Gördüğünüz Babil Kulesi mi?

Gördüğünüz Babil Kulesi mi?
Gördüğünüz Babil Kulesi mi?
Bize sunulan bilgiler, imgeler gerçekliği ne kadar yansıtabiliyor? Çınar Eslek tam da bu noktada sorular soruyor PG Art Galeri'deki 'Koyaanisqatsi' adlı sergisinde. Serginin kilit noktası sadece bazı imgelerden bildiğimiz Babil Kulesi'nin resmi...
Haber: YASEMİN BAY - ysmn.bay@gmail.com / Arşivi

Dil ya da imge ile tanımladıklarımız aslında ne kadar gerçek? Ya da şöyle soralım bu soruyu: Bize sunulan bilgiler, göstergeler gerçekliği ne kadar yansıtabiliyor? Rene Magritte’in “Bu bir pipo değildir”ini düşünün mesela; tıpkı bu resimde olduğu gibi gürdüğümüz bizde tanımlı olan, aslında ne kadar gerçek? Çınar Eslek işte tam da bu noktada sorular soruyor PG Art Galeri’deki “Koyaanisqatsi” adlı sergisinde. Eslek 10 Ekim – 20 Kasım tarihleri arasında izlenebilen sergisinde, geçmişten bugüne süren yolculuklarında katman katman edindikleri tanımlamalarla bize ulaşan ve duyularımızla algıladığımız sözcükler, nesneler ya da simgelerin aslında ‘kendi olmadığı’nı sorgulamamızı sağlıyor. Bedeni ele alan çalışmalarıyla tanıdığımız Çınar Eslek, deneyimin hiçbir zaman dilde ya da imgede karşılığı olmadığını düşünüyor ve imgelerin bizde uyandırdıklarını hiç sorgulamadan kabul ettiğimizi söylüyor.

Mesela serginin kilit noktası olan “Babil” resmi . Resme baktığımızda bunun Babil Kulesi olduğunu söylüyoruz kendimize. Oysa ki bu kulenin gerçekliğine dair elimizde herhangi bir bilgi yok ya da hiçbirimiz bu kuleyi görmedik. Sadece anlatılanlar, okuduklarımız ya da kimi resimler aracılığıyla tanımladığımız bir imge bu. Karşımızdaki esasen hiç görmediğimiz bir şeyin resmi ve biz onu kabul ediyoruz, evet bu Babil Kulesi diyerek. İşte serginin temel meselesi olan bir şeyin imgesinin ardındaki hikaye de burada ortaya seriliyor ve Eslek şunu soruyor: Onun dilsel ya da imgelesel olarak karşılığı var mı yok mu? Tüm bu konuya dair sorduğu sorulardan yola çıkıyor Eslek’in sergisi.

Serginin temel meselesini ortaya koyan bir diğer büyük tuvalde ise bir bizonun resmini görüyoruz. Sanatçının Lascaux ve Altamira mağalarından ödünç aldığı bir imge bu. Bilindiği üzere resimlerin bozulmaması için bu mağaralara girilemiyor. Dolayısıyla hiçbirimiz o mağaralardaki çizimleri birebir deneyimlemiş değiliz. Sadece bilgi olarak biliyoruz. Ve işte Eslek bu bizon resmiyle, aslında ‘bilgi’yle bize gelen imgenin de altını kazıyor. Sorguluyor.

Çınar Eslek, çok boyutlu bir sanatçı. Resmin yanı sıra videoyla, fotoğrafla da anlatıyor kelimelerini. Yeni malzemelerle çalışıyor; malzemenin doğasını çözüyor ve bu denemelerini de cesurca yapıyor; hiç çekinmiyor. Acabası, tereddütü yok! Hal böyle olunca da bu sergide de sadece tuval resmiyle karşılaşmıyoruz. Sanatçının daha önce tek bir fotoğrafı hareketlendirerek ortaya koyduğu bir videosunu izlemiştik; bu kez ağaç dallarının yakın plan çekiminin hızlı bir şekilde döndüğü videoyu izliyoruz: Bir döngü söz konusu olan, tekrar tekrar dönen, yiten, giden ve tekrar ortaya çıkan…

Sanatçının bu sergisinde yeni bir malzemeyle giriştiği imtihandan yine başarıyla çıktığını görüyoruz. Eslek, reçine ve atık malzemelerle yaptığı kimileri ışıklı kutularında bir ‘doğa’ imgesi sunuyor. Ve evet biz de baktığımızda onları ‘doğa’ olarak tanımlıyoruz. Evet, ağaç mantarları, dalları, plastik hayvan figürleri gibi atık malzemeleri reçineyle bir araya getirerek ortaya koyduğu bu eserler de imgeleri algılayışımıza dair sorular uyandırıyor. Bu eserler doğanın kendisini yansıtsalar ya da ‘doğa’ymış gibi yapsalar da esasen minik plastik hayvanlar ve reçine gibi kimyasal bir maddenin yapısı gereği doğal olmayan bir yapı da sunuyor bize. Ve biz tereddütsüz bir şekilde bu işlere doğa parçası derken, biraz durup ardındakini sorguladığımızda onların doğa parçası olmaktan bir hayli uzak olduklarını fark ediyoruz.

Bu arada belirtelim Godfrey Reggio’nun yönettiği, müziklerini Philip Glass’ın (ki sergideki videoda da Glass’ın müziğini duyuyoruz) yaptığı “Koyaanisqatsi” filminden geliyor serginin adı. Hopi Kızılderililerinin diline ait olan bu kelime ‘kontrolden çıkmış hayat’, ‘dengesiz hayat’ gibi anlamlar içeriyor. Sergi aslında filmden çok, Philip Glass’ın bu film için hazırladığı müziklerden besleniyor.
Sözcüklerin, imgelerin ardına yol almamızı sağlayan bir sergi “Koyaanisqatsi”. Kendi olma-olmama hallerini, kolaylıkla ‘miş gibi’ durumunu, dilin, göstergelerin gerçekliğini ve tüm bunları bizlerin nasıl da hemen kabullendiğimizi sorgulayan bir sergi… Bize farklı medyumları kullanarak, derdini başarılı bir şekilde ortaya koyan çok sesli, güçlü bir sergi bu.
Çınar Eslek’in sergisi 20 Kasım’a kadar PG Art’ta...


    ETİKETLER:

    hayat

    ,

    Galeri

    ,

    Hayvanlar

    ,

    Hikaye

    ,

    sergi

    ,

    doğa

    ,

    kimyasal

    ,

    film

    ,

    zaman

    ,

    Resmi

    ,

    plastik

    ,

    Uzak