Gönül tellerini sertçe titreten şarkıcı: Feist

Gönül tellerini sertçe titreten şarkıcı: Feist
Gönül tellerini sertçe titreten şarkıcı: Feist

İKSV nin konuğu olarak Miller sponsorluğunda ilk kez İstanbul a gelecek Feist, 25 Ağustos Cumartesi akşamı saat 21.30 da Küçükçiftlik Park ta sahneye çıkacak

İstanbul Caz Festivali'nin direktörü Pelin Opcin, 25 Ağustos'ta İstanbul'da konser verecek Feist'i Oslo'da izledi, Radikal'e yazdı

Muhteşem enerjisiyle sahneye çıkar çıkmaz alanın hâkimiyetini eline alan Feist’in 68 ruhunu bugüne taşıyan ‘harbi’ folk rock tavrına Nina Simone’un sesiyle efsaneleşen ‘Sea Lion Woman’da tanık olduk.

Bu yıl İstanbul ’da yok yok... Tüm yaz boyunca müzik dünyasının en etkili isimlerini dinledik; yıl sonuna kadar da konser maratonumuz devam edecek. Ama bu doyumsuz kulaklar, özellikle İstanbul Caz Festivali’nin ardından gelen sudan çıkmış balık hissini, Oslo fiyortlarının serin müzikal sularında gidermek üzere yollara döküldü. İstikamet, Avrupa festivalleri arasında kendine hatırı sayılır bir yer edinmeye başlamış, ama kendilerini butik bir festival olarak tanımlayan Øya Festival idi.

1999’dan beri Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen Øya Festival, adına yakışır şekilde kentin merkezinde bir müzik adası yaratıyor. Daha önce festivali düzenledikleri konum nedeniyle ‘ada festivali’ olarak anılan Øya Festival’in şimdiki mekânı kentin bundan yaklaşık 1000 yıl önce kurulduğu alandaki kalıntıları içeren Middelalderparken (Ortaçağ Parkı). Festival Oslo fiyordu ve Ekerberg Tepesi’nin çevrelediği bu nadide alanda beş gün içinde beş farklı sahnede gerçekleştirdiği 90’ın üzerinde konserle 70 bine yakın katılımcıyı ağırladı. The Stone Roses, Björk, Bob Mould gibi efsanevi isimlerin yanı sıra Bon Iver, Black Keys, Florence and the Machine gibi son dönemin yıldızları ve Karpe Diem, Susanne Sundfør, Lars Vaular gibi Norveç’ten hit isimlerle ideal bir seçki sunan Øya, festival alanının güzelliği, iyi organizasyonu ve festival ekiplerinin misafirperverliğiyle kalbimizi çaldı.

Festivalde kalbimizi çalan biri daha vardı ki, 25 Ağustos Cumartesi akşamı Küçükçiftlik Park’ta onu tekrar izleyeceğimiz için çok şanslıyız. Feist –evet, kabul ediyorum, hafif taraflı bir görüşle- festivalin en başarılı performanslarından birini gerçekleştirdi.

O saatte henüz batmamış olan inatçı (ama ısıtmayan) Norveç güneşi için kahverengi kemik güneş gözlükleri, kollarını gitarına takılmasın diye elektrik bandıyla kıvırdığı buz mavisi şifon mini elbisesi, kiremit rengi ruju ve muhteşem enerjisiyle Feist sahneye çıkar çıkmaz alanın hâkimi oldu.

Beck’in ekibinde de yer alan Brian LeBarton (tuşlular), indie âlemlerinden tanıdığımız Charles Spearin (bas), Paul Taylor (davul) ve pek tabii istisnai vokal üçlüsü Mountain Man’le güçlenen grubuyla müthiş bir uyum içinde başladı, gönül tellerimizi sertçe titreten şarkılardan geçit yapmaya… ‘A Commotion’la başlayan konser, ‘How Come You Never Go There’le derinleşmeye başladı. Feist’in kuvvetli sahne enerjisi ‘Mushaboom’ ve ‘My Moon My Man’le doruğa ulaştı.

‘The Undiscovered First’ gibi ağırbaşlı şarkıları festival ruhunun kıpır kıpırlığını da hesaba katarak ustaca kotaran Feist, ‘I Feel It All’la pop sularında gezindi. Son albümü ‘Metals’den ‘The Graveyard’ ve ‘The Bad In Each Other’ı şarkıların dokunaklı durumuna yakışan bir trompet solosuyla süsleyen topluluk, ‘Limit to your Love’ şarkısını tanınmaz hale getirerek, bu şarkı öyle değil böyle yamultulur diye belki de James Blake’e selam göndermek istedi, kim bilir.

Feist’in 68 ruhunu bugüne taşıyan ‘harbi’ folk rock tavrına ise ilerleyen dakikalarda bir geleneksel Amerikan folk şarkısı olan ve Nina Simone’un sesiyle efsaneleşen ‘Sea Lion Woman’da tanık olduk.

Geleneksel folk demişken, Mountain Man’den bahsetmeden geçmeyelim. Topluluğun en önemli unsurlarından biri olan ve kendi kayıtlarıyla da bağımsız müzik piyasasında epeyce takdir gören vokal üçlüsü, beş yıl önce Vermont’ta tanışmış, sağlam müzikal temellerden gelen üç genç kadından oluşuyor. Folkun en ham ve doğal halini, şan geleneğinin gösterişli tınısıyla birleştiren Mountain Man, kendi deyişleriyle ‘seslerinin titreşimini birbirlerinin bedenlerinde hissediyor’ olmalılar ki, sahnede belki de en çok eğlenenler onlardı.

Feist neredeyse 20 yıla uzanan müzik kariyerinin verdiği özgüveni sahneye layıkıyla taşıyan, son dönemin en ‘cool’ yıldızlarından biri. Doğallığı ve güçlü performansıyla bu taraflı kulakları bir kez daha tavladı. Yanımdaki 20’lik Norveçli hemcinslerime Feist’in sözleri aynı hisleri mi fısıldadı bilinmez ama şarkılarıyla beni ve tüm izleyenleri kendine hayran bıraktı. Bir ara sessizlikte “See you in İstanbul!” diye bağırdım, evet. İtiraf ediyorum.

Hem kalpleri hem ödülleri kazanıyor 
Etkileyici yorumu, özgün besteleri ve yüksek sahne performansıyla indie folk müziğin son dönemdeki yıldız isimlerinden Feist, müzik hayatına 15 yaşında kurduğu Placebo isimli punk grubuyla başladı. Grubuyla Ramones’un ön grubu olarak sahneye çıktı. Noah Mintz ve The Divine Right ile çalışmalara imza atan Feist, Peaches adıyla tanınan punk sanatçısı Merrill Nisker’la turne gerçekleştirdi ve ‘The Teaches of Peaches’ albümünde yardımcı vokal olarak yer aldı.

İlk solo albümü ‘Monarch (Lay Your Jewelled Head Down)’ı 1999’da yayımlayan Feist, 2004 tarihli ikinci albümü ‘Let it Die’la 500 bin satış rakamına ulaşarak dünya çapında tanınan bir isim oldu. Hemen ardından ‘Let It Die’daki şarkıların remix’lerinin bulunduğu ve Gonzales, Jamie Lidell, The Postal Servis, King of Convenience gibi isimlerin katkılarıyla yayımlanan ‘Open Season’ geldi. Feist, The Reminder adlı üçüncü stüdyo albümünü 2007 yılında piyasaya çıkardı. Bu albümde yer alan ‘1234’ isimli şarkısı bir reklam filminde kullanıldı ve internetten en çok indirilenler listesinde ilk 10’a yerleşti. Şarkı aynı zamanda The Times tarafından yılın en iyi ikinci şarkısı seçildi. Dünyada bir milyon kopya satan ‘The Reminder’, Kanada’daki Juno Ödülleri’nde de yılın albümü seçildi.

Şimdiye kadar 4 kez Grammy ödülüne aday gösterilen Feist’in geçen yıl yayımladığı son albümü ‘Metals’ için Los Angeles Times gazetesinde “Ne kadar güzel bir kayıt. Öyle güzel ki, hem kalpleri hem de ödülleri kazanıyor” yorumu yapılmıştı.