Gerçekdışı PJ Harvey

Elinde bir tef, dizine dümtek vurup mikrofonla sevişen Robert Plant, kocaman ağzında bütün rock tarihini taşıyan Mick Jagger ya da 'Da Ya Think I'm Sexy?'yi söyleyen Rod Stewart...
Haber: DERYA BENGİ / Arşivi

İSTANBUL - Elinde bir tef, dizine dümtek vurup mikrofonla sevişen Robert Plant, kocaman ağzında bütün rock tarihini taşıyan Mick Jagger ya da 'Da Ya Think I'm Sexy?'yi söyleyen Rod Stewart... Evet, çağrıştırdığı kişilerin hepsi erkek, ama karşımızda Polly Jean Harvey duruyor: Önden derin yırtmaçlı, payet işlemeli elbisesiyle, yüksek ökçeli siyah rugan çizmeleriyle gençten bir hanım. 'Tam bir dişi' demeye dilimiz varmıyor, dişiliği biraz 'eğreti' aslında: Bir yanıyla 'Gilda' filmindeki Rita Hayworth, bir yanıyla 'düttürü Leyla'.
Omara daha seksiydi
Çarşamba akşamı Açıkhava Tiyatrosu'nda PJ Harvey konserindeyiz. Ama aklımız otomatikman 24 saat öncesine, Omara Portuondo konserine gidiyor: 70'lik sevimli Kübalı şarkıcı, 'La mas sexy del mundo' (Dünyanın en seksi kadını) diye anons ediliyordu orkestra arkadaşları tarafından. Bu müthiş yengenin komik unsur olarak kullandığı 'seksi'liği bile, hele gençliğini gözümüzde canlandırırsak pekâlâ 'gerçek payı' taşıyordu.
Harvey'in bütün o 'femme-fatale'liği, bütün o seksiliği ise bir 'yabancılaştırma efekti' olmanın da ötesinde, 'gerçekdışı' bir durum gibiydi. 10 yıla varan kariyerinde, hep 'cinsel kimlik' arayışını yansıttığı birbirinden güzel albümler yayımlayan Harvey'in canlı performansı, galiba biraz da bu 'arayış'ın (arayıp da bulamayışın) gölgesinde, tatsız tuzsuz geçti. Her saniye 'ne biriyim ne öteki' diye bağırıyordu sanki: Ne sandığınız kadar erkek, ne gördüğünüz kadar dişi.
'Send His Love To Me' ile başladı konser. O akustik gitarlı, çingene tonlu güzelim şarkı gitmiş, yerine hard rock gitarlarının gümbürtüsü gelmişti. 'Sky Lit Up'la hava ısındı. Dördüncü sıradaki 'Good Fortune'le doruğa çıktı. (Hani şu klipteki, gecenin bir yarısı kentin ıslak caddelerinde, kol çantasını savura savura söylediği şarkı.)
Nick Cave akşamındaki gibi, orkestra çukuruna hayranların doluşması heyecanı iyice artırdı. Ama beş parmağın beşi de bir değil: İçlerinden biri PJ'in yırtmacına fazlasıyla odaklanmış olacak ki, arkadaşına sormadan edemedi: "Ablayı dikizlemeye mi geldik buraya?"
Ağırlık son albümde
Son albümü 'Stories From The City, Stories From The Sea'nin tamamına yakınını seslendirdi PJ Harvey. Mesela, elinde gergin bir tekir kedi gibi tuttuğu gitarıyla söylediği 'Beautiful Feeling' ne kadar güzeldi. Her iyi yorumda 'Konser esas şimdi başlıyor' diyerek keyiflendik, sonra basınç düştükçe suratımız asıldı. Eskilerden 'Dry' harikaydı da, 'Down By The Water' nedense aceleye geldi... PJ'in sesine diyeceğimiz yok, ama dört kişilik orkestra, yer yer PJ cover'ları yapmaya çalışan bir müsamere grubunu andırıyordu.
Olacak iş değil, ekip bir saat sonunda
'eyvallah' deyip kulise kaçıverdi. Coşkulu alkışlar sonrasında zımba gibi 'Man-Size' ve 'Hair' dahil üç şarkı seslendirip tekrar içeriyi boyladılar. Millette 'Oh My Lover', 'C'Mon Billy', 'Sheela-Na-Gig' diye bağırmaktan gırtlak kalmadı ama nafile. Gitti gelmez.
İstatistiki durum şöyle: (İlla ki Nick Cave'le karşılaştıracağız ya!) Cave'den yarım saat daha az bir sürede, ondan bir şarkı daha fazla seslendirdi Harvey. Kısacası, 18-17 galip.
Öyle ya da böyle, 90'lar kuşağının en önemli rock şarkı yazarlarından birini seyretmek
önemli bir tecrübeydi. Bu konser, bazı şarkılarını tekrar tekrar dinlemek isteyeceğimiz bir plak olarak yaşayacak hafızalarımızda.