Göründüğümüz gibi yaşamıyoruz

Göründüğümüz gibi yaşamıyoruz
Göründüğümüz gibi yaşamıyoruz

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Hakan Kurtaş'ın, başrolünü Hatice Arslan ile paylaştığı 'Vücut' filmi vizyona girdi. Kurtaş, "Çok farklı yerlerden bakan insanların filmi bu" diyor
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

‘Bir Çocuk Sevdim’ dizisinin Sinan’ı, DOT Tiyatrosu’nun ‘Süpernova’ adlı oyununun ‘boksör Cameron’ı Hakan Kurtaş bu sefer beyazperdede... Cuma günü vizyona giren ‘Vücut’ filminde toplumun dayattığı ‘güzel ol, zayıf ol’ diktasını zerre umursamayan, aşkta yaş farkı ‘sorununu’ takmayan, içine kapanık ama sevgisini kimseden esirgemeyen, kendi halinde bir genç olarak karşımıza çıkan Kurtaş ile filmini ve canlandırdığı İzzet karakterini konuşmak için buluştuk

‘Vücut’ filmi bana birey olarak ne kadar şekilci olduğumuzu hatırlattı. Filmin sizde bıraktığı iz nedir?
İnsanların etrafı şekillerle, etiketlerle çevrili ve önyargılarla karşılaşıyorlar. Biz filmde birbirinden çok farklı görünen iki insanın acılarının derinliğinin aynı olduğu, birbirlerine sarılabildiklerini, birbirlerinin yaralarını sardıklarını ve bunu aşk yoluyla yaptıklarını görüyoruz. İnsanların dışarıdan gördüğünü yaşamıyoruz hiçbirimiz. İnsanlar, karşısındakinin doğumundan beri yaşadığı hayatın nasıl şekillendiğini bilmiyor, önyargılarla yaklaşıyor. Bizim filmde izlediğimiz ikili, İzzet ve Leyla, bu kadar fazla etiketin olduğu bir çağda samimi bir şekilde sadece hisleriyle hareket ediyor. Bana çok doğal, çok gerçekçi geliyorlar. 

Leyla, “Birbirimize yakışmıyoruz” diyor. İzzet de soruyor: “Kime göre?”
Evet, kime göre? Çoğunluğa uygun olmayabilirsiniz ama bu, sizin bir aşkı yaşamanıza engel değil. Hatta insanların hakkınızda ne düşündüğü umurunuzda değilse daha da fazla yaşamak istiyorsunuz o şeyi. Yapay bir fazlalıktan bahsetmiyorum, gerçekten her anını dolu dolu yaşamak istiyorsunuz. 

Hem ‘Bir Çocuk Sevdim’ dizisi hem ‘Süpernova’ oyunu hem de ‘Vücut’ filmi… Hepsinde birbiriyle uzaktan yakından alakası olmayan karakterler. Özellikle mi böyle seçiyorsunuz?
Özellikle bu şekilde seçmek bence beni daha çok geliştirecektir bir oyuncu olarak. Farklı dünyaları, farklı hikâyeleri anlatmak çok keyifli. Örnek vermek gerekirse, dizideki Sinan karakteriyle filmdeki İzzet karakteri aynı sokaktan bile geçemeyecek insanlar. Tek ortak noktaları yaşadıkları aşk olabilir. Onun dışında dışarıdaki hayata çok farklı bakıyorlar. Çok keyifli bu. İçindeki duygu ritmiyle oynamak mutluluk veriyor. 

Oyuncular genelde, aynı anda birden çok kişi olmak istedikleri için oyuncu olduklarını söylerler. Sizin çıkış noktanız nedir?
Hâlâ dokunulmamış, kapısı bile açılmamış milyarlarca hikâye var. Bunları kurcalamak insanlara unuttuğu şeyleri yeniden hatırlatmak oluyor. 

Mesela?
Mesela ‘Vücut’ filmindeki İzzet gibi bir çocuğun varlığını, o çocuğun Leyla ile olan aşkının olabileceğini unutmuş gibi yaşıyoruz. Tabu olarak, yasak olarak görünüyor hatta neredeyse kötü sıfatını alıyor. Halbuki bu şekilde değerlendiremezsiniz hiçbir şeyi ve hiç kimseyi. Yani kısacası amacım, farklı hikâyelerle farklı sözler söylemek. Ve bunu özgün bir şekilde yapmak. Onu başarabildiğim sürece farklı farklı insanlar olabilmeyi çok seviyorum. 

Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nün ardından DOT Tiyatrosu geldi. Devlet Tiyatroları’na da geçebilirdiniz. Neye göre yaptınız seçimini?
Aslında şu dönemde Türkiye ’de tiyatro yapıyor olabilmek bile çok lüks gözüküyor birilerine. DOT, insanları dürtüyor, bazı şeyleri bire bir, daha yakından daha sert bir dille anlatıyor. Bu çağda insanlara bir şeyler anlatmanın yolunun biraz da bu olduğunu düşündüğüm için böyle bir tercih yaptım. Ama öte yandan Devlet Tiyatroları’nda çok büyük prodüksiyonlar yapılıyor, klasikleri oynayabiliyorlar. 

Biraz da Süpernova’yı konuşalım… Oyuna başlamadan önce boks ve boksörlere dair ne biliyordunuz, şu anki durum nedir?
Boksa daha taraflı bakıyordum oyundan önce. 

Karşı mıydınız?
Karşıydım diyemem ama nasıl bir spor olduğunu anlayamamıştım. Birbirlerine zarar veriyorlar gibi geliyordu. 1.5-2 sene haftanın 3 günü boks antrenmanları yaptık. Boks maçlarının ne olduğunu öğrenmeye başlayınca farklı bir yere kaydı durum. İşin içine girince daha değişik bir yerden bakıyorsunuz. Çoğu insandan çok daha merhametli, modern çağın gladyatörleri olduklarını görüyorsunuz. Ama işte bunu yumruk yiyerek anlamanız gerekiyor. 

Maço şiddetin yaygın olduğu bir toplumdayız, insanlar boks lafını duyunca oyuna gelmeye çekinebilirler.
Çekinecek bir şey olmadığını oyun çok güzel bir şekilde anlatıyor. Her cümle defalarca düşünülüyor, her an müziğinden ışığına defalarca tasarlanıyor. ‘Süpernova’, şiddeti çok merhametli bir şekilde anlatan bir oyun. Şampiyon olmak, dünyanın tepesine çıkmak, kendini gerçekten işe yarar hissetmek için birbirleriyle savaşan insanlar görüyoruz. Her yerde görmüyor muyuz bunu? Patronunuzdan size gelen çok net bir cevap da yumruk gibi bir şey olabilir. 

Şiddet demişken, ‘Vücut’ filminde de ağır bir şiddet görüyoruz. Babanın anneye fiziksel şiddeti dışında duygusal şiddet de var…
Sevgisini de, nefretini de dışa vurarak yaşayanlar var o hikâyede. İnsanların çok daha ilkel hallerini görüyoruz çünkü hepimizin saklamak istediği yanlarımız var. Ama bu yanlar her an açığa çıkabiliyor. Sevgi dolu bir anda da, nefret dolu bir anda da… 

Hem dizi hem tiyatro hem sinema… Birinden biri bir tık öne çıkıyordur. Hangisi?
Hepsi farklı yanlarıyla öne geçiyor ama üçü de yan yana yürüyen üç arkadaş gibiler benim için. Tiyatro, adamı taze tutan bir şey. Haftanın dört günü bir buçuk saat boyunca oynuyor olmak beyin ve beden olarak çok diri tutuyor. Sinemanın imkânları, kullanılan teknikler, verdiği etki çok daha farklı. Dizi konusuna gelince… Tabii ki her hafta bir film uzunluğunda bir şey çekilmesinden dolayı karakterlerin ve hikâyelerin değişimi daha uzun süreye yayılmak durumunda kalıyor. O yüzden oyuncu olarak o geçişleri daha yumuşak yapmaya çalışıyorsunuz. Üçünün de bana kattığı şeyleri fark edip onları tutmaya çalışıyorum. Kötü yanlarını gördüğüm zaman da yok saymıyorum ama oradan daha iyi yanlarıyla ayrılmaya çalışıyorum. O yüzden paslaşıyoruz aramızda dört arkadaş.
‘Vücut’ vizyonda, ‘Süpernova’, 9-10-16-17-23 ve 24 Mayıs’ta DOT’ta

Karar vermem gerekti karikatürü bıraktım
Bir de karikatür çiziyor muşsunuz.
14-15 yaşındayken Leman’a yolluyordum. Yolladığım karikatürlerin bazıları çıkıyordu. Daha sonra İstanbul ’a geldiğimde, bir yandan okula bir yandan dergiye gitmeye başladım. Ama amatör çizerler sayfasında çıkıyordu. Daha sık çıkmaya başladı ama bir noktadan sonra tiyatro oyunuyla birlikte o da ciddileşmeye başlayınca, ikiye bölünemeyeceğim için bir tanesini seçmem gerekti. Ama hâlâ karalamaya devam ediyorum, hikâyeler çıkarmaya çalışıyorum. 

Oyun da yazdınız, değil mi?
‘Avaz Avaz’ diye bir oyun yazdım dördüncü sınıftayken. ‘Aralık Hareketi’ diye bir beyin takımıydık, bir şeyler yazan çizen dört-beş arkadaş, birlikte oynadık. Daha sonra da Kumbaracı50’de de oynadık. Bazı hayalleri olan bir insan olarak tek amacım yapmak istediğim hikâyeyi düzgün bir şekilde kendi dilimde sunmak. Bunun yolu her şey olabilir. Benim tercih ettiğim ana yol oyunculuk.