Gezici Festival'den unutulmaz hikâyeler

Gezici Festival'den unutulmaz hikâyeler
Gezici Festival'den unutulmaz hikâyeler
Kars'ta küçük bir bar, Bolero... Cem Yılmaz darbuka, Olgun Şimşek güğüm çalıyor, Uğur Yücel türkü söylüyor; mekanda bulunan Kenan İmirzalıoğlu, Şener Şen, Nejat İşler, Tuncel Kurtiz, Tarık Akan, Zeki Demirkubuz, Erkan Can da onlara eşlik ediyor... Paparazzi programlarına çıkan böyle bir manzaraya Gezici Festival'den başka bir festivalde tanık olmanız pek mümkün değil. 20'nci yılını kutlayan Gezici Festival'i direktörü Başak Emre ve genel sekreteri Ahmet Boyacıoğlu'yla konuştuk, inanılmaz hikayeler dinledik...
Haber: SİNAN YUSUFOĞLU / Arşivi

20. yıla dair özel bir duygu oluyor mu gerçekten? Nasıl bir hissiyat içindesiniz, 20 yıl nasıl geçti?
Başak Emre: İlk yıllar daha rahattı aslında, her açıdan. Daha severek, daha coşkuyla yapıyorduk festivali. Son yıllarda yerel yönetimlerin bakışları çok değişti festivallere karşı. Biz Kars’ta, Bursa’da çok coşkulu kutluyorduk festivali. Şimdi daha küçük olanaklarla yetiniyoruz maalesef. Tam anlamıyla bağımsız olabilmesi gerekiyor festivallerin, yerel yönetimlerle çalışmak çok zor. Çok tutucular ve gittikçe daha da tutucu olmaya başlıyorlar. Sinop Belediyesi’yle yaşadığımız bir sorunun ardından bu yıl tamamen bağımsız, kendi imkânlarımızla yapıyoruz festivali örneğin Sinop’ta. Ne belediye, ne valilik…
Ahmet Boyacıoğlu: Daha iyi oluyor aslında, istemiyoruz artık. Herkes kendi yoluna gitsin. Böyle daha iyi… 


Başak Emre, Ahmet Boyacıoğlu ve Gezici Festival'in 'yol arkadaşı' Tuncel Kurtiz.

Festivalin ilk yıllardan bu yana bir taraftan da sineması olmayan şehirlere festival götürmek gibi bir misyonunuz var. Kars gibi mesela…
Başak Emre: Evet tabii… Şimdi de Sinop’ta benzer bir durum var. Sinop’ta sinema yok. Bütün sistemimizi taşıyoruz. Orada bir halk eğitim merkezi var. Tüm sistemimizi oraya kuruyoruz. Yapımcıları da zorluyoruz. Ayrıca HD kopyalar yaptırıyoruz. Fakat tüm bu olumsuzluklara rağmen orada çok güzel geçiyor gösterimler. Sinop’ta bir sinema salonu var ama kapalı maalesef. Kars’a gittiğimizin ertesi yılı sinema salonu açılmıştı.

Festival vesile oldu buna değil mi?
Başak Emre: Evet öyle de diyebiliriz, oldu. Kars ve Artvin’de oldu. Hala sinema salonu olarak devam ediyor mu bilmiyorum ama bizden sonra bir süre daha sinema salonu olarak çalıştı Artvin’deki kültür merkezi. Onun dışında Kars’ta birçok sinema filmi çekildi festivalden sonra. Mesela, Reha Erdem’in “Kosmos” fikri orada, festivale geldiğinde ortaya çıktı. 

Onları hiç böyle görmediniz!


Kars’ın sizin için hep özel bir anlamı oldu değil mi?
Başak Emre: Doğru, çok özeldi orası. Oradaki büyü bir daha yakalanamadı.

Festival tarihinde sizin için Kars gibi özel yeri olan başka şehirler var mı?
Başak Emre: Var tabii. Benim için Kars’tan sonra Van geliyor. Festivalin 10. yılı, 2004 senesi. En etkilendiğim şehirlerden biridir. Seyirci ayakta izledi filmleri. Devlet Tiyatrosu’nun 400 kişilik salonunda gösterim yaptık ve boş yer yoktu. 2 saat ayakta film izlediler… Başka hiçbir yerde öyle bir seyirci görmedim. Sonra işte hep anlattığım bir anım var Van’da, çok hoşuma gider. Seans bittikten sonra Kayseri’ye doğru yola çıkacağız. O zaman da 35 mm bobinler var, biliyorsun. Bobinleri minibüse yerleştirdik, artık son 35’lik filmin hazırlanmasını bekliyoruz, binip 16 saat yol gideceğiz. Son seans nasıl dolu! Tıklım tıklım yine. Çok mutluyuz. Bekliyoruz filmin bitmesini. Film bittikten sonra makinistin bobini hazırlaması gerekiyor. Bir de çok soğuk bir gündü, çok iyi hatırlıyorum. Yani o soğukta sırf bizi yalnız bırakmamak, bizimle sohbet edebilmek için yanımıza gelenler vardı. O soğukta sokakta yaptığımız sinema sohbetini hiçbir yerde yaşamadım ve onu hiç unutamıyorum. Çok sıcak bir seyirciydi ve yıllarca hep sordular “Bir daha Van’a gelmeyecek misiniz?” diye.

Düşünüyor musunuz tekrar Van’a gitmeyi?
Başak Emre: Ben iki üç kez aradım Van Belediyesi’ni. Belediyedeki kültür müdürü “Biz eğer filmleri seçebilirsek gelebilirsiniz” dedi. Ben de “Zaten bizim politik bir çizgimiz var ve size de çok ters düşmeyecek bir çizgi aslında. İsterseniz size kataloglarımızı yollayalım, bir bakın inceleyin” dedim. Hiç ilgilenmediler maalesef. Yoksa bizim gerçekten tekrar dönmek istediğimiz bir şehirdir Van.
Ahmet Boyacoğlu: Artvin de çok özeldi. İyi bir seyircimiz vardı. Lars von Trier gösteriyoruz. Salonda örgü ören yaşlı teyzeler var, bir taraftan da filmi izliyorlar. (Gülüşmeler)
Başak Emre: Çok ilginç bir seneydi o da. Çok büyük bir salondu ve hep doluyordu. İlgi büyüktü.
Ahmet Boyacoğlu: Van da çok iyiydi. Ortalık birbirine girdi. 400 kişilik salonda yer kalmayınca, ayakta izledi insanlar.
Başak Emre: Bursa’yı da hiç unutmam. Festival ikinci senesi, 1996. İlk gittiğimiz yıl hiç kimse yok. Gerçekten yok. Çok iyi hatırlıyorum. Tayyare Kültür Merkezi’ndeki sinema salonu bomboştu. Sadece ön sıralarda Murat Özer’ler falan var. İstanbul’dan çağırdığımız konuklarla izledik filmleri. Halktan hiç ilgi yoktu. (Gülüyor)

Sonraki seneler nasıldı Bursa?
Başak Emre: Daha sonra inanılmazdı. Her yıl seyirci sayısı ikiye üçe katlanarak devam etti festival.
Ahmet Boyacoğlu: O zamanki başkan çok kızmıştı mesela. Salona gelip çok az sayıdaki izleyiciyi görünce “Bu ne! Çağırdık insanları, gelin film izleyin diye, kimse gelmiyor” demişti. O zaman Bursa belediye başkanı Erdem Saker’di. ANAP’lıydı. Gelip bütün filmleri bizimle birlikte izliyordu.

Şimdi var mı öyle başkanlar?
Başak Emre: Tabii bir de Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu vardı. Naif Bey festival dönemi her yerde bizimleydi. Sinemada bizimleydi, sinema çıkışı yemeklerde bizimleydi, panellerde bizimleydi, barda bizimleydi, dans ediyordu. Yani neredeyse hiç ayrılmıyordu yanımızdan. Naif Alibeyoğlu çok özel bir örnek. Onun gibi bir belediye başkanı olmadı bizim açımızdan. Festivalin önünü çok açtı, sağ olsun.

Gözlemlediğim kadarıyla sizin seyirciyle kurduğunuz ilişki de Türkiye’deki diğer festivaller gibi çok ‘resmi’ değil. Daha yakın, daha dostça bir ilişki kuruyorsunuz genellikle.
Başak Emre: Tabii bir şehre konuk olunca doğal olarak hep sinemada oluyoruz, kopuk değiliz seyirciden. Ofis veya herhangi bir yer olmadığı için sinemadayız sürekli ve seyirciyle bir arada oluyoruz. Yani onun da getirdiği bir yakınlık var.
Ahmet Boyacoğlu: Tabii, açlık da vardı. Geçmiş yıllarda filmlere ulaşmak bu kadar kolay değildi. 2004’tü sanıyorum. ‘Yazı Tura’ filmini götürdük Kars’a. Uğur Yücel’i de çağırdık. Salon 300 kişilik en fazla. Salon doldu hemen, merdivenler de doldu, bir o kadar insan da dışarıda. “Filmi bir daha göstereceğiz” dedik. Hava da nasıl soğuk. Millet bekliyor dışarıda. Salon ikinci kez doldu. Yine birçok insan dışarıda kaldı. Filmi ertesi gün üçüncü kez gösterdik.
Başak Emre: Ve Kars’ın o soğuğunda insanlar kapıda beklediler. Salonda yer bulamayız kaygısıyla gitmediler yani. Bir de Uğur Yücel dışarıda kalan insanlara anons yaptı balkondan: “Telaşlanmayın, bir kez daha göstereceğiz” diye. (Gülüşmeler) 


Gezici'nin resmi davulcusu Uğur Yücel!

Uğur Yücel’in festivalle de ilişkisi hep çok özel oldu değil mi? Daha sonra 2007 yılında da Cem Yılmaz, Uğur Yücel ve Şener Şen’in festival için Kars’a gelmesi…
Başak Emre: O yıl çok enteresan bir buluşma oldu. Unutamadığımız senelerden biridir. Herkes oradaydı diyebilirim. Olgun Şimşek, Cem Yılmaz, Şener Şen, Kenan İmirzalıoğlu, Zeki Demirkubuz, Uğur Yücel.
Ahmet Boyacoğlu: Tarık Akan, Nejat İşler, Tuncel Kurtiz, Erkan Can.
Başak Emre: Hatta festival tarihinde bir ilktir. Magazin programlarına bile bu ekip sayesinde çıktık. (Gülüyor) 

Gezici'nin güğüm orkastrası... Cem Yılmaz ve Olgun Şimşek güğüm çalıyor, Uğur Yücel türkü söylüyor.
Uğur Yücel, Olgun Şimşek ve Şener Şen'li bu unutulmaz fotoğrafta aynaya dikkat! Kenan İmirzalıoğlu değil mi o?

Ahmet Boyacoğlu: Evet paparazziye çıkmıştık. Tabii her şey kendiliğinden gelişti o sene. Zeki Demirkubuz ve Cem Yılmaz’la bir söyleşi yapıyorduk. Salon ağzına kadar dolu. “Ne oluyor lan burada” diye arkadan bir ses geldi. Bir baktık Uğur Yücel. Yanına almış Şener Şen’i, Kenan’ı, Olgun’u. Birden bastılar sahneyi. Bu arada biri bana “Salonun balkonu çöker mi?” diye soruyor. “O kadar fazla insan var ki balkonda, çöker mi?” Ben de düşündüm, “Herhalde çökmez” dedim. Ama o balkonun taşıyamayacağı ciddi bir ağırlık var. Çünkü yer olmadığı için insanlar ayakta, balkondan sarkmışlar. Çok garip bir görüntüydü, fotoğrafları var o anın. Çökmedi neyse ki. (Gülüşmeler) 

Gezici'nin Kars'taki unutulmaz anlarından biri: Uğur Yücel, Olgun Şimşek, Kenan İmirzalıoğlu ve Şener Şen, Cem Yılmaz-Zeki Demirkubuz söyleşisini basıyor!


Başak Emre:
Sonra Kars’ta Bolero Bar var, biliyorsun. Her akşam başka bir konser oluyordu festival günleri. Baba Zula, Gevende, Aynur, Replikas, Erkan Oğur, rahmetli Selim Sesler. Hepsi gönüllü olarak geldi yıllarca. Çok keyifli oluyordu.
Ahmet Boyacoğlu: Peki bir sonraki yıl ne oldu? Kars’ta yeni belediye başkanı seçildi. İlk söylediği laf: “Artık festival yapmayacağız.”
Başak Emre: Evet evet nasıl öfkelendiyse… Gerçekten ilk verdiği demeç festivalle ilgiliydi.
Ahmet Boyacoğlu: Ondan sonra aradan iki yıl geçti. Aynı başkan, “Hadi tekrar gelin” dedi. Çünkü şöyle bir şeyin farkına vardılar. Oraya 400-500 kişi geliyor ve herkes iki kilo kaşar alsa bir ton kaşar, herkes bir kilo bal alsa 500 kilo bal oluyor.
Başak Emre: Tabii biz gitmeyince Karslılar da çok soruyordu. Esnaf da belediyeyi sıkıştırıyormuş.
Ahmet Boyacoğlu: Yani festivalin kısa süreli de olsa kentin ekonomisine inanılmaz bir katkısı olduğu ortaya çıktı. Ama gitmedik bir daha, artık çok geçti! 


Nejat İşler, Gezici'nin bir Kars gecesinde.
Ekonomi bir yana, sineması olmayan şehirde insanlar koca perdede film izliyordu. Çok önemli filmler de gösterildi o yıllarda. Kültür sanat alanında da şehir çok gündemdeydi o dönem.
Başak Emre: Tabii orası da var. Mesela Variety’den sinema yazarı Jay Weissberg “Siz Kars’ı haritaya yerleştirdiniz” diye yazdı daha sonra.
Ahmet Boyacoğlu: Bir de Kars’ın çok da mistik, hoş bir yanı var. Ani’ye gidiliyor, buz tutmuş Çıldır Gölü’nde balık tutuluyor. Sarıkamış’a gidiliyor, ateşler yakılıyor. Tuncel Kurtiz Kars’ta sürekli hep başrolde.
Başak Emre: Onu söylemek lazım. Çünkü bizi Naif Alibeyoğlu’yla tanıştıran Tuncel Ağabeydir.

Evet onu ayrıca sormak istiyordum. Yeri gelmişken Tuncel Kurtiz’in sizin için hep özel bir yeri oldu hep. Festivalin ilk yıllarından itibaren yanınızda ve ‘yol arkadaşı’nızdı. Sizin için anlatması zor biliyorum ama Tuncel Kurtiz’le olan ilişkinizden bahsetseniz.
Başak Emre: İlk kitapla mı başlamıştı Ahmet?
Ahmet Boyacoğlu: Yok daha öncesi var. Festivalde her yıl Türk sinema tarihinden bir film gösterelim düşüncesi vardı. 1996 ya da 1997 Bursa yılları. ‘Umut’u gösterdik, sonra ‘Sürü’yü gösterdik. Sonra bir baktık ki her yıl bir film gösteriyoruz ve o filmde de Tuncel Kurtiz var. (Gülüşmeler) 1999’da “Hadi Tuncel Kurtiz özel bölümü yapalım” dedik. Bir de kitap hazırladık o yıl. Kitabın adı: “Oyuncu: Tuncel Kurtiz”. O kitabın hazırlıkları sürerken Tuncel Kurtiz ortadan kayboldu. Arıyoruz, ulaşamıyoruz. Cep telefonu da o kadar yaygın değil o zamanlar. Meğer bir by-pass ameliyatı geçirmiş. Neyse ameliyatı atlattı, toparlandı, festival için Ankara’ya geldi. Ben o anı çok iyi hatırlıyorum. Keşke bir kamera olsaydı da kaydedebilseydik. Büromuz o zaman Tunalı Hilmi üzerinde. Geldi, oturdu. Tesadüf, yarım saat sonra kitap geldi ofise. Daha yeni matbaadan çıkmış, ıslak. Kitabı aldı eline, baktı. Sayfaları çevirirken gülüyor, sonra gözyaşlarına boğuluyor, ağlıyor, sonra tekrar gülüyor. Çok sevindi. O yıl bizimle Drama’ya geldi. Sonra 2000’de beraber iki kısa film çektik. (Cenaze Töreni ve 3x8=24)
Başak Emre: Sonra onun için Bursa’da 2005 yılında sürpriz yaş günü partisi yaptık festivalde.
Ahmet Boyacoğlu: Evet, sürpriz bir parti yaptık 70 yaşına girdiğinde. Bütün arkadaşlarını davet ettik. Yunanistan’dan yönetmen arkadaşı Costas Ferris geldi. İsveç, Almanya ve İsrail’den dostları geldi ve hiçbirinin haberi yok partiden, sürpriz olacak herkese. On dakikalık bir film yaptık Tuncel Usta için, çok matrak bir şeydi. O filmi gösterdik Tayyare Kültür Merkezi’nde. Sonra herkesi sahneye çıkartıp kutlama yaptık.
Başak Emre: Bir de şunu eklemek istiyorum Tuncel Ağabey’le ilgili. Son yıllarda çok yorulduğumuz, “Aman artık festivali yapmayalım” dediğimiz zamanlarda, hep “Bırakmayın bu festivali, bırakmayın” diye bizi en çok yüreklendiren de Tuncel Ağabey oldu. Şu anda bile kendimi çok yorgun hissettiğimde onun sözleri aklıma gelir. Festivali Edremit’e götürmemizi çok istiyordu. Maalesef onun ölümünden sonra gidebildik. Daha çok şehre gidelim istiyordu. Hep bizi yüreklendiriyordu. 


BabaZula, konserine masaların üzerinde devam ediyor. 
Biraz da festivalin ilk yıllarına dönelim. Nerden çıktı Gezici Festival yapma fikri? Bir gün oturuyordunuz ve “Hadi arkadaşlar hem gezip hem de film gösterelim” mi dediniz?
Başak Emre: Biz Ankara Film Festivali’nde çalışıyorduk o zamanlar ekipçe. Bir gün bizim hiç tanımadığımız birileri geldi ofise ve “Siz artık çalışmıyorsunuz, sizin değil bu festival” dediler. O zamanlar tabii ben çok gençtim, çok üzüldüm. Ne yapacağız, ne edeceğiz diye düşünüyoruz kara kara.

1995’ten önce mi oldu bu olay?
Başak Emre:
1995’te oldu. Haziran ayında genel kurul oldu vakıfta ve yeni bir ekip seçimleri kazandı. Onlar kazanınca biz de işsiz kaldık işte. Ki o festival, yani 7. Ankara Film Festivali, festival tarihinin en iyi festivalidir. 49 bin seyirci sayısına ulaştı o sene. Zaten Ankara bir daha öyle bir seyirci de görmedi maalesef. İşte biz böyle ortada kalınca, “Ne yapalım” derken, Ahmet bir fikir attı ortaya. “Madem biz bu kadar çalışıyoruz, bir yıl boyunca bu kadar çok emek harcıyoruz. O zaman daha çok seyirciye ulaşalım, bu filmleri başka şehirlere de götürelim” dedi. Tamamen Ahmet’in fikridir yani.

İlk yıllar şimdikinden daha çok şehir geziyordunuz değil mi?
Başak Emre: Evet öyle oluyordu. Ortalama dört şehir geziyorduk. 


Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre.

O yıllarda festival yapmak şimdikinden daha zor. Ama sizde hep büyük bir heyecan ve heves var. Şimdi de sürüyor mu bu?
Ahmet Boyacoğlu:
Heves olmadan yapılır mı? İnatçılık ve heves. Tabii o zamanlar daha genç ve enerjiktik. Şimdi o yok işte. Hiç unutmam İstanbul’da festivali yaptığımız yıl, son seans acayip yorulmuşuz. 23.30’da bavulları topluyoruz başka şehre geçeceğiz. Bir taraftan da bobinlerin sarılmasını bekliyoruz. Serdar’la (Aygün) FİTAŞ Sineması’na inip James Bond seyrediyoruz o saatte. Sevna (Aygün) geldi, bizi kovaladı. (Gülüyor) Gece yarısı yola koyulduk, sabah 09.00’da İzmir’deydik. 12.00’de de ilk gösterimi yapıyorduk. Böyle bir enerji ve koşturmaca hali… Bir de o 35 mm’lerin taşınması ayrı dert. O zaman ne internet yaygın, ne DCP var, ne DVD var, ne internetten film indirmek var. Hiç unutmam Bursa’dayız, 1997 yılında. Çok özel bir Macar filmi izleyeceğiz; Miklos Jansco’nun ‘Kızıl İlahi’ adlı filmi. Atilla Dorsay bas bas bağırıyor “Bunların hepsi hayvan, bunlar adam değil” diye. Bütün genç sinema yazarları futbol maçı izlemeye gitmiş. O akşam önemli bir maç vardı. Atilla Dorsay filmi tek başına izledi. O filmi 35 mm başka bir yerde izleme durumu yok ki. DVD de yok. Atilla Dorsay çok kızmıştı. (Gülüşmeler)

Bursa’da da çok güzel anılarınız var.
Ahmet Boyacoğlu: Var tabii. Mesela 2005 yılını da hiç unutmam. Festivalin 11. yılı. “Babam ve Oğlum’u açılış filmi yapalım” dedik. Filmin Türkiye’de gösterime girdiği gün, biz de festivalde açılışını yapıyoruz. Hülya Koçyiğit’i çağırdık sunucu olarak. ‘Babam ve Oğlum’un bütün ekibi geldi. Hepsi sahnede. O zaman herkes Bursa’ya gitmek için Taksim’de AKM’nin önünde beklerdi. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin otobüsü gelip bizi Taksim’den alırdı. Şarkı türkü hep birlikte Bursa’ya gidilirdi. Geldik AKM’nin önüne. Saat ikiye yirmi var. Kenan’ı aradım, “Otobüs nerede?” diye sordum. “Hemen dönüyorum sana” dedi. Beş dakika sonra döndü. “Abi, otobüs sizi bekliyormuş Tayyare Kültür Merkezi’nin önünde.” “Kenan” dedim “Biz İstanbul’dayız”. Otobüs yok. Gecikmeli olarak yola çıktık. Bir yağmur başladı. Felaket, göz gözü görmüyor, olacak şey değil. Korkunç bir durumdayız, ne yapacağımız belli değil. Son anda yetiştik açılışa. Salona bir girdik, 703 kişilik Tayyare Kültür Merkezi’nde yer yok, millet merdivenlerde bile oturmuş durumda. Tabii biz filmi izleyecek durumda değiliz, başka kavgalar, tartışmalar var. Film de korsana çıkmasın diye, diyalog listesini yolladılar. Kızım çeviriyordu listeyi. “Baba, bu adam ölecek galiba. Ben bu filmi çevirmek istemiyorum” diyordu çevirirken. Filmin sonlarına doğru salona girip baktım, herkes ağlıyor hüngür hüngür. Felaket durumda ortalık, inanılmaz bir şey. Öyle bir ortam ki! Hülya Koçyiğit’in orada olması da bir başka olay. Çağan (Irmak) ve bütün oyuncuların orada olması da. Benim çocukluğumdaki Yeşilçam filmlerinin galalarına benziyordu. Hiç unutmam.

Cem Yılmaz’ın festival konuğu olduğu 2007 yılında da uçak rötar yaptığı için 11 saat havaalanında beklemişsiniz.
Ahmet Boyacoğlu: Evet, 11 saat İstanbul Havaalanı’nda beklemiştik, onu da unutmam. Uçak kalkamamıştı kötü hava şartlarından dolayı. 2007 yılı. Havaalanına geldik, İstanbul’dan Kars’a gideceğiz. Sabahın erken saatleri… Uçak kalkmıyor bir türlü. Tam 11 saat bekledik. Cem Yılmaz, Zeki Demirkubuz, Reis Çelik vardı. Bir de Bergman’ın yapımcısı Katinka Farago vardı. Kalabalık bir grubuz, hep birlikte bekliyoruz. (Gülüşmeler) Cem Yılmaz o ara bir fotoğraf makinesi almıştı, Leica. Onu gösteriyordu bize, fotoğraflar çekiyordu. Kimse dönmedi. Akşama kadar uçağın kalkmasını bekledik. Neyse akşam 8’e doğru indik Erzurum’a. Erzurum’dan da bir otobüs ve bir minibüsle Kars’a gideceğiz. Kar kış kıyamet. Bergman’ın yapımcısı en önde oturuyor. Otobüs 110’la filan gidiyor. Kadın bana dönüp “Yerler buz, otobüs çok hızlı gitmiyor mu?“diye sordu. “Yok yerler buz olamaz” dedim, kadını rahatlatmaya çalışıyorum. Sonra bir baktım ki yerler buz gerçekten, cam gibi. Ama şöfor alışık, 110’la gidiyor. Arada bir de dönüp Bergman’ın yapımcısına bakıyor ve gülüyor. (Gülüşmeler)
Başak Emre: Cem Yılmaz Kars’a geldiğinde de Sarıkamış’ta bir otele götürelim dedik sıkılmasın diye. Zeki’yle (Demirkubuz) ikisini ben götürdüm fakat daha kayak mevsimi açılmamış. Bir gittik, buz gibi, bomboş, koskoca bir otel. Kimse yok. Orada bir yemek yedik. Üçümüz birbirimize bakıyoruz. “Biz ne yapıyoruz burada” der gibi. Otel ısıtılmamış, donuyoruz. O akşam tabii hemen geri döndük Kars’a. Sonra Cem’i Kar Otel’e götürdük. Fakat o kadar festivalin içine girmişti ki, “Hayır” dedi “Ben Simer Otel’de kalacağım.” Simer’e geçti. Tüm konuklar ve festival ekibi Simer’de kalıyordu çünkü. Özel bir otelde kalmak istemedi.
Ahmet Boyacoğlu: Aynı yıl Şener Abi’yi (Şen) minibüse bindireceğim, yemekten sonra. Otele gidecek. O sırada bir adam geldi, elinde iki naylon torba. Bizi gördü. Geldi yanımıza. Elindekileri göstererek “Tut şunları!” dedi bana. Torbaları tuttum. Çıkardı cep telefonunu. “Olmadı, bırak!” dedi. Bıraktım torbaları. Verdi elime telefonu, “Çekk!” dedi. Aynen bu. Geçti Şener Abi’nin yanına, Şener Abi de hiç sesini çıkarmıyor. Adama bakıyoruz şaşkınlıkla. Fotoğrafı çektim. Aldı telefonu, cebine koyup gitti. Böyle şeyler de oluyordu yani. (Gülüşmeler)

OHAL Valiliğinin yasağı nedeniyle 1998 yılında Diyarbakır’a gidemediğinizi okumuştum.
Başak Emre: Evet, 1998’de festivali Diyarbakır’a götürecektik, gidemedik. Festivalin Diyarbakır ayağını KAMER (Kadın Araştırmaları Merkezi) ile yapıyoruz. Bütün biletler satılmış, herkes heyecanla bekliyor. Çok mutluyuz biz de. Gece yattık, sabah erkenden uçağa bineceğiz. Havaalanına giderken “Gelmeyin” dediler. İptal edildi.
Ahmet Boyacoğlu: Diyarbakır Valiliği ve Emniyet’in festivale verdiği izni, OHAL Valiliği iptal etti ve gidemedik. “Yapacağınız etkinlik bölgemizde yürütülen terörle mücadele çalışmalarını olumsuz olarak etkileyebileceğinden, ayrıca terör örgütü ile ilişkisi bulunan bazı gruplarca kullanılabileceğinden 2935 sayılı OHAL Kanunu’nun 11. maddesi gereği adı geçen organizasyonun ve etkinliklerin yapılmaması uygun görülmüştür” gibi bir gerekçeyle iptal ettiler. Hatta Avrupa Birliği Ankara Temsilcisi Büyükelçi Karen Fogg, Dışişleri Bakanlığı ile görüştükten sonra, yasaklamanın nedenini araştırmak üzere Diyarbakır’a gitmişti. Diyarbakır’da Szabo, Bergman ve Carlos Saura’nın filmlerini gösterecektik o yıl. Jiri Menzel’in ‘Sıkı Denetlenen Trenler’i de vardı programımızda ama festivali sakıncalı buldular. Üç yıl sonra, 2001’de gidebildik ancak. Hatta Karen Fogg’un da katıldığı bir resepsiyon verildi. 1998’de festivali yasaklayan OHAL Valisi de vardı resepsiyonda. (Gülüşmeler)

Bu olay basında yer aldı mı o yıllarda?
Başak Emre: O yıl iptal olunca biz basına duyurduk bunu. Pek ilgilenen olmadı. Bir tek köşesinde Doğan Hızlan yazmıştı.
Ahmet Boyacoğlu: O dönem internet, e-mail falan da yok. 72 basın kuruluşuna faks çektik. Cumhuriyet’te ve Radikal’de küçük haberler çıktı. Pek görmedi basın bu olayı. Bu arada tabii ikinci gidişimizde, 2001’de OHAL Valisi de yanımızda olduğu için kimse salona girip filmleri denetleyemiyordu. İçerde Costa Gavras’ın ‘Z’ (Ölümsüz) filmi oynuyor. Denetleme yok. Vali orada; sıkıysa denetle!

İyi film denk gelmiş! (Gülüşmeler)
Ahmet Boyacoğlu:
1999 yılında gösterimleri Fransız Kültür Merkezi’nde yapıyoruz Ankara’da. Hatta film gösterimi sırasında Düzce’de büyük deprem oldu. O yıl Fransız Kültür Merkezi emniyetsiz olduğu gerekçesiyle kapatıldı, sonra da yıktırıldı. En son biz film göstermiştik orada. İşte o yıl bu “Avrupa Birliği Uyum Yasaları” daha çıkmamış, bütün izinler valilikten alınıyor, festivali polisler denetliyor. İlk gün bir sivil polis geldi. Baştan sona bütün filmleri izliyor salonda. Adam için de çok sıkıcı bir şey tabii ki. Hiç unutmuyorum son gün Ettore Scola’nın ‘Balo’ filmini gösteriyoruz, filmde hiç diyalog yok. 15 dakika sonra dışarı çıktı bizim sivil polis, “Kimse konuşmuyor” dedi. “Bu film böyle” dedim. “O zaman ben evime gidiyorum. Yeter bir haftadır çektiğim eziyet” deyip gitti. (Gülüşmeler)

20. yıl programına dair konuşsak biraz. “Sinema Aşkına” teması ve bölümüyle kutluyorsunuz bu yılı.
Başak Emre: Evet elimizden geldiğince özel şeyler yapmaya çalıştık 20. yıl için. “Sinema Aşkına” bizce de iyi oldu. Danışmanımız Ahmet Gürata’nın önerisiydi o bölüm. Böyle kutlayalım istedik 20.yılı. Bölümde özel filmler var. Abbas Kiarostami’nin ‘Yakın Plan’ı, Kieslowski’nin ‘Amatör’ü, Mark Cousins’ın ‘İlk Film’i, Godard’ın ‘Dile Veda’sı sinema perdesinde görülmesi gereken filmler. Son iki yıldır video sanatçılarıyla sergiler yapıyoruz. Bu yıl “Canan” sergisi var, çok önemli.

Murathan Mungan’ın seçkisi ve “Osmanlı’dan Manzaralar” bölümü de var programda.
Başak Emre: Murathan Mungan’ın “Gerçeğe Açılan Üç Kapı” seçkisi çok önemsediğimiz bir bölüm. Geçen yıl yazar Barış Bıçakçı’nın seçkisine yer vermiştik. Bu yıl ne yapalım derken, aklımıza ilk Murathan Mungan geldi. Çok sevdiğimiz bir yazar ve sinemayla da ilişkisi çok güçlü. Bizim için çok güzel filmler seçti. Festival kapsamında bir de söyleşisi olacak Ankara’da.
‘Osmanlı’dan Manzaralar’ı da eleştirmen Jay Weissberg’in önerisiyle yaptık. Eye Film Institute ile ortaklaşa yapıyoruz bu bölümü. 1896 – 1922 yılları arasında Osmanlı topraklarında çekilen filmler gün yüzüne çıktı. Osmanlı’ya ve sinema tarihine farklı bir gözle bakmayı sağlayan, süreleri 2 dakika ile 13 dakika arasında olan 17 kısa filmden oluşuyor. Ankara’da ilk kez gösterilecek bu filmlerin ardından Elif Rongen Kaynakçı ve akademisyen Nezih Erdoğan filmlere dair sunum yapacaklar.
Ahmet Boyacoğlu: Geçen yıl Tuncel babayı kaybedince onun festivalde yer alan arşiv görüntülerinden 43 dakikalık bir belgesel yaptık ve gösterdik: “Gezici Festival’in Yol Arkadaşı Tuncel Kurtiz.” Bu yıl da Tuncel’in 1978 çektiği “E5 Ölüm Yolu”nu gösteriyoruz anısına.

Yıllar içinde festival seyircisi azaldı mı peki?
Başak Emre: Büyük şehirlerde evet, ama Anadolu’da hayır. Aslında sinema salonları azaldı, küçüldü. Bu da seyirci sayısında azalmaya neden oluyor. Ankapol vardı eskiden, Kavaklıdere vardı. Çok büyük salonlar vardı.
Ahmet Boyacoğlu: Kapasite kısıtlı. Bende geçmiş yılların seyirci sayılarına dair notlar var, hâlâ saklarım. Şöyle yazmışım mesela, yedi salonda gösterim yapıyoruz. Kızılırmak Sineması: 613. Aynı anda 600 kişi film izliyor. Aynı seansta Kavaklıdere Sineması’nda da gösterim yapıyoruz. Onun da karşısına yazmışım, 646. Aynı gün bu. Diğer tarafta Metropol 1 var; orası da 600 kişilik. Orada da yazmışım 597. Bir hesap yapıyorsun bir günde bir salonda 2000 kişi film izliyor. Şimdi yok böyle bir durum.

20 yıl oldu. Bundan sonraya dair planlarınız neler?
Ahmet Boyacoğlu:
Valla ben emekli olacağım artık. (Gülüşmeler)
Başak Emre: Umarım devam edeceğiz. Bırakmak yok.

SÖYLEŞİNİN UZUN VARSİYONU İÇİN TIKLAYINIZ: EKŞİSİNEMA
4 Aralık’a kadar Ankara’da devam eden Gezici Festival, 3-7 Aralık arası Eskişehir, 5-8 Aralık arası ise Sinop’a konuk olacak. Ayrıntılı bilgi için: http://ankarasinemadernegi.org