Gerçekten oyunu terk mi etti?

Gerçekten oyunu terk mi etti?
Gerçekten oyunu terk mi etti?
Ebedi alaycı Rufus Wainwright, baba olduktan sonra insanoğlunu daha mı çok sevmeye başladı? Yeni albümü 'Out of the Game'deki şarkıların ona hiç yakışmayan 'düzlüğünü' başka şekilde açıklamak mümkün mü?
Haber: DİLAY YALÇIN / Arşivi

Wainwright 2010 yılında yalnızca piyano ve şarkı sözlerinden oluşan ‘All Days Are Nights: Songs for Lulu’yu yayımlayana kadar basında aile ilişkilerini / problemlerini fazlasıyla konuşmuştu. ‘Songs for Lulu’nun babası, ablası, partneri ve ilkokul aşkıyla ilgili şarkıları da, o zamana kadar kimilerinin gözünde yarattığı ‘ağlak’ imajını perçinlemişti. Öyle ki, Alan Moore’un dergisi Dodgem Logic bile iki tam sayfalık, ‘ağlak Rufus’ konulu bir karikatüre bile yer vermişti. Dolayısıyla Wainwright’ın yeni albümünün isminin ve giriş şarkısının ‘Out of the Game’ oluşu manidar.
Arkasından gelen ‘Jericho’, ‘Rashida’ ve ‘Barbara’ ise Rufus Wainwright’tan beklenmeyecek kadar düz. Bu düzlüğün şaşırtıcılığını anlamak için belki de Rufus Wainwright’ın, birçok dinleyicinin gözünde bir idol oluşunun sebebini incelemek gerek.
Rufus Wainwright’ın favoriler arasında yer alan şarkıları özellikle, sanat tüketicisi ve entellektüel tarafını ön plana çıkarır. ‘Othello’dan, ‘Sihirli Flüt’e, Birleşik Krallık’ın bahtsız vârislerine, tarihteki anarşistlere... Wainwright göndermeleri üstünden dinleyicisiyle arasında özel bir ilişki kurmak konusunda ustadır. Üstelik bunu, arka arkaya dizilmiş mükemmel dizelerle yapar. 

Şarkılarında içinde yaşadığı toplumun ahlak anlayışını, değerlerini, klişelerini alaşağı eder; alaycılığını ise bir zırh gibi kullanır. Çikolatalı süt sevgisini anlattığı bir şarkıda “Seni gördüğüm zaman Pisa Kulesi’ne dönüyorum” deyiverir. Aşk şarkılarındaki Rufus, Gustav von Aschenbach’ın eğlenceli bir versiyonu gibidir. ‘Out of the Game’in bu alaycılığı barındıran -ve bildiğimiz Rufus’u hatırlatan- ilk şarkısı ‘Welcome to the Ball.’ Ardından gelen ‘Montauk’ ise 2011 yılında dünyaya gelen kızı Viva Katherine Wainwright Cohen’e yazılmış ve tüm eğretiliğine rağmen, Rufus’un baba olduktan sonra dünyaya bakışının değişmiş olabileceğini düşündürüyor. Louis C.K.’in dediği gibi Rufus da, belki, artık kızına olan sevgisi nedeniyle başka insanları daha çok seviyor. ‘Düzlük’ de belki bu yeni bakış açısından kaynaklanıyor. Albümden yalnızca ‘Perfect Man,’ ‘Wikipedia okuyarak Rufus Wainwright şarkısı analiz etmek’ alışkanlığını geri getiriyor. Bu alaycı olduğu kadar tek eşli romantik (‘One Man Guy’), kalbi kırık (‘Danny Boy’), hayali kırık (‘In My Arms’) şair, ‘Songs for Lulu’da olduğu gibi, Rufus’u anlatıyor ama dinleyiciyi içine alamıyor. Zaten ‘popera’ gibi retroya sırtını dayayan bir tarzın temsilcisi olan Rufus Wainwright’ın, retro Mark Ronson ile çalışmış olması ise albümün genelinde bir anlam ifade etmiyor.


    ETİKETLER:

    sanat

    ,

    aşk

    ,

    Aile

    ,

    Ahlak

    ,

    Şair

    ,

    zaman

    ,

    İlişki