Gizli eşcinsellik üzerine açıkça kötü bir oyun

Gizli eşcinsellik üzerine açıkça kötü bir oyun
Gizli eşcinsellik üzerine açıkça kötü bir oyun
Paris'in şu sıralar en gözde oyunlarında biri 'İki Çırılçıplak Adam'. Avukat Kremer, bir gün kendisini asistanıyla çırılçıplak aynı yatakta bulur. Yoksa o bir eşcinsel midir? Zerafetten yoksun demode klişelerle yüklü bu oyubaşarısını ancak kadrosuna borçlu olabilir.
Haber: TİLDA TEZMAN - tilda@tezman.com.tr / Arşivi

Perde açılır; şık bir salonun ortasında bir divan-yatakta iki erkek çırılçıplak uyumakta. Erkeklerden biri aniden uyanır ve yanındaki adama şaşkınlıkla bakıp, orada ne aradığını sorar. Öbürü de durumu izah edemeyeceğini, nasıl olup da aynı yatağa düştüklerini anlayamadığını söyler. Her ikisi de hayretler içinde birbirlerine bakıp bu duruma bir mana veremezler. Aniden daha geçkin olanın karısı salondan içeri girer ve ikisini orada çıplak görünce, bir açıklama yapmalarını ister. Ama her iki adam da cinsel ilişki yaşayıp yaşamadıklarına dair bir şey hatırlamamaktadırlar. İkisi de ağır bir “cinsel hafıza” kaybına uğramışlardır. O andan itibaren, komedi unsuru da oyunun başrolüne oturur. Geçkin adam, düştüğü durumdan kendini kurtarabilmek için yalana dolana ve garip stratejilere başvurmaya başlar. Ona göre yaşadığı tam bir kâbustur ve ağır bir komploya kurban gitmiştir.

Çarşafına sarılmış, bir Roma imparatoru edasıyla, büyük aktör François Berléand iyi bir oyunculuk performansı sergiliyor. Düştüğü bu tuhaf ve sıra dışı durumdan sıyrılabilmek için debelenmesi seyirciyi güldürüyor.

Karşısında genç Sébastien Thiéry, başına gelenlerden bir şey anlamayan salağı hakkıyla yorumluyor. İkisinin karşısında, deneyimli oyuncu İsabelle Gélinas, aldatılan kadının ruh hallerini bütün incelikleriyle oynarken, aldatılan kadının da anlayışlı ve bağışlayıcı olabileceğini ortaya çıkarıyor.

Avukat Kramer’in (François Berléand) bürosundaki asistanı ile yaşadığı bu sıra dışı duruma anlam verememesi ve birbirlerine herhangi bir açıklamada bulunamamaları tam bir kaos. Kramer, karısına bu vaziyette yakalanınca, evliliğini kurtarabilmek için bin dereden su getiriyor. Açıklayamadığı bu durumdan sıyrılmak için bir gerçek uydurmak istiyor. Ama bu gerçek nerede? Kramer’in salonunda mı yoksa Kramer’in vicdanında mı? İnsanoğlu, iç dünyasının derinliklerini karıştırdığında nelerle karşılaşabileceğini kestirebilir mi?

TİPİK BİR VODVİL
Sébastien Thiéry, bu oyunu yazarken, teksti “En akıl almaz cinsel dürtülerimizin bilincinde miyiz?” sorusu üstüne kalem almış olsa da, bu oyun salt eşcinselliği konu alan bir piyes değil. Aksine, modern zamanların bir komedisi. Bilindik klasik karı-koca-sevgili üçlüsüne nanik yapan ama vodvilin ritmine ve dinamizmine sahip çıkan bir oyun. Bir şekilde, yazar Sébastien Thiéry, vodvil türüne saygı duruşunda bulunurken, Feydeau’nun parfümünü İonesco’nun şüphesiyle harmanlayarak, tekstine yeni bir soluk getirmeye çalışıyor.

Edouard Lang’ın dekoru minimal ama son derece şık. Ladislas Chollat’nın rejisi dinamik.

Oyunun çıkış noktası oldukça ilginç, ama oyunun sonu seyirci için büyük bir hayal kırıklığı. Perde kapandığında, seyirci ilk sahnede olup bitenlerin sebebini öğrenemiyor. Final doyurucu değil.

Bir buçuk saat boyunca oyunda avukat Kramer’in genç asistanıyla iki defa daha uygunsuz bir vaziyette karısı tarafından yakalandığını, sonrasında, karısına eşcinsel olmadığını kanıtlamak için paralı bir fahişeyi evine davet ettiğini ve karısının onları yakalaması için tezgah kurduğunu görüyoruz. Kramer, bir erkekle birlikte olabilme fikrini hep reddediyor. Asistanıyla olan bitenden ısrarla hiçbir şey hatırlamıyor; o durumuna hiçbir anlam veremiyor. Ama aynı büroda çalıştıklarına göre, birbirlerini iyi tanımaları gerekmez mi? Ya salonda yerdeki prezervatifler? Ünlü avukat ve sadık koca Alain Kramer, nasıl oluyor da bürosundaki asistanıyla yatakta yan yana çıplak yatıyor ve hiçbir şey anımsayamıyor?

Durum da, sözcükler de komik öğenin etrafında dönüp dolaşıyor.

Madeleine Tiyatrosunda seyrettiğim bu oyunun teksti, aslında çok hazin! Hikâye başlıyor ama sonuçlanamıyor. Mantıklı hiçbir açıklama getirilmiyor. Eşcinsellik ve aldatma üzerine yazılmış diyaloglar çok satıhta ve çok ucuz; öyle ki seyirciyi güldürmeye yetmiyor, ne de düşündürmeye yetiyor. Oyuncular, bu maskaralığa rağmen, rollerinin hakkını vermeye çalışıyorlar. Ama François Berléand gibi bir ustanın böyle bir oyunda oynamayı kabul etmesi beni çok şaşırttı. Oyun çok ama çok hafif, sıkıcı, duygudan, zekâdan yoksun…

Yazarın, bu oyunla vermek istediği mesaj bir türlü açığa çıkmıyor. Zarafetten yoksun bu oyunda, yazar hikâyeyi nereye bağlamak istediğini belki de kendisi bile bilmiyor. Eşcinsellik üzerine ağır ve modası geçmiş klişeler oyunu avamlaştırıyor.

Fakat eylülden beri Madeleine Tiyatrosunda devam eden bu oyun hep dolu oynanıyor. Tahminime göre, bu da kadrodaki isimlerle ilgili. Büyük aktör François Berléand’ın karşısında “Baba” oyunundaki rolüyle Molière ödülü almış İsabelle Gélinas ve oyun yazarı olarak son yıllarda yıldızı parlayan Sébastien Thiéry’nin bu oyunun tekstine imza atması ve Berléand’ın karşısında oynaması, hepsi bir arada seyirciye cazip geliyor.

İki Çırılçıplak Adam/Deux Hommes Tout Nus