Gerçekten 'rüya' gibi

1930'lar, Türk temaşa sanatında hatırı sayılır bir operet rüzgârı estirmişti.
Haber: ŞEHNAZ PAK / Arşivi

İSTANBUL - 1930'lar, Türk temaşa sanatında hatırı sayılır bir operet rüzgârı estirmişti. O sıralar Darülbedayi'de Muhsin Ertuğrul ile çalışan Nâzım Hikmet de bu rüzgâra, kaleme aldığı 'Bu Bir Rüyadır' operetiyle bir ucundan dokunmuştu. İlk kez 1934'te Darülbedayi'de seyirci karşısına çıkan ve o günden bu yana hiç sahnelenmeyen
'Bu Bir Rüyadır' opereti, 2002'nin doğumunun 100. yılında tüm dünyada 'Nâzım Hikmet Yılı' olarak kutlanmasına sayılı günler kala,
İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda 'perde' dedi.
Avkıran'ın yorumu
Oyunun en büyük sürprizi ise hiç kuşkusuz 67 yıl önce aynı eserde, başrol Fatma karakterini canlandıran Semiha Berksoy'un, bu kez oyunun finalinde metnin sonunu okuduktan sonra bir şarkı da seslendirecek olması...
Sıradan ve basit bir hikâyenin ekseninde, toplumdaki küçük burjuva kimliğine bürünme hevesini eleştiren 'Bu Bir Rüyadır'ı sahneye Mustafa Avkıran koyuyor. Operet, gemi yolculuğunda bir araya gelen bir grup insanın, yer yer düşle gerçeğin iç içe geçtiği bir ortamda, görmek istedikleri rüyaları görmelerini konu alıyor.
Müziği Cumhur Bakışkan tarafından hazırlanan operetin başlıca rollerinde Atilla Şendil, Mine Tüfekçioğlu, Mustafa Uğurlu, Melek Baykal, Murat Karasu ve Yetkin Dikinciler var. Dekor ve kostüm tasarımı Naz Erayda'ya ait olan oyunun koreografisini ise Övül Avkıran gerçekleştirmiş.
Metinde yer alan entrikanın 'basitliği', yönetmen Mustafa Avkıran'ın hayli ilgisini çekmiş: "Bildiğimiz Nâzım Hikmet eserlerinden oldukça farklı bu eser.
İmgeleri, göndermeleri yok denecek kadar az. Direkt, çok dümdüz her şey. Ancak o düzlük, basitlik içinde anlattığı şeyleri o kadar temiz anlatıyor ki; bu beni çok heyecanlandırdı. Gerçekten sabun köpüğü gibi hiç ilginizi çekmeyebilir bu metin. Bizim yapmak istediğimiz şey bu oyunla metinle çok örtüşüyor. Basitlik, bizim 'gösteri metnini oluşturma' dediğimiz şeyde çok işimize yaradı."
Memleket gibi gemi!
Metin yapısı kısa epizotlardan oluşan operetin, kahramanları da hayli renkli karakterler. Bu karakterler tıpkı Nuhun Gemisi gibi, fantastik bir gemide, kendi rüyalarının eşliğinde bir hesaplaşmaya gidiyor. Mustafa Avkıran'a göre bu aslında toplumdaki sınıflar arasında yaşanan bir hesaplaşma:
"Çalışanlar, çalıştıranlar, azınlıklar bu gemide... Rüya gibi görülen aslında toplumsal halüsilasyon hali. Bu halüsilasyonda neredeyse proletarya diktatörlüğü dediğimiz o yıllarda iddia edilen şeyin o anda karşımıza çıkan acımasız resmi. Bir gemide birbirinin yerinde olmak isteyenlerin, sonunda, boyalarının yavaş yavaş üzerinden döküldüğü, açığa çıktığı bir durumla karşı karşıyayız. Toplumsal çatışmayı Nâzım çok iyi anlatıyor. Zaten ben de onun anlattığını bölmüyorum."
'Bu Bir Rüyadır' opereti bugün ve yarın saat 20.00'de Taksim Sahnesi'nde. Tel: 0212 249 69 44
***
93 yaşında her gece sahnede
Nâzım Hikmet'in 'Unutulan Adam' piyesini, Muhsin Ertuğrul ile kendisinin birlikte oynaması için yazdığını söyleyen Semiha Berksoy, bu rolü Cahide Sonku'nun bastırması yüzünden kaybettiğini anılarında dile getiriyor. Yine Berksoy'a göre Nâzım Hikmet bunun üzerine Semiha Berksoy'a 'Senin için de bir şey yazacağım' diyerek 'Bu Bir Rüyadır' operetini kaleme almış.
Tiyatro tarihimizde kendine özgü bir yeri olan 'Bu Bir Rüyadır'ın 2001 yılı temsillerinde seyirci karşısına çıkacak Berksoy, operetin dekor tasarımına da çizimleriyle katkıda bulunmuş.