Gerçekten de Emek'i yıkmak istiyorlar

Gerçekten de Emek'i yıkmak istiyorlar
Gerçekten de Emek'i yıkmak istiyorlar

Emek Sineması, festivallerin vazgeçilmez mekânıydı.

Dün İKSV'nin organize ettiği toplantıda Emek'in 'kaderi' tartışıldı. İlk kez projenin müellifi mimar çıkıp duruma anlattı ve ortam gerildi... Gelinen nokta Emek'in koruma adı altında yıkılacağı ve bugüne kadar bize devletin resmi organlarının yalan söylediğinin anlaşılmasıydı
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

İSTANBUL - Bu aralar şehrini, yakın ve uzak geçmişini, sinemayı, hatıralarını ve her şeyden önce Beyoğlu ’nun kokusunu ve dokusunu sevenlerin öncelikli sorunu Emek Sineması’nın, ne olacağını bilemedikleri ‘kaderi’. Bu yolda fikirler muhtelif ama tepki tek: Oraya göz diktiler, ama biz Emek’i yıktırmayacağız.
Dün bu yolda son derece önemli bir buluşma vardı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın organize ettiği ve vakfın Şişhane’deki yeni binasında gerçekleştirilen toplantıda, hem Emek’in kaderi tartışıldı, hem de ilk kez projenin müellifi ve de mimarı toplum önüne çıktı. Nuri Çolakoğlu’nun moderatörlüğünü üstlendiği toplantıya, müellif olarak Mimyapı Mimarlık’tan restoratör mimar Fatih Kesgün, Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı, İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan ve mimar Korhan Gümüş katıldı.
Dinleyiciler arasında ise Film-Yön, Sine-Sen, SİYAD, Belgesel Sinemacılar Birliği üyesi birçok ismin yanı sıra festivalin açılışında tepkilerini borazan çalarak gösteren İstanbul Kültür Sanat Varyetesi üyeleri, çok sayıda basın mensubu ve de ‘Emeksever’ sinemasever katıldı. Lakin ilk sözü alan kişinin restoratör Kesgün olması nedeniyle, ‘Dakka bir, sorun başladı’. Dinleyici koltuğunda oturan birçok kişi, Kesgün’den Emek’in yıkılıp yerine yapılacak alışveriş merkezi projesinin ne menem bir şey olduğunu bir an önce açıklaması gerektiğinin altını çizerken, böylesi bir projeye nasıl imza atıldığının hesabını sormaya koyuldu. Bu arada ortam gerildi tabii.
Moderatör Çolakoğlu, herkese söz hakkı verilmesi gerektiğini belirtip Kesgün’den devam etmesini istedi. Bu sırada salonda “Bırakın da adam konuşsun” görüşünde olanlarla, “Konuşacak neyi var ki” diyenler kendi aralarında atışma başladı. Kişisel atışmalar bir süre ortama hâkim olurken (ve de sonradan anlaşıldığı gibi ‘iyi olurken’), Kesgün kendince projesini anlatmaya koyuldu. Bu esnada zaman zaman Mücella Yapıcı araya girerek Kesgün’ün tezlerine rakamlar ve verilerle karşılık verirken, bir meslektaşının bu duruma düşmesine üzüldüğünü belirtmekten geri kalmadı. Nihayetinde Kesgün konuşmasını bitirdi, ardından Yapıcı karşı bir sunuma soyundu ve Tan’la Gümüş’ün, kısa konuşmalarıyla oturumun ilk bölümü tamamlandı. Sonrasında dinleyiciler sahne aldı. Eline mikrofonu alan herkes, ortaya konulan oyunun komedi boyutuna dikkat çekti ve göz göre göre kandırıldıklarını belirtti.

‘Bizden size destek yok’
Söz alanlardan biri de yönetmen Özcan Alper’di. Alper, proje savunucularının sürekli şekilde orada burada sinemacılardan destek aldıklarını deklare ettiğini, ama toplantı sırasında Kesgün’ün kendilerine sunduğu projenin Emek’i yok etmekten başka bir amacı olmadığını söyledi. Genç yönetmen sözlerini şöyle tamamladı: “Bundan böyle ‘Sinemacılara danıştık, desteklerini aldık’ sözünü duymak istemiyoruz. Belediye Başkanınıza da, Kültür Bakanınıza da söyleyin, bizim bu konuda desteğimiz olamaz. Bundan böyle her platformda, bu proje hakkında yalan söylendiğini, her yerde ifade edeceğiz.” Salonun 12.05’te boşaltılması gerektiği için, toplantı dinleyici görüşlerinin ardından sona ererken, herkes Emek için karşı duruşa geçmenin yollarını başka yerlerde ve platformlarda tartışıp eyleme geçmek üzere sözleşti.
Kıssadan hisse: Restoratör mimar Fatih Kesgün, toplantı boyunca orta sahada top çevirmeyi yeğledi ve kendince, Emek’i yok etme projesini bilimsel temellere oturmaya çalıştı. Tezi şuydu: Yapı adası dahilinde asıl korunması gereken yer Cercle d’Orient’ti, Emek Sineması tarihsel gelişimi boyunca zaten birçok değişime ve tadilata uğramıştı (bunu da locaların bulunduğu bölümün 1970 ve şimdiki zamandaki hallerini gösteren fotoğraflarla kanıtlamaya çalıştı), dolayısıyla zaten ‘tarihi bir eser’ değildi, ‘dokunulmaz’ asla değildi. Bunun için de, kendileri Emek Sineması’nı, şimdiki yerinden söküp, yeni projede en üst kata yerleştirmeye karar vermişlerdi. Bu tabii ki mimari açıdan ‘fantastik’ bir hamle. Hiç denenmemiş bir ‘fikir’. Ama akla ziyan bir fikir, ya da dinleyicilerden birini de ifade ettiği gibi aslında Emek’i ‘kaçak kat’a döndürme hamlesi.
Sonuç? Bu haliyle durumu tek bir şekilde açıklamak mümkün, Özcan Alper’in dediği gibi bugüne kadar devletin resmi ağızları bize “Yok canım, korkmayın Emek Sineması’na bir şey olmayacak” diyerek, büyük bir yalana soyunmuşlar. Dünkü toplantıya gelince; bu tür filmlerin ‘kötü adamı’ genellikle gözünü para bürümüş işadamları olur, bir mimarın bu işe hamle etmesi ve bunu ‘koruma’ adına yapıyor olması, yani filmin ‘kötü adamlığına’ soyunması, beni şaşırtmadı ama bir hayli üzdü.

Toplantıya katılan sinemacılar
 Yeşim Ustaoğlu, Pelin Esmer,
Özcan Alper, İlksen Başarır,
Murat Düzgünoğlu, Durul Taylan,
İnan Temelkuran, Hilmi Etikan,
Mert Fırat, Zeynep Özbatur.


    ETİKETLER:

    Beyoğlu

    ,

    Mayın