Gettolaşmaya karşı bir festival

Gettolaşmaya karşı bir festival
Gettolaşmaya karşı bir festival

Festivalin açılış filmi Zenne den bir kare Festival Direktörü BİLGE TAŞ Pembe Hayat Derneği Genel Sekreteri KEMAL ÖRDEK

17-24 Kasım'da Ankara Büyülü Fener Sineması Türkiye'nin ilk Kuir Festivali'ne ev sahipliği yapacak. Pembe Hayat Derneği'nin düzenlediği festival, LGBT (Lezbiyen, gey, biseksüel, trans) bireylere yönelik ayrımcılığa dikkat çekerek, Türkiye'de 'kuir' sanatını tartışacak. Açılışı 'Zenne'yle yapılacak festivali, direktör Bilge Taş ve Pembe Hayat Genel Sekreteri, Transgender Europe Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Ördek ile konuştuk.
Haber: CANSU URAS / Arşivi

Festival fikri nasıl ortaya çıktı?
BİLGE TAŞ: Uçan Süpürge’de Uğur Yüksel’le çalışırken ‘Pembesiz Mavisiz’ adlı bir bölüm hazırlıyorduk. Bu bölümde LGBT temalı filmleri oluyordu. Kaos GL ve Pembe Hayat ’la beraber sözel etkinlikli bölümler organize ettik. !f Ankara’da ‘108’ filminden sonra Pembe Hayat’tan arkadaşlarla üniversite öğrencilerinin buluştuğu bir söyleşi düzenledik. Kendi festivalimizi organize etme fikrimiz vardı. “Neden Pembe Hayat’la başlamayalım?” dedik. Pembe Hayat’taki arkadaşlarımız da sıcak baktılar ve bu festival için hazırlıklara giriştik. 

Ülkemizde ‘kuir’ (queer) terimi kullanılmıyor, bilinmiyor. ‘Kuir’i tercih etmenizdeki etken nedir?
BİLGE TAŞ: Kuir, birçok imkânı içinde barındıran bir sözcük. Çıkışı itibariyle bir aşağılama olan bu sözcük aynı zamanda sizi, heteronormatif bir dünyadan ve kurallarından başka bir imkânlılık ve hazzın zeminine çekiyor. 

Böyle bir işe kalkışırken en çok zorlandığınız şey ne oldu?
BİLGE TAŞ: İlk festivalimizi yaptığımız için zorlandık. Filmcilerin ve dağıtımcıların kurumsal anlamda tanıdığı bir festival değildik. İçeriği oluştururken belli bir dağılım yapmamız gerekiyordu. Festivalimizin karnaval havasında geçmesini arzuladık. Birçok etkinliğimiz var ama etkinlikler için sinema dışında bir yerimiz yok. Bu mekânlar bize kapalı. Devlet desteği mümkün görünmüyordu ama belediyeden de mekân anlamında dahi olsa destek alamadık. Bu şekilde kültürel aktivite yapmak çok zor. Devletin destek verdiği kuruma, özel sektör daha kolay destek sağlıyor. Devlet kendi ahlakını toplumda yansıtıyor. Sermayenin ve devletin erkinin el ele oynadığı bu oyunda ‘kuir’ kavramına yer yok. Bize kucağını en çok Büyülü Fener Sineması açtı. Yardımcı olan ama logosunu kataloğa koymak istemeyenler oldu. 

Türkiye ’de ‘homofobi’, eşcinsel ve trans bireylere karşı ‘farkındalık’ sizce ne durumda?
KEMAL ÖRDEK: Türkiye ne yazık ki lezbiyen, gay, biseksüel ve trans (LGBT) bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları, polis şiddeti ve toplumsal dışlanmanın etkili olduğu ülkelerden olmaya devam ediyor. LGBT bireyler istihdam, eğitim, barınma, sağlık hizmetlerine erişimde ayrımcılıkla karşılaşıyorlar ve aşağılanıyorlar. Toplumsal homofobi ve transfobi ciddi bir yoğunlukla devam ediyor. Türkiye, Avrupa’daki 47 ülke arasında trans bireylere yönelik nefret cinayetlerinin en yoğun olduğu ülke. Yargı kurumları, LGBT bireylere yönelik işlenen suçlar konusunda mağdurları değil; failleri korumakta, cinayete maruz kalan trans veya eşcinsellerin katillerine ceza indirimleri verilmekte. Durum toplumsal anlamda, LGBT örgütlerin çabalarıyla yavaşça değişiyor olsa da, hükümet talep ettiğimiz LGBT’leri koruyacak yasa tasarılarında bizi dışarıda bırakıyor. 

‘Kuir’ olgusu açısından Türkiye’de ironik durum söz konusu. Filmlerde ya da sahnede kadınsı hareketler sergileyenler seviliyor ama günlük hayatta karşılaşınca nefret ediliyor. Neden?
KEMAL ÖRDEK: Türkiye toplumu ikiyüzlü davranıyor. Sahnede Bülent Ersoy’u, Zeki Müren’i, Fatih Ürek’i, Aydın’ı ve Huysuz Virjin’i yıllarca alkışla ve övgüler yağdır sonra da ailenizde, sokakta bir LGBT aktiviste rastladığınızda onları aşağılayın, hakaret edin ve hatta “Bunların ölmesi gerek” deyin. Bunun tek bir ifadesi var: İkiyüzlülük. Bu havadan inen soyut bir durum değil; militarist, heteroseksist ve ataerkil sistem toplumu bu şekilde davranmaya itiyor. 

KuirFest’in temel mesajı nedir?
BİLGE TAŞ: Mottomuz, “Gökkuşağının altında hepimize yer var!” düşüncesi. Kimsenin birbirini ötekileştirmediği ve hazzın rahatsızlığa feda edilmediği bir festival yaşamalarını istiyoruz. LGBT bireylerin gettolaşmasını kırmak istiyoruz. Sadece kendimizi güvende hissettiğimiz yerlerde yaşamak yerine, toplumun tamamının birlikte yaşayabildiği bir dünya hayal etmek istiyoruz. Bu dünyayı da hayal ederken sanatı ve sanatın getirdiği tartışmaları araç olarak kullanmayı umuyoruz. 

Festivalin içeriğinde neler var?
BİLGE TAŞ: Açılışı ‘Zenne’ filmi ile yapıyoruz. Yönetmenler ve oyuncular Ankara’da olacak. Ümit Ünal’ın son filmi ‘Nar’ da tüm ekibin katılımıyla Ankara’da gala yapacak. ‘Gökkuşağının Altında’ bölümünde Almanya’dan Arjantin’e ödüllü LGBT filmleri ilk kez görücüye çıkıyor. KuirFest’in lezbiyen tarihinin öncü kadınlarına yer verdiği ‘L Tarih’ bölümünün ilk konuğu, 19. yüzyılda yaşamış lezbiyen şair Anne Lister. Sappho’dan beri edebiyat dünyasında dillendirilmeyen kadın kadına aşkı yeniden sözcüklere döken Anne Lister’ın hayatı iki filme konu oluyor. Kanada’nın en önemli kuir festivali Reelout Queer Sinema ve Video Festivali’nin, Pembe Hayat KuirFest’e özel hazırlanan ‘Kanada’dan Kuir Bakış’ bölümünde Kanada’da kendini ‘kuir’ olarak tanımlayan kişilerin hikâyelerini bir araya getiren dört film var. Pembe Hayat KuirFest’e özel hazırlanan bir diğer konuk program ise Amsterdam’da düzenlenen TranScreen Film Festivali’nden geliyor. Bu bölümde Almanya, Amerika, Avustralya, Filipinler, Hollanda ve Kanada’dan 11 kısa film gösterilecek.

‘Kuir’ nedir?
Türkçeye ‘tuhaf, garip, ucube’ gibi kelimelerle çevrilebilecek, erkek eşcinsellere hakaret etmenin en meşhur ifadesi ‘ibne’de karşılık bulan kuir, 80’lerde eşcinselleri aşağılamak için kullanılan bir kavramdı. 90’lı yıllarda farklı cinsel kimlik ve yönelimlerden kişi ve grupların sahiplendiği kavram, günümüzde politik bir kimliği tarif ediyor.
Kuir teorinin esas meselesi, ne olduğu değil, neye karşı olduğuyla ilgilidir. Doğduğumuz günden itibaren cinsiyetimizle ilgili her türlü koda, öğretilenlere, bildiklerimize karşı çıkar. İçine doğduğumuz heteroseksist düzene ve heteronormatif ideolojiye, toplumun ‘normal’ saydığı her şeye saldırır. Cinsiyetler ve yönelimler arasındaki geçişliliğe inanır.
Kuir teorisi, heteronormatif ideolojiye ayak uydurmuş eşcinsellere ve translara da karşı çıkar. Politikadan sanata, heteroseksist ideolojinin içine yerleştiği pek çok alanda, zevk alma ve vermeyi engelleyen her türlü düşünce, kişi ve kurumla mücadele eder.