışmak mı?
Kesinlikle solo çalışmak. İleride tekrar bir gruba katılmam imkansıza yakın görünüyor. Ben gerçek bir yalnız kovboyum, böyle olmak da kendim tercihim.

Clash Magazine için hazırladığın mixtape’i dinliyordum tam da bu soruları hazırlarken. Müzik basınının her geçen gün çok daha dijital oluşu hakkında ne düşünüyorsun?
Takip ettiğim birçok online müzik dergisi var, çoğunu da takip etmekten oldukça keyif alıyorum. Yine de ortalıkta olan bütün gruplar hakkında içerik yaratma ihtiyacını çok tehlikeli buluyorum, ve bence bu çaba da müzik dünyasının etkisini gerçekten azaltıyor ve günün sonunda kalite kontrole dair hiçbir çaba kalmıyor. 



Bu aralar dinlediğin yeni isimler nelerdir, keşfetmemiz için bize üç ümit vaat eden isim verebilir misin?
Grumbling Fur, Ought ve Real Lies.

Kendi müzikal vizyonunu inşa ederken kendine seçtiğin büyük İngiliz rol modeller var mıydı?
Kesinlikle. Brian Eno en büyük ilham kaynağım, özellikle 70’lerin sonunda David Bowie ile yaptıkları. Bu iki isim sonsuza kadar listemin en başında kalacak.

Salon İKSV’deki performansında senden önce İstanbul çıkışlı, Berlin’de yaşayan ve oldukça ümit vaat eden Kaan Bulak bir konser verecek. Onu dinleme fırsatı buldun mu hiç?
Maalesef, ama övüldüğünü çok fazla duydum ve Cumartesi akşamı onu izlemeyi heyecanla bekliyorum!