Göçmüş umutlar bahçesi...

Göçmüş umutlar bahçesi...
Göçmüş umutlar bahçesi...
Marion Cotillard'ın sürüklediği 'Bir Zamanlar New York', geçen yüzyıl başında Amerika'ya göçmüş Polonyalı bir kadının tutunma mücadelesini anlatıyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

BİR ZAMANLAR NEW YORK/THE IMMIGRANT (Not: 3/5)
Yönetmen: James Gray
Oyuncular: Marion Cotillard, Joaquin Phoenix, Jeremy Renner, Dagmara Dominczyk, Jicky Schnee, Angela Sarafyan
Yapım:  ABD
Süre: 113 dk. 

Marion Cotillard ABD’ye daha önce ‘Kaldırım Serçesi’ olarak adım atmıştı, bu kez bir ‘göçmen’ olarak şansını deniyor. ‘Bir Zamanlar New York’ Türkçe çevirisiyle vizyona giren ‘The Immigrant’, geçen yüzyıl başında Polonyalı göçmen bir kadının ‘Yeni dünya ’ya adım atma ve tutunma öyküsünü anlatırken arka planda küçük çaplı bir New York tasvirine soyunuyor.
Yönetmenliğini James Gray’in üstlendiği yapım aslında salonlarımıza biraz geç uğruyor. Çünkü ‘Bir Zamanlar New York’ 2013 tarihli bir çalışma. Önce konu: Yıl 1921... Kız kardeşi Magda’ya birlikte çıktığı yolculuğun sonunda yeni bir geleceğe uzanmak isteyen Ewa, ilk hayal kırıklığını Ellis Adası’nda yaşar. Tüberküloz hastası olan Magda, adadaki karantinada müşahede altına alınır. Daha kötüsü, kendisi de gemi yolculuğu sırasında ahlaksızlık yaptığı gerekçesiyle sınır dışı edileceklerin arasına yollanır. New York’taki eğlence sektörünün orta ölçekli simalarından Bruno Weiss, bir anlamda onda özel bir ışıltı olduğunu görür ve illegal yollardan Ewa’yı hayatın içine katar. Lakin önünde zorlu bir süreç vardır; Weiss’in kabare topluluğunda ‘Özgürlük Heykeli’ tiplemesiyle yer alıp para için erkeklerle beraber olmaya başlayacaktır. Çünkü Magda’yı kurtarmak için gerekli finansı ancak böyle sağlayacaktır...
Yönetmen Gray, bir önceki filmi ‘Two Lovers’ın senaryosunda da birlikte çalıştığı Ric Menello’yla kaleme aldığı ‘Bir Zamanlar New York’ta da yine bir aşk üçgenine yer vermiş öyküde. Üçlü ayağın sahaya dağılımına gelince: Weiss kendisiyle arasına her daim bir mesafe koyan Ewa’ya büyük bir tutkuyla bağlanırken sonradan ortaya çıkan ‘Sihirbaz’ Emil (ki Weiss’in kuzenidir) de göçmen kadına Ellis Adası’nda gördüğü ilk andan itibaren âşık oluyor. Hikâye ara sokaklarında tutkunun karşı koyulamaz koridorlarında gezinirken bir yandan da Tanrı’nın adaleti esirgediği bir yakaya göz atıyor. Bu yakada da seyirci koltuğunda, aslında koyu bir Katolik olan ve ‘öte dünya’daki yerini cehennem olarak belirleyen Ewa’nın, Magda için işlediği günahların tanığına dönüşüyoruz...

BİR 'AMERICA AMERICA' DEĞİL AMA...
Gray, hikâyenin derinliğini bu tür meseleler üzerinden sağlamaya çalışırken ünlü görüntü yönetmeni Darius Khondji de kim bilir belki de karakterlerin genel tablo içindeki umutsuz durumlarına paralel çağrışımlarda bulunmak amacıyla karanlık bir New York tasvirine soyunmuş.
Oyunculuklara gelince… Filmi izleyince fark ediyoruz ki, Marion Cotillard ‘İki Gün ve Bir Gece’den önce, Dardanne Kardeşler’in filmindeki telaşlı ve üzüntülü karakteri kadar olmasa da yine hüznü her daim üzerinde taşıyan bir tiplemeye burada da hayat vermiş. Sözün özü Fransız yıldız, Ewa’yı ölçülü biçili ve haletiruhiyesini yüzüne yansıtır bir biçimde oynuyor. Gray’ın önceki üç filmi ‘The Yards’, ‘We Own the Night’ ve ‘Two Lovers’ta da rol alan Joaquin Phoenix, kendisinin de sistemin bir parçası olarak dahil olduğu kirliliğin içinde âşkı ve tutkuyu tek temiz şey olarak gören Bruno Weiss’te gayet iyi. Jeremy Renner da ‘Sihirbaz’ Emil’de kısa rolünün hakkını vermeye çalışıyor.
Göçmen meselesi üzerine en derin ve tarihsel filmlerden biri malum Elia Kazan’ın ‘America America’sıdır. ‘Bir Zamanlar New York’, bu çapta bir yapım değil ama kendince tutarlı ve kayda değer bir çaba.