Giyimin felsefeye dönüşümü

Giyimin felsefeye dönüşümü
Giyimin felsefeye dönüşümü

Hüseyin Çağlayan ın 1994 ile 2010 yılları arasında yaptığı çalışmaları içeren sergi, 14 Ekim e kadar İstanbul Modern de görülebilir.

Michelle Obama'dan Björk'e pek çok ünlü ismin gardrobunda kendine yer bulan moda tasarımcısı, çağdaş sanatçı Hüseyin Çağlayan bugüne kadar açtığı en büyük sergisiyle İstanbul Modern'de. Çağlayan 'Çalışmalarımın tasarımla, müzikle ya da dansla ilgili herkesi çekeceğini düşünüyorum' diyor
Haber: CEREN AKARDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - Aslen moda tasarımcısı, ama çağdaş sanatın hemen her alanında eserlerleriyle karşılaşmak mümkün, tasarımı da felsefeyle birleştirip ete-kemiğe büründürüyor... Dünyaca tanınan tasarımcı Hüseyin Çağlayan, ‘Hüseyin Çağlayan: 1994-2010’ başlıklı bugüne kadar açtığı en büyük sergisiyle İstanbul Modern’de İstanbullulara dünyaya bakışını anlatıyor şu sıralar. Michelle Obama veya ‘Beyaz Cadı’ olarak tanımladığı Björk gibi pek çok ünlü ismin gardrobunda kendine yer bulan Çağlayan’ın son 16 yılda ürettiği çalışmalarının bir seçkisi niteliğini taşıyan bu sergi, 24 Ekim’e kadar görülebilecek.
Küratörlüğünü Donna Loveday’in yaptığı ‘Hüseyin Çağlayan: 1994-2010’da, Çağlayan’ın 1994 ile 2010 yılları arasında ürettiği moda koleksiyonları, enstalasyonları ve filmleri bir araya geliyor. Sergi, mimari, felsefe, bilim, tarih, antropoloji, biyoloji ve teknolojiden esinlenen Hüseyin Çağlayan’ın genetik, teknolojik ilerleme, yer değiştirme, göçmenlik ve kültürel kimlik gibi çeşitli alanlardaki düşüncelerini yansıtıyor.
Her eserinde yeni malzeme ve tekniklerle kendine bir deney alanı oluşturan tasarımcı, politik, ekonomik ve sosyal gerçeklerden de güç alıyor gelenekle olan ilişkisiyse biraz mesafeli. 

İzleyiciyi şaşırtıyor
Sergi alanına girer girmez şaşırtmaya başlıyor Çağlayan ziyaretçileri. İlk olarak rüzgardan saçları uçuşan üç manken ve zamanı dondurmuşcasına duran kıyafetleri karşılıyor bizleri hemen ardından da daha önceleri de çok ses getiren ‘mektup elbise’ karşımızda.
Köşeyi döner dönmez yumuşak bir ışık oyunuyla albenisi daha da artan boyacı kadınları görüp “ben de işin ucundan tutayım” demek geliyor insanın içinden, devamında karşımıza uçan kapsülün içindeki Bennu Gerede ‘Yerden Geçide’yle çıkıp durduruyor herkesi bir muddet. İlerledikçe odalara girip videoları mı izlesek yoksa enstalasyonlara mı, elbiselere mi baksak arası kararsız bırakıp başımızı döndürmesi elbette onun suçu değil. 1998’de Irak’a gerçekleştirilen ‘Çöl Tilkisi’ adlı hava operasyonuna da gönderme yaptığı ‘Uçak Elbise’, dijital haritalama tekniğini kullanarak, giysileri bireyin DNA dizilerine uygun biçimde programladığı ‘Genometrik’ adlı çalışma...
2005 yılında 51. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil eden ve oyuncu Tilda Swinton’ın rol aldığı ‘Olmayıp Varolan’ başlıklı yapıt, katı göçmenlik yasalarına yanıt niteliği taşıyor. Çağlayan, coğrafi çevre ve DNA yapısı arasındaki ilişkiyi irdeleyen bu kısa filminde, kurumların bireyleri genetik özelliklerine göre eleyebileceği bir sistem tasarlıyor ve terörizm meselesinin etrafında oluşan nevroz ve paranoyaya dikkat çekiyor...

Teklifler ardı ardına geldi
Bu tür sergileri 2005’te yapmaya başlayan Hüseyin Çağlayan, Hollanda’da açtığı ilk sergisinin ardından hız kazanan büyüyüşünü ve İstanbul sergisini şöyle yorumluyor: “Bu işin bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiştim. Londra Tasarım Müzesi’nde açtığımız sergiden sonra teklifler ardı ardına geldi. Japonya’dan sonra İstanbul’da olmak benim için çok heyecan verici çünkü İstanbul benim için dünyanın en güzel yeri. İstanbul Modern gibi tam anlamıyla İstanbul manzaralı bir alanda bu sergiyi gerçekleştirebiliyor olmak da ayrıca güzel. Çalışmalarımın tasarımla, müzikle ya da dansla ilgili herkesi çekeceğini düşünüyorum.”
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla, İstanbul Fashion Week 2010, İstanbul Moda Akademisi (IMA), İstanbul Modern ile Londra Tasarım Müzesi işbirliğiyle gerçekleşen sergi, daha önce de Londra Tasarım Müzesi ve Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi’nde izleyicilerle buluşmuştu.