Gösteri devam ediyor

Bugünlerde bir dergi yirminci yaşını kutluyor, ilk sayısını 12 Eylül askeri darbesini izleyen aylarda çıkaran...
Haber: ERDAL DOĞAN / Arşivi

İSTANBUL - Bugünlerde bir dergi yirminci yaşını kutluyor, ilk sayısını 12 Eylül askeri darbesini izleyen aylarda çıkaran, o günden bu yana sanat ve edebiyat dünyasının birçok ismine sayfalarını açan bir dergi, Hürriyet Gösteri. Yirmi yıl, bir sanat edebiyat dergisi için hiç de küçümsenmeyecek bir süre. Çünkü Türkiye'de özellikle edebiyat dergilerinin ömrü, ne yazık ki o kadar uzun sürmüyor. Tek sayı çıkıp da kapanan ne çok yayın var! Zordur bu tür yayınları yaşatmak. Bu zorluğa rağmen yirmi yıldır ayakta kalabilen ender dergilerdendir Hürriyet Gösteri.
İlk sayısını Aralık 1980'de yayımlayan derginin üç kez sahibi değişir. Önce Egemen Bostancı, sonra Sedat Simavi ve şimdi de Aydın Doğan, derginin yaşamını sürdürmesi için ısrar ederler. Künyedeki bu değişikliğin, ilginçtir, yazıişlerine hiç yansımadığını görürüz. Yani ilk sayıdan itibaren derginin editörlüğünü, edebiyatımızın 'Doğan bey'i, Doğan Hızlan yürütür. Tabii ki arkadaşlarıyla beraber: Ara Güler, Salim Alpaslan, Faruk Şüyun, Adnan Özyalçıner, Hami Çağdaş...
Her dergi yazarlarıyla var olur. Hüriyet Gösteri'nin bu anlamda kabarık bir kadrosu vardır. Koleksiyonlarını karıştırdığınızda sanat ve edebiyat dünyasının aklınıza gelebilecek hemen her ismine derginin sayfalarında rastlayabilirsiniz. Gerçekten de 'bu dergiden geçmeyen' çok az isim vardır. Kuşkusuz bunu Doğan Hızlan'ın edebiyatçı kimliğiyle açıklayabiliriz, ama bu, öykünün çok kısa bir özeti olur...
Gösteri'yi edebiyatımızın mıknatısı yapan özellik nedir?
Bu mıknatısı sağlayan Gösteri'ye öykü, eleştiri, yazı verenlerdir.
Onun için ben daima Gösteri'yi bugüne getiren ama aramızdan ayrılanların anısına hep saygı gösteriyorum. Ayrıca yaşayanların da dergiyi güçlendirdiklerine inanıyorum. Onlar, Türkiye'deki sanat ve edebiyat ortamının bütününü yansıtmamızda birincil işlevi taşıyorlar.
Yirmi yıl önce böyle bir dergi çıkarıyorum dediğimde dostlarım, 'Kim çıkarıyor, sahibi kim olacak' gibi sorular sormadılar. Yazı ve şiir isteğime tek cümleyle yanıt verdiler:
'Ne kadar zamanda göndermeliyiz?' Onların bana gösterdiği güveni, çok önemli bir armağan, bir sevgi bağı olarak görüyorum.
Sizinle birkaç yıl önce yaptığımız bir söyleşide Gösteri dergisi için 'Yeni Edebiyat dergisinin çocuğu' benzetmesi yapmıştık. Şimdi o çocuk büyüdü ve 20 yaşına ulaştı.
İnsan kazandığı tecrübeleri son çıkardığı yayına yansıtıyor. Yirmi yıl önce gerçekten de dergicilik ortamı Gösteri gibi bir dergiyi bekliyordu. Yani insanlar değişik içeriği, zenginliği olan bir dergi görmek istiyorlardı. Biz de bu isteğe yanıt vermeye çalıştık ve ilk çıktığımızda, dergiyle birlikte fasiküller halinde Atilla Dorsay ve Turhan Gürkan'ın hazırladığı sinema ansiklopedisini armağan ettik. Türk resminin önemli adlarının eserlerinden röprodüksiyonlar verdik. İlk şiir kasetlerini vermeye başladık. Gün ışığına çıkmamış eserleri okurla buluşturmayı istedik; şiir, öykü, inceleme yarışmaları yaptık.
Ama böyle bir dergiyi çıkarıp, istediklerinizi yapabilmeniz için mali bir gücün de olması gerekir. Yeni Edebiyat'ı Altın Kitaplar'ın olanakları içinde çıkarıyorduk. Gösteri'yi ise Hürriyet Grubu'nun olanaklarıyla çıkardık. Yani bunu sadece kendi gücüm değil, grubun da gücü olarak görüyorum. Onun için bunu üç ayaklı görmek lazım: Benim çalışmalarım, grubun gücü ve arkadaşlarımın gücü.
Gösteri'nin macerası, "O gün beni hiçbir dostum yalnız bırakmadı" sözleriyle başlıyor. Gerçekten de ilk sayılara dönüp baktığımızda, dönemin popüler birçok ismini dergide görebiliyoruz. Bir derginin kalitesini belirleyen şey sizce nedir?
Bir derginin kalitesini belirleyen birçok öğe vardır. Gösteri için bu öğelerden birincisi, ürün veren insanların niteliğidir.
İkincisi, Türk edebiyatının değişik yönlerinin, değişik eğilimlerinin ve değişik anlayıştaki insanların çalışmalarının
yansımasıdır. Ben,Gösteri'nin bir grubun sesi olmaması için çok çaba harcadım. Okurun farklı seslere uzak kalmamasını istedim. Yaşamım boyunca çeşitliliği, zenginliği savundum ben. Kendi yazımda da. Tabii ki her derginin yöneticisi büyük ölçüde, kendi kimliğinin, kişiliğinin dergiye yansımasını önleyemez. Ama insanlar Gösteri'yi okuduklarında Türk edebiyatının, sanatının nasıl çeşitlilik taşıdıklarını gördüler, çünkü ben hiçbir zaman edilgin, pasif bir okur düşünmedim. Dergi okuru birikimli bir okurdur, kendi yargıları, değerleri, ölçütleri vardır. Onların da o ölçütleriyle değerlendirmesini istedim. Bu da okurla dergi arasında aktif bir bağ kurulmasını sağladı.
"Yazarlar, sanatçılar kaprisli olur, onlarla uğraşmak kolay değildir' denilir hep. Önce a dergisi, sonra Yeni Edebiyat, ardından Gösteri. Yayın yönetmenliği gerçekten de zor bir iş mi? Hakikaten zor insanlar mı şu yazar ve sanatçılar?
Edebiyat ve sanatçıları kaprisli olarak
görmüyorum. Ama bir insanın, yazısının çıktığı derginin niteliği, çizgisi üzerine düşünmesi, onu tartışması, birlikte bulunacağı insanları düşünmesi olağandır. Bu kapris değildir. Tanpınar'ın dediği gibi, hiç kuşkusuz sanat, çok bireysel bir iştir. İinsanlar arasında savaş olan bir iştir. Biz insanların birbirleriyle savaşmaları için dergi çıkarmadık. Onların bir arenada birlikte yaşamasını sağladık.
Kendi kompartımanlarında onların hepsine ayrı sevgi, saygı gösterdim. Sanat bir mükemmeliyet işidir. Her yazarın, sanatçının mükemmeliyet peşinde koşmasını kapris olarak yorumlamıyorum.
Gösteri yayın hayatına atıldığı ilk yıllarda edebiyata ağırlık veren bir dergiydi. Bu özelliği 90'lı yıllarda azaldı. Yirminci yılla birlikte okurları nasıl bir Gösteri bekliyor?
Bütün yurt düzeyinde ağırlıkla okunan edebiyattır. Biz de yirminci yılla birlikte edebiyat oranını artırıyoruz. Spesifik dergiler olmadığı için Gösteri gibi bir dergi, resmin de, müziğin de, tiyatronun da
önemli yazarlarını ve önemli ürünlerini yayımlamakla yükümlüdür. Zaman zaman bir tarafa ağırlık vermiş olabiliriz. Ama yirminci yılda düşündüğümüz, büyük oranda edebiyat yazılarının artması, belli bir oranda diğerlerine de yansıması.
İlk yıllardaki gibi yine ekler verilecek mi ya da yarışmalar düzenlenecek mi?
Türkiye gibi yarına dair ekonomisi için bir şey söylenmeyen bir ülkede okurlara ekler, yarışmalar vaadinde bulunmayayım. Ama Gösteri, bu alanda da kendi varlığını hissettirecektir. Bunlardan da uzak kalmayacağımızı söyleyeyim.
Usta kalemlerin geçit töreni
Günümüz sanat ve edebiyatını belirleyen önemli isimlerin birçoğu yazmış Hürriyet Gösteri'de. 80'lerin hemen başından günümüze uzanan süreçte yayımlanmış, kimileri artık hayatta olmayan ustaların yazılarından bir seçki hazırlandı. Derginin bu sayısıyla birlikte okurlara ücretsiz armağan edilen kitapta bulunan yazılarda, Hürriyet Gösteri'nin belli adların tekeline takılmaksızın birbirinin karşıtı birçok farklı kaleme yer verdiği de açıkça görülüyor. Seçkide yer alan isimlerin listesi bile derginin nasıl bir birikimi aktardığı konusunda fikir vermek için yeterli: Abidin Dino, Berna Moran, Ece Ayhan-Nilgün Marmara, Mehmed Kemal, Mengü Ertel, Orhan Şaik Gökay, Özdemir Asaf, Sezer Tansuğ, Yavuzer Çetinkaya, Bilge Karasu, Can Yücel, Cemal Süreya, Edip Cansever, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Nazlı Eray, Salah Birsel, Selim İleri, Talip Apaydın, Yusuf Atılgan ve Zeyyat Selimoğlu...