Grace Jones'la orgazma çeyrek kala

Grace Jones'la orgazma çeyrek kala
Grace Jones'la orgazma çeyrek kala
62'lik kamçılı 'heroin' Grace Jones, önceki gece kendisini izlemeye gelenlerin resmen akıllarını oynattı. Dans, kostüm, muhabbet ve tabii müziğiyle Grace Jones, zamanımızın dört dörtlük kabere şarkıcısı

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

 

 Eray AYTİMUR

Ece Ayhan’ı yana kavrula anarak bence bağırmak lazım ‘Yort Savul!’ diye. Çünkü gerçekten budur sahnedeki Grace Jones’un akla getirdiği ilk cümle. Savulan bildiği yere savulsun, savulamayan ya açılsın ya kaçılsın. Zira 62’sindeki kamçılı heroin, kendisini izlemeye gelenlerin resmen fıtratıyla oynadı. Işıklar, ziller, tüller, payetler arasında ve evet o inlemelerle, bir yandan müthiş müstehcen, bir yandan ‘Sini siviyurum’ları havada uçuşturabilecek kadar masum, inanılmaz iki saat sızdı hayatımıza.

Siyah perdenin arkasında kim bilir ne oyunlar dönecek diyerek doluşmaya başladığımız Açıkhava Tiyatrosu, tarihi akşamlarından birini yaşamayacakmış gibi görünüyordu en başta. Öyle bir konser için nereden baksanız, sayıca yetersiz bir kalabalıktı çünkü ortadaki. Ama kuru değil çok doğru dürüst bir kalabalıktı bu sefer. Ertuğrul Özkök deyişiyle ‘being there’ kaygısıyla gelinmemiş besbelli. Saat 21:20’ye kadar sabırla bekledikten sonra eller çırpılmaya başlandı. Meğer hep böyleymiş. Hatta menajeri diyormuş ki “Konserin başlama saati neyse Grace’e yarım saat öncesini söyleyin. Nasıl olsa geç kalır.” Yine öyle oldu. Saat 21:38’i gösterdiğinde mor ışığın içinden süzülerek daldı sahneye; gece mavisi saçları, siyah ceketi, mayosu, kilometrelerce yükseklikteki pabuçları ile.

‘Tisikürler İstanbul!’
Jamaikalı genlerin hakkını teslim edelim, olamaz böyle bir endam. Nitekim insan dışı sesler çıkararak izlediğim ilk bir kaç dakikanın ardından şöyle bir silkinip kendime gelişim ‘Tisikürler’ dediği anı buldu... Son albümü ‘Hurricane’e promosyonel kaygıların ötesinde düşkün belli, hemen ‘This is’le devam etti. Kostüm değişikliği için sahneden kaybolduğunda ise söylemeye devam ediyordu. Beyaz ponponlu püsküllü ceketi ve cadı şapkasıyla olay yerine döndüğünde sıra, kafesinden bacaklarını fırlata kıvırta söylediği ‘My Jamaican Guy’a gelmişti. Sadece mayosu ve saçındaki yanardöner kızıllıkla ‘Demolotion Man’ başladı, sonra da beklenen an, ‘Arjantin’e gidiyoruz’ anonsuyla geldi. Dönen yuvarlak platformunun üstünde Piazzolla’yı anarak ‘I’ve Seen That Face Before’ söylemeye başlayan kabare yıldızımızı, o sırada sanırım açıkhavanın yarısı telefonlarıyla kaydediyordu. ‘Love you to life’ ile saçaklı kaplan Grace, kafesinde yükselişe geçti ardından süzülerek yere indi. ‘La vie en rose’ öncesinde, af buyrun emmeli gömmeli şarap operasyonunu ağır tahrikler eşliğinde tamamlayan ecinnimiz iki ayak üstündeki dans hünerlerini ise ‘Well well well’ eşliğinde sergiledi ki o esnada ön sıralar dansa çoktan katılmıştı.

Grace Jones’un orgazma çeyrek kala anonsuyla girdiği otobiyografik parçası ‘Williams’ Blood’la da küçük kilisenin yolunu tuttuk, annesini, anneleri sevgiyle andık ama masumiyet silsilesi içinde az önceki ‘pozisyonu’ da unutmuş değildik. Fakat ne güzel, söz konusu Grace Jones olunca herhangi bir şeyin muzır neşriyat kapsamına girmiyor.
Kapanışa doğru tam gaz ilerlerken “Benim bugüne kadarki tek kocam Türk’tü. Türk erkekleri çok kıskanç mı, ya kadınları” içerikli şen şakrak muhabbeti gösterdi ki Grace Jones göbek-kalça atmada ve geyiklemekte Türkiye insanını suya götürüp susuz getirir.

‘Konser bitti mi, yoksa bis yapacak mı?’ soruları kafa kurcalarken tedirgin ve hani biraz da cimri alkışlar eşliğinde sahneye dönen kedi kulaklı Grace Jones, çocukluktan tanıdığımız oyuncağıyla şovunu başlattı. Yaklaşık 10 dakika boyunca hulahopunu çevirip şarkısını söyledikten sonra aralarında perküsyoncu oğlu Paulo Goude’nun olduğu tüm ekibini tanıtıp onlara teşekkür etti. Bu arada Grace Jones’un teknik kadrosunun İstanbul’a eksiksiz gelmesinin büyük etkisiyle olsa gerek bas ve davul tonlarının on numara olduğu bir konser izledik. ‘Hurricane’e karşı pelerini savrulurken rüzgar tanrıçasının ta kendisine dönüşen Grace Jones bizleri uçurmaya devam ederken saat 23:32 idi. Teşekkürler, sevgi cümleleri arasında konser bitti.

Bu arada sahneden bağımsız ama konserle alakalı bir de büyük fiyasko vardı. Grace Jones albümleri yoktu. Oysa şehre Grace Jones geliyorsa eğer, bu hatunun Türkiye’deki distribütörü CD’lerini konserdeki satış standında bulundurmak zorundadır.

Neyse onları ayıplarıyla baş başa bırakıp şu kadarını söyleyeyim: Sini siviyorum Grace Jones, ‘you make my party’ bebek. (Radikal)