Gezi'yi hatırlatan bir uzun yürüyüştü Selma...

Gezi'yi hatırlatan bir uzun yürüyüştü Selma...
Gezi'yi hatırlatan bir uzun yürüyüştü Selma...
En iyi film Oscar'ı için yarışan 'Özgürlük Yürüyüşü', "Bir hayalim var" diyen Martin Luther King'in bu hayalini gerçekleştirme yolunda yaşadıklarını ve 'siyahi hareket'in o dönemki en önemli protesto yürüyüşlerini anlatıyor. Filmin birçok sahnesi Gezi'yi hatırlatıyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Özgürlük Yürüyüşü (Not4.5/5)
Selma
Yönetmen: Ava DuVernay
Oyuncular: David Oyelowo, Tom Wilkinson, Carmen Ejogo, Tim Roth, Giovanni Ribisi, Wendell Pierce, Oprah Winfrey
Yapım: 2014, ABD
Süre: 123 dk.

Sinema malum, zaman zaman insanlık tarihinin kara sayfalarına da uğrar. Ya da karanlıklardan aydınlığa uzanan zorlu yolculuklara da... ‘Özgürlük Yürüyüşü’ (‘Selma’), bu yılın Oscar’larında kendisi gibi yer alan ‘Amerikan Sniper’ın adeta listedeki antitezi... Clint Eastwood’un filmi ‘resmi’ üniformalı bir katilin öyküsünü perdeye taşırken Ava DuVernay imzalı ‘Selma’ ise ‘siyahi hareket’in öncü ismi Martin Luther King’in hayatından kimi kesitler eşliğinde ırkçılığa karşı verilen mücadelenin de en ilginç sayfalarından bazılarını perdeye aksettiriyor.
Gandhi’vari şiddet karşıtı sivil itaatsizlik!

Film, 1965’te, King’in ‘Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasından hemen sonraki dönemde başlıyor. Gandhi’vari şiddet karşıtı sivil itaatsizlik tavrıyla tanınan Dr. King, Başkan Lyndon B. Johnson’la yaptığı görüşmelerde ‘Oy Hakkı Kanunu’ konusunda somut adımlar atılmayacağını fark edince eylemlere hız verilmesi yönünde hareket ediyor. Bu uğurda da ırkçılığın en yakıcı şekilde hissedildiği ve oy verme konusunda siyahi seçmene her türlü zorluğun çıkartılarak sandıktan uzak tutulduğu Alabama’da, Selma şehrinden eyalet başkenti Montgomery’ye doğru 87 km’lik yolda bir protesto yürüyüşü gerçekleştirilmesine karar veriliyor. Fakat bu yürüyüşe izin vermeyen valilik, kolluk kuvvetlerini devreye sokuyor ve ortalıkta kan gövdeyi götürüyor. Edmund Pettus Köprüsü üzerinde başlayan kovalamaca, şehir içine sıçrıyor, burada bir polis annesi ve büyükbabasıyla bir bara sığınan Jimmie Lee Jackson’ı yargısız infaz sonucu öldürüyor. Polisin göstericilere karşı ‘orantısız’ güç kullanımı, TV yayınları vasıtasıyla bütün ülkede yayımlanınca infiale neden oluyor. Dr. King, bu kez ikinci bir yürüyüş için her renk ve inançtan insanı Selma’ya çağırıyor vs...

7 Mart 1965’te gerçekleştirilen o ilk yürüyüşten tam 50 yıl sonra bütün bu süreç ‘Selma’ dolayısıyla gölgesini perdeye aksettiriyor. Yönetmenlik kariyerinde kısa film, belgesel, TV filmi dışında iki de uzun metrajlı yapımı bulunduran 1972 doğumlu DuVernay, Paul Webb’in senaryosunu yazdığı bu son çalışmasında çok başarılı bir toparlama gerçekleştirmiş.
‘Selma’, dramatik yapıya sahip kurgusal bir film olsa da seyirci zihninde ‘dokümanter’ türden izler bırakıyor. Şunu demek istiyorum: Salondan çıktıktan sonra döneme ilişkin araştırma hissi duyuyor ve merakınızı hemen gidermek istiyorsunuz. Nitekim -eskiden olsa soluğu Meydan Larousse ya da Ana Britannica’nın sayfalarında alırdım ama- internet üzerinden meseleye el attım ve ilginçtir, filmin bütün tarihsel olayları son derece derli toplu ve ustaca halledilmiş bir senaryo ve kurguyla, seyircisiyle paylaştığını fark ettim. ‘Selma’, ayrıca kronolojik bir akışın dışında Martin Luther King’in özel hayatına, Malcolm X’in harekete ilişkin eski ve yeni bakış açılarına, Johnson’ın politik manevralarının ardından tarih karşısında kendi durumunu tartma noktasına gelmesine de vurgu yapıyor. Keza zaman zaman gerçek görüntülerin kullanımı da çok başarılı...

Birçok sahne ‘Gezi’yi hatırlatıyor


Oyunculuk performanslarına gelince... İngiliz aktör David Oyelowo, çok etkileyici bir Martin Luther King portresi çiziyor. Ama bu çaba Akademi üyelerini pek de ikna etmemiş ki ‘En İyi Erkek Oyuncu’ beşlisi içinde Oyelowo yok. Kadrodaki diğer isimlere gelince... Başkan Johnson’da bir başka İngiliz oyuncu Tom Wilkinson, Vali George Wallace’da yine bir İngiliz aktör Tim Roth, King’in eşi Coretta Scott’ta Carmen Ejogo, siyahi hareketten Hosea Williams’ta Wendell Pierce, avukat Fred Gray’de Cuba Gooding Jr., James Bevel’da Common gayet iyiler.
‘Selma’, Oscar yarışında ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Orijinal Şarkı’da (‘Glory’ Söz ve müzik John Stephens ve Lonnie Lynn) aday. Filmi izledikten sonra bu veriler, aklımıza Akademi’nin ‘Aday’ seçimlerinde özellikle ‘Amerikan Sniper’la ‘Selma’nın nasıl aynı kefeye konulduğu sorusunu getiriyor. Cevap belli: Dengeleri gözetmek, orta yolcu davranmak… ‘En İyi Film’ meselesine gelince, geçen sene ‘12 Yıllık Esaret’le bu dalda ödül verilerek konu bir süreliğine kapandı. Yani aynı sularda gezinen bir filme ertesi yıl zaten ödül çıkmaz. Lakin ‘En İyi Yönetmen’de Ava DuVernay, ‘En İyi Erkek Oyuncu’da da David Oyelowo en azından aday gösterilebilirdi. 

Bu arada ‘Selma’, birçok yanıyla insana ‘Gezi hareketi’ni ve başta ‘Devlet şiddeti’ olmak üzere o dönemde yaşanan birçok şeyi hatırlatıyor. Sözün özü; bu son derece etkileyici, öte yandan geçmişin acılı ve bir o kadar gurur dolu sayfalarını hatırlatıcı filmi kaçırmayın derim...

**