'Gördüğünüze inanmayın'

Efsanevi Magnum fotoğraf ajansının ünlü editörü James A. Fox için Türkiye'de özel bir albüm hazırlandı.
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Efsanevi Magnum fotoğraf ajansının ünlü editörü James A. Fox için Türkiye'de özel bir albüm hazırlandı. Albümü hazırlayan, daha önce 'Ara Güler'e Saygı' ve ardından 'Kooperative Für Fotografie'
isimli fotoğraf kitaplarını yayımlayan YGS (Yazı-Görüntü-Ses) Yayınları ile 'edition m'.
Kitabı hazırlayan, yazar ve fotoğraf sanatçısı İlker Maga. Duoton baskısıyla yapıt, 44 siyah-beyaz fotoğrafı ve 56 çizimiyle editör olarak tanınan Fox'un bilinmeyen iki yönünü, fotoğrafçılığı ve çizerliğini örneklerle gözler önüne seriyor.
'Türkiye', 'Boks' ve 'Fas' fotoğrafları olarak üç başlıkta kurgulanan kitapta, Fox'un arşivsel değerdeki biyografisi, ünlü fotoğrafçıların kendisine ilişkin düşünceleri
de bulunuyor.
YGS'nin yayın yönetmenliğini de üstlenen
İlker Maga, fotoğraf yayını dizisinin Türkiye'ye bir 'fotoğraf kitaplığı kazandırmak' niyetiyle hayata geçirildiğini söyleyerek ekliyor: "Ülkemizde fotoğraf öğrencilerinin bile iyi basılmış fotoğraf kitaplarını incelemeden mezun olduğu düşünülürse bu alandaki eksiklik daha da iyi anlaşılacaktır."
Kitabın Türk fotoğrafseverlere tanıttığı James Fox, Radikal'e konuştu.
Fotoğraf editörlüğünün günümüzdeki sorunlarına değinebilir misiniz?
Günümüz fotoğrafçılarını bekleyen en ciddi riskin işlerinin giderek daha az yayımlanması olduğunu söylemeliyim. Basılı yayınların, özellikle de dergilerin reklamlara ve aldıkları metinlere göre hazırlanmalarının bir sonucu olarak, yazıişleri politikalarının da büyük reklam müşterilerinin 'düşmanlığını kazanmaya' neden olmayacak bir yayın çizgisi benimsediği anlaşılıyor.
Bugün çıkan foto-röportajların pek azı, reklam kaynağı olan endüstrileri eleştiren bir tavır ortaya koyabiliyor. Buna örnek olarak, sigara ve kirlilik karşıtı ile gündemi oluşturan kritik soruşturmaları işleyen haberleri verebiliriz. Bu tür haberler, güçleri ve önemleri nedeniyle
'uygun olmayan' bazı konuları aydınlatarak, yazıişleriyle reklamsal içeriğin farklarını sergileyebilirler.
Fotomuhabirleri, önceleri editörler ve sanat yönetmenleriyle bir takım çalışması mantığı
içerisinde röportajlarının görünüşü ve içeriği üzerine çalışırlardı. Etkisini artıran televizyon ve 1960'lı yıllardan sonra dergilerde yaşanan büyük değişim, sonucu 'tanık gazeteciliği' (eyewitness journalism) -kesinlikle kameraman ve muhabiri de aşarak- televizyon 'sunucu'su tarafından ele geçirildi. National Georgraphic gibi büyük dergiler için de aynı durumdan söz etmek mümkün.
Fotoğrafçının sözü azalıyor
Fotoğrafçının sayfada 'söyleyeceği söz'ünde giderek bir 'azalma' yaşanıyor. Nitekim Life dergisi de sanat yönetmeni/fotoğraf editörü, fotoğrafçı ve idari editör arasındaki bu takım ruhunun çökmesi yüzünden geçtiğimiz yıl 'ölmüştü.' Resimli büyük dergilerin başarısının altında yatan da aslında bu takım ruhuydu. Bugün fotoğrafçıların sunduğu 'görsel seçeneklere' nadiren rastlıyoruz. İşte bu nedenledir ki, önceden fotomuhabirlik yapmış fotoğrafçıların birçoğu üretimlerini kitaplar ya da sergiler gibi farklı formlara yoğunlaştırıyor.
Mc Cullen, Nachtwey ve Salgado örneklerine bir bakın: Her geçen gün daha da azalan
bir müşteri kitlesi tarafından yüksek üretim bedellerine sınır koyuluyor veya bu ödemeler giderek daha az insan tarafından yapılıyor. Ya da arta kalan hakları, hatta tüm hakları kendilerinden talep ediliyor. Magnum ise, bütünüyle fotoğrafçıların kabul ettiği hakların devri üzerine kuruludur.
Ancak hiçbir fotoğrafçı lisans haklarını vermek durumunda değildir; onların seçimi, sıradan, kadrolu ya da kimliksiz bir fotoğrafçı olmaktansa tüm özgürlükleriyle
'ücretli çalışma' yöntemi şeklindedir. Fotoğrafçılar geniş yayın yığınlarının kuklaları olmayı tercih etmeyen, kendi yaratıcı ürünlerine sahip olmak isteyen, özgün üretimcilerdir. Bugünün 'uluslararası imaj bankaları' ise lisanslarını aldıkları fotoğrafların sınırsız hak istemiyle yavaş yavaş büyük yayın gruplarının yerini almak üzeredir.
Fotoğrafın yanı sıra sizi resimler üretmeye
yönlendiren nedir?
Fotoğraf ve çizim, dışavurumun iki biçimidir;
biri makinenin içindeki filmle, diğeri ise bir kalem ve kâğıtla yapılır. Ancak her
ikisinin de -kompozisyon, duygulanım ve insanın durumuna tepkisellik gibi ortak bir yanı vardır. Kariyerim boyunca giydiğim iki şapkam oldu: Bunlardan biri ofisteki bowler şapkası, diğeri ise sokaktaki kepimdi. Bu anlamda ben iki şapkayı da farklı koşullar altında takıyor, ancak ikisini birbiriyle karıştırmıyorum. Fotoğrafçılığımı, Magnum'un dışında bir dünya olarak kabul ediyorum.
Çizim uğraşımı, en yalın anlamda fotoğraf makinesi olmaksızın çalışma biçimim olarak düşünüyorum. Çizim de aynı kurallara yaslanıyor: Akıldan, yürekten, ruhtan ve diğer insanlara duyulan saygıdan gelmesi gerekiyor. Ben en az fotoğraf çektiğim kadar hızlı çizebiliyorum, belki de çizerken, fotoğraftan daha seçiciyim.
Fotojurnalizm antik bir uğraştır
Fotoğrafta, filmi sarma ve size kaydetmiş olduğunuz ilginç gelen anları yeniden izleme gibi bir süreç söz konusu. Çizimde ise böyle bir şey söz konusu olmadığı için ne yaptığınızdan emin olmanız gerekiyor. Burada 'Fotojurnalizm'den bahsediyoruz. Ama ikonografinin başından beri tarih öncesi mağara resimlerinde, Mısır'daki mezarlarda, Maya tapınaklarında, ortaçağ kabartmalarında,
portrelerde ve nihayetinde büyük ustaların günlük hayatı içeren tablolarında yer aldığını burada söylemek gerek. Gerçekte tüm bunlar tuvalden filme, oradan anlara dek uzanan ve 'zamandan bir pasaj'ı kaydetmek üzere yapılan ve adına 'gazetecilik/ jurnalizm' dediğimiz resimsel keşiflerdir. Bunların tümü, 'inandırmaya' yönelik çabanın bir parçasıdır; fakat insanlar, fotoğrafın gerçek olduğunu hissederler.
Çünkü fotoğraf, bir başka insan tarafından kaydedilmiştir. Ancak şu an içinde bulunduğumuz teknolojik süreçte, en az elektronik yolla 'klonladığımız' fotoğraflar kadar rahatlıkla hayvanları, bitkileri ve insan dokularını kopyalayabiliyoruz. Fotoğraf ve çizim bana büyük keyif veriyor. Hatırladığım kadarıyla altı yaşında bir çocuk olduğum zamandan bu yana, inandığım dünyamı gösteren resimler yapıyorum. Ki o zaman televizyonumuz yoktu ve sinemaya nadiren gidiyorduk. Maalesef daha sonra,
'o inandırıcı dünya' benim için çoktan geride kaldı ve 1973 yılının Şubat ayında benim için 'bakir bir dünya' sayılabilecek boks fotoğrafçılığına adım attım. Tabii kafamdaki yığınla önyargıyı da beraberimde taşıyarak.
Gördüğünüz her şeye inanmayın. Kişisel duyularınız ve duyarlılığınızı geliştirebilmek üzere sürekli denemeler ve çabalar sarfedin. Ve daha sonra içinde kendi değerlerinizi barındıran şeylerle geri dönün.
James A. Fox Kitabı/İlker Maga/YGS Yayınları
/160 Sayfa/100 Alman Markı