Güldürürken acıtan opera

Güldürürken acıtan opera
Güldürürken acıtan opera

?Figaro?nun Düğünü?, Devlet Operası?nın dönüşümlü repertuvar sistemi kapsamında İzmir?den İstanbul?a taşındı.

Mozart'ın olgunluk döneminin ilk büyük operası olarak kabul edilen 'Figaro'nun Düğünü', Mehmet Ergüven'in rejisiyle İstanbul Devlet Operası'nda sahneleniyor
Haber: ELÇİN DEMİRÖZ / Arşivi

İSTANBUL - İlk kez 1786’da Viyana’da seyirci karşısına çıkan ‘Figaro’nun Düğünü, W. A. Mozart ile Lorenzo Da Ponte işbirliğinde gerçekleşen üçlemenin ilk operası olarak, bestelendiği dönemde bir devrim gibi karşılanmıştı. Aslı Fransızca olan eseri İtalyancaya çeviren Ponte, Viyana’daki sansürlere rağmen eserin orijinal metnine bağlı kalarak beş perdelik eseri dört perdede özetledi. Politik ve ahlaki sınırların ucunda seyreden tema, ancak Mozart gibi bir dâhinin müziğiyle yumuşatılabilirdi. Sonunda soylu ve halk kavramını sorgulayan, her ikisinin de zafiyetini korkusuzca sahneye taşıyan bir opera çıktı ortaya.
Diğer yandan ikinci perdenin neredeyse tamamında konuşmalarla kesilmeyen müzikli bölüm, çağın müzikal anlayışına göre de son derece cesur bir denemeydi. Dolayısıyla ‘Figaro’nun Düğünü’, hem tematik hem de müzikal bağlamda sahnelendiği dönemde epeyce risk alan, hatta sanatın önünü açan gizli bir misyonu da yüklenmişe benziyordu.
‘Figaro’nun Düğünü’nü bu kadar değerli kılan yegane şey, W.A. Mozart’ın olayın örgüsü üzerine inşa ettiği dahiyane yaklaşımıydı. Hem akışın dramayı, hem de dramanın müziği güçlendiren karmaşasını son derece ince bir üslupla seyirciye aktarmayı başaran Mozart, eseri büyük bir ironinin merkezine oturtarak insan karakterini ‘komik’ ve ‘ciddi’ unsurların yardımından faydalanarak ne denli esneyebileceğini kanıtlıyordu. Böylelikle eser söyleyeceklerini ‘söylemedikleriyle söyleyen’,  olayların altındaki duyguları, zekice işlenmiş müziğiyle duyulara taşıyan bir yapıya dönüşüyordu. 

Komik ve ekonomik
Eserin bir diğer özelliği de Devlet Operası’nda bu sezon itibariyle yürürlüğe giren ‘dönüşümlü repertuvar sistemi’ kapsamında, İstanbul’de sergilenen ilk opera olması. 2006 yılında bu eseri İzmir Devlet Opera için sahneye koyan Mehmet Ergüven, dekorların bile İzmir’den gelerek eserin oldukça ekonomik bir biçimde sahnelendiğini belirtiyor.
İstanbul Devlet Operası’nın genç ve başarılı kadrosuyla 2010’un ilk yeni operası olma özelliği taşıyan eser, herkesin çok yakından tanıdığı uvertür sayesinde sıcak bir havayla başlıyor. Solist kadrosu en geniş eserlerden biri olan ‘Figaro’nun Düğünü’ bu sayede birçok genç ve yetenekli sanatçıya da imkan tanıyor.
Eserin en sürpriz ismi, gelecek temsillerde Figaro’yu canlandıracak sanat yönetmeni Suat Arıkan. Ancak bu rolün ilk dört temsildeki sahibi İzmir Devlet Operası’nda da uzun zamandır Figaro’yu oynayan bariton Cengiz Sayın oluyor. Aynı rolü Zafer Erdaş ve Bülent Atak dönüşümlü olarak canlandıracaklar. Figaro’nun nişanlısı olan Susanna’ya hayat veren isimler ise Ayten Telek ve Gülbin Kunduz. ‘La Boheme’ ve ‘Don Pasquale’de de solist olarak izlediğimiz sanatçılar, güçlü yorumlarıyla izleyenleri kendilerine hayran bırakıyorlar.
Eserin kilit rollerinden biri de, Figaro’nun kıvrak zekasıyla alt ettiği Kont karakteri. İstanbul Devlet Operası’nın genç solistlerinden Caner Akgün bu rolde bir soylunun duygusal zafiyetini izleyiciye aktarmada oldukça başarılı. Kontes rolünde ise yılların deneyimli isimleri Evren Ekşi, Otilia İpek ve Hande Soner var. Güçlü teknikleri ve dramatik ifadeleri, özellikle eserin sonlarına doğru izleyenleri duyguların doruğuna çıkarıyor. Opera tarihinde sıkça rastlanan, kadınlar tarafından canlandırılan erkek rolü geleneği ise Elif Tuğba Tekışık ve Nesrin Gönüldağ’ın hayat verdiği Cherubino ile karşımıza çıkıyor. Kontes’e aşık genç delikanlı rolünün hakkını bir erkeğe bile mahal tanımayacak denli başarıyla veriyorlar.
Yedi yıl önce dünya prömiyerini yapan ‘Deli Dumrul’dan sonra, İstanbul’da ikinci kez eser sahneye koyan İzmir Devlet Opera Balesi yönetmeni Mehmet Ergüven Radikal’e şunları söyledi; “Benim için sahne tasarımı, kişiler arasındaki ilişkiyi taşıyan soyut bir dokudur. Dekor ne kadar aradan çekilirse, kişiler arasındaki ilişki de o kadar açığa çıkar. Kostümlerde de mümkün olduğunca otantik yapılarına sadık kalmaya çalıştık. Coşkunun ortaya çıkması için bir karşıtlık çıkması gerekiyordu. Dekorun sadeliği ve minimalizmi içinde sanatçıların ve eserin ön plana çıktığı bir eser oldu.”

‘Figaro’nun Düğünü’, 23, 25, 26 Şubat ve 19 Mart’ta Kadıköy Süreyya Operası’nda izlenebilir. Kötü hava nedeniyle iptal olan 24 Ocak temsilinin biletleri 26 Şubat için geçerli olacak.
Tel: 0216 346 15 31/ 120-121