Gitmek için erken davrandı

Gitmek için erken davrandı
Gitmek için erken davrandı

Bugün Füsun Akatlı için önce 10.30 da Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu nda bir tören var. Cenazesi öğle vakti Teşvikiye Camii nden kalkacak.

Tam 'kırk yıl' oldu mu, kestiremiyorum; 70'li yıllardı: Füsun, Nusret Hızır'ın, ben İoanna Kuçuradi'nin asistanları olmuştuk. Daha çok şey üretebilecekken şimdi Füsun Akatlı'yı uğurlamak, zor geliyor
Haber: ORUÇ ARUOBA / Arşivi

Onyedi yıldır 2 Temmuzlarda ‘Oy, Baba’ diyen;
bundan böyle de, iki gün sonra ‘Oy, Anne’ diyecek
Zeynep için...

Türkçe’de ‘kırk yıllık dostum’ diye bir söz vardır; bu sözün içini doldurmak da o kadar kolay değildir -- hele, ‘-di’li geçmiş’ kullanmak zorunda kalındığında...
Tam ‘kırk yıl’ oldu mu, kestiremiyorum; ama, 70’li yıllardı: Füsun, Nusret Hızır’ın, ben İoanna Kuçuradi’nin asistanları olmuştuk. Füsun, Nusret Bey emekli olduktan sonra yönetimi ele geçiren bir habis (kadın...) profesörün (iyi ki adını unutmuşum...) ‘gayret’leriyle DTCF’den uzaklaştırılınca, Hacettepe’ye geldi. Orada, özellikle bölümün incisi Bilge Karasu ile derin bir dostluk kurdu. Ben ve o zamanki eşim Zeynep ile o ve o zamanki eşi Metin Altıok (dört geveze felsefeci!...) bol bol rakı içip Marx ve Nietzsche tartıştık. Bilge içki içmezdi; Füsun, onun yerine, Bilge ile ‘bulmaca tokuşturur’du: ellerine birer gazete alıp, aynı anda odalarına girerlerdi; bulmacayı önce bitiren odasından çıkardı -- bu da genellikle Bilge olurdu; ama Füsun’un dışarı çıkması da çok gecikmezdi.
Dil ile felsefenin ortak yeriyle, edebiyatla ilgiliydi. Moda ‘linguistik’ akımlara pek yüz vermezdi; ama, felsefe ile yazının ortalarında duran ‘anlam’ın peşinden giderdi. Doktora tezi, I.A. Richards’ın ‘anlamın anlamı’ kavramının bir eleştirisiydi.
12 Eylül’e geldik: Türkiye’deki herşey gibi, bizim konumlarımız da allak-bullak edilince ( YÖK ve çeşitli Doğramacı’lar...), Füsun istifa etti, İstanbul’a yerleşti, geçimi için de yakın olduğu tiyatro alanında çalıştı, işler yaptı. Bu arada dostu Bilge Karasu ölünce, kendisine miras bıraktığı terekesini düzenledi, yayımladı.
Acaba şöyle mi demeliyim: Füsun Akatlı, 12 Eylül’ün postallı kafasının, üniversiteyi ezerken, amaçlamadan, hele, hiç istemeden varoluşunu olanaklı kıldığı bir avuçluk bir aydın-düşünür kümesinin üyesiydi: devletle ‘bordro’ köklerini kesmiş, kendi işini (yazma ve eleştirme...) yaparken geçimini ayakları üstünde durarak sağlayan; kimseye, hele devlete ve onun resmi ideolojisine hiç bağımlı olmayan, özgürleşmiş aydınlar...
Ama, işte, gitti -- -- Şair haklı gerçi; ‘her ölüm erken ölümdür’, ama Füsun gibi insanları, kişileri--daha çok şey üretebilecek yaştayken, hem de habis bir hastalık yüzünden--uğurlamak, zor geliyor. Geride bıraktıklarının felsefe-dil-yazın alanlarında uğraşanlara aydınlık getirmeye devam edeceğini düşünmek de, pek ‘teselli’ değil...
Füsun Akatlı hepimizin gideceği ‘o’ yere gitmek için erken davrandı; ama, kendi istemeden--kendi bile isteye yaptıklarını bize bırakarak...
Ne denebilir ki?...


    ETİKETLER:

    YÖK