Görevim caz tarikatına mürid kazandırmak

Görevim caz tarikatına mürid kazandırmak
Görevim caz tarikatına mürid kazandırmak
Türkiye'nin caz alanında çıkardığı en önemli isimlerden Kerem Görsev, aşık olduğu sakin semt Emirgan'ın adını verdiği yeni albümüyle karşımızda. Müziğe hayli idealist yaklaşan Görsev, "İstemediğim müziği bana parayla çaldıramazsın. İstemediğim hiçbir yerde beni sahneye çıkaramazsın" diyor.
Haber: Muhsin TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

Yeni albümünüz ‘Emirgan’ın fikri nasıl ortaya çıktı? Neden albüme bir semt adı verdiniz?
Emirgan, İstanbul ’un Osmanlı’dan kalma 400 yıllık tarihi dokusu mümkün olduğunca az tahrip edilmiş bir semti. Emirgan hep İstanbul içinde bir sahil kasabası gibi gelir bana çocukluğumdan beri. Emirgan’dabakkal, berber, eczacı herkes birbirine sabah selam verir. Emirgan’ın buluşma noktası da Rıfat Abi’nin Çınarlı Kahvesi’dir. Bir gün kahvede orta şekerli kahvemi içerken aklıma bir melodi geldi. Hemen eve gelip piyanonun başında besteyi yazdım. Müzik yaşanmışlıkların hikayesidir. Yaşanmışlıklarımdan oluşan parçalarımı da topladım. ‘Emirgan’ projesi böyle doğdu.

Besteleri toparladıktan sonra kayıt aşamasında neler yaşadınız?
Benim esas işim müzik. Dolayısıyla günlük işlerimin arasında albüm yapmışım gibi oldu. (Gülüyor) Bestelerimi toparladıktan sonra hemen işe koyuldum. Kağan Yıldız ve Ferit Odman ile yıllardır birlikte çalışıyoruz. Eve gelip provalarımızı yaptık. O dönem bir turnemiz vardı. Turnenin hemen ardından stüdyoya girip kaydettik şarkıları.

Emirgan’da, ona bir albüm adayacak kadar değerli olan nedir?
Şu röportajı yaparken bir an sussak deniz sesinden başka hiçbir şey duyamayız. İşte Emirgan bu. Emirgan sükuneti sakinlik ve dinginlik demektir. Orta yaşlı bir genç olarak artık gürültüden patırtıdan kaçmaya çalışıyorum. Sükunetin üretimime ciddi faydası oluyor. Vapur sesiyle uyanmanın keyfi hiçbir şeyde yok. Başka bir ruhu var Emirgan’ın. 



İlk kez bir albümünüzü Türkiye’de kaydettiniz. Özel bir sebebi var mı?
Hem var hem yok aslında. ‘To Bill Evans’ı 70 kişilik bir orkestrayla yurtdışında kaydetmiştik. Burada öyle bir orkestrayı sokabileceğin bir stüdyo yok maalesef. Ayrıca yurtdışındaki aranjörlerin bu tarz müziğe dair bir kulak yatkınlığı var. Sürekli soundtrackler, blueslar, caz albümleri kaydediyorlar. Yurtdışında otelden çıkıp stüdyoya gidiyorsun ve başka hiçbir şey düşünmüyorsun. Ama buradan da memnunum. Bu albümü Babajim’de kaydettik. Türkiye’de soundu en iyi olan stüdyo Babajim bence. Yine de mastering için Manchester’a gönderdik.

“Kerem Görsev tarzı oluşturmak gibi bir hedefim yok. Amerika’yı tekrar keşfetmeye çalışmıyorum” diyorsunuz bir röportajınızda. Peki siz hangi akıma dahil görüyorsunuz kendinizi?
Ben akustik akımcıyım. 1994’te çıkan ilk albümümden bugüne kadar tüm albümlerimde hep akustik akıma dahildim. Benim bir at gözlüğüm var. Bir yenilik peşinde değilim. Kimseye bir şey kanıtlamak gibi bir niyetim yok. Dinlediğim müziği yapmaya çalışıyorum. Müzik yaparken tek odak noktam geleneklere bağlı kalmak. Ben hiçbir şey keşfetmedim, kaşif değilim. Keşfedilenleri bugün uyguluyorum sadece.

Sizin için müzik bir hayal kurdurtma sistemi. Nasıl hayaller kuruyorsunuz müzikle?
Ben Bill Evans dinleyerek hayal kuruyorum. Bill Evans dinlerken de yapacağım işleri nasıl yapacağımın hayallerini kuruyorum. Yapacağım işlerin nasıl başlayıp hangi süreçlerden geçeceğini hayallerini kuruyorum. ‘Ah şu apartman benim olsun’ diye bir hayal kurmuyorum. Dünyevi hayallerden ziyade müzikal hayallerim var.

Belirli kalıplarınız var, magazinel olmaktan uzaksınız... Biraz idealist mi yaklaşıyorsunuz müziğe?
İdealist yaklaşıyorum ve bunu çok rahat ettiriyor. Benim görevim caz tarikatına mürid kazandırmak. Akustik cazcıyım. İstemediğim müziği bana parayla çaldıramazsın. İstemediğim hiçbir yerde beni sahneye çıkaramazsın. İstemediğim insanla çalışmam.

Müzik, üretildiği toprağa göre ufak kırılmalar yaşar. Türkiye’de üretilen cazın dünyanın diğer ülkelerine göre farkı nedir?
Türkiye’de yaşayan caz müzisyenleri ikiye ayrılıyor. Bir kısım kendi besteleriyle ve akustik caz ile var olmaya çalışıyor. Diğer kısım ise daha modern soundlar ile bestelerini harmanlıyor. Bu harmanlamaya Türk ezgileri ve enstrümanları da dahil. Örneğin Okay Temiz bir caz davulcusu olarak İsveç’e gitti. Orada çaldığı müziklerde aksak ritimlerle enteresan kokular yakaladı. Ardından Türk ritimlerini de entegre edip kendi müziklerini ortaya çıkarmaya başladı.