'Ha memurusun devletin, ha aydını'

'Ha memurusun devletin, ha aydını'
'Ha memurusun devletin, ha aydını'

İstanbul DT?nin oyununda Bülent Emin Yarar (sağda) yazarı, Yetkin Dikinciler ise onun peşinde bir ömür geçiren polisi canlandırıyor.

Bir yayınevinde ömrünü geçirmiş yazar eskisi editör ve yıllardır onu takip eden polisin karşılaşması. Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği 'Profesyonel'in başrollerinde Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler rol alıyor. Kasapoğlu, oyunda 'aydınların iktidarla ilişkisini' gündeme getirmek istediğini anlatıyor
Haber: MELTEM KERRAR / Arşivi

İSTANBUL - Ömrüne yalnızca iki kitap yazmayı sığdırabilmiş, orta yaşı geçmiş bir yazar Teodor. Köhnemiş bir yayınevinin editör masasında yarı deli yazar adaylarının susmayan telefonlarıyla mücadele ediyor. Sıradan günlerden biri olsa gerek. Şaşırmıyor ama hala kızıyor kitabını okuyup okumadığını ısrarla soran telefondakine. “Ne kadar yazara benzemiyorsan o kadar kitap yazıyorsun” işte! Birazdan öğle yemeğine çıkacağı sekreteri Martha’ya en sonunda kapıya dayanan telefondaki delilerden birini savuşturmasını söylüyor. Sonra başka bir adam, hem tanıdık hem yabancı bir adam çıkıveriyor. Hatırlanmayan bir kuzen mi? Eskilerde kalan bir askerlik arkadaşı mı yoksa? Çocukken annesinin ona ‘Tija’ diye seslendiğini bilen bu kadar yakın kim olabilir ki? Theodor Kray, Luka Laban’la ‘karşılaşıyor’ o an...
Emir Kustarica’nın ‘Underground’ filminin senaristi Sırp yazar Duşan Kovaçeviç’in ‘Profesyonel’ adlı oyunu Işıl Kasapoğlu yönetmenliğinde Devlet Tiyatroları’nda. Başrollerini Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler’in paylaştığı oyunda Gülen Çehreli ve müziği de yapan Cenap Oğuz’u da sahnede izliyoruz. 2003 yılında yapılan oyunun sinema versiyonu, İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmişti. Tesadüf ki yazarın bir diğer oyunu ‘İntiharın Genel Provası’ da şu sıralar Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor. 

Yugoslavya’da bir yerlerde
Teodor ve Luka’nın karşılaşmaları, devam eden diyaloglarla belli belirsiz yolumuzu gösteriyor bize. Zamanı, yeri, mekanı, kişileri en çok da bu iki adamın birbiriyle ilişkisini anlamak isterken açılıyor ince yapraklar. Yugoslavya’da bugünlerde bir yerde emekli bir polis memuruyla, bir zamanlar Komünizm karşıtı olan yazar eskisi ile bir yayın yönetmeninin gözümüzün önünde dönüştüklerini, eriyip kaybolduklarını, yanıldıklarını onların daha önce, hiç görmedikleri ve hiç bilmedikleriyle izliyoruz. 18 yıl boyunca Teodor’u ‘görev bilinciyle’ izleyen Luka’nın kayıtları, dosyaları, bavulları açıldıkça tek tek, karşıtlıklar en kalın büyük harflerden en şeffaf küçük harflere dönüşüyor. Luka’nın hikayesi Teodor’u, Teodor’un hikayesi Luka’yı yazıyor. Ezberler şüphelere, karşıtlıklar, aynılıklara bırakırken kendini ‘iki’den bir, ‘bir’den iki çıkıyor...
Kasapoğlu’nun metni okumasındaki ana eksen ‘iktidar’ meselesi. İktidarlar tarafından kullanılırken oluşturamadığımız hikayelerimiz: “Aslında ben de baştan itibaren bunlar tek kişi diye baktım. Biri 18 yıl boyunca diğerini izlerken başka hiçbir şey yaşamamış, diğeri ne yaşıyorsa onu yaşamış. Diğeri de yaşadığı herşeyi, farketmeden de olsa paylaşmış bir adamla. Bu bizi çok ilginç politik durumlara getiriyor. Tito öncesi ve sonrası... Biri devletin memuru, biri de devletin aydını; en sonunda iki tarafı da devlet kullanmış! Tito öncesi aydını takip ettiren devlet, Tito sonrası aydın denen adamı masaya oturtuyor ve polisi de emekli ediyor.” Teodor’un yıllar boyunca unuttuğu şemsiyeleri, saatleri, eldivenleri, şapkaları topluyor Luka, gölge misali aynı yolları izlerken. Bavul açıldığında her bir nesnede bugüne taşınan geçmiş, yaşanmamışlıkları getiriyor sahibine. Ulaşmayan bir anne mektubu açılıp okunsa da zaman bağlayamıyor dünü bugüne yine de. Kasapoğlu’nun derdi bu ‘eksik’ durumun altını çizmek: “Hep yarım kalıyor bir şeyler. Yarım insan, yarım aydın, yarım memur... Yarım aydın olursan seni herkes kullanır, yarım memur olursan yine seni herkes kullanır!”
Sözü edilen bu eksik/yarım durum, bireyin yok oluşunu, kişisel hikayelerimizin giderek önemini yitirmesini de beraberinde getiriyor elbet. Ve fakat düzen devam etmeli, çark dönmelidir, insanlar iktidarların gözünde hem çok aynı, hem yanyana gelmeyecek kadar çok farklı olmadır!  “Siz birbirinize istediğiniz kadar farklı gibi görünün, aslında aynı çarkın birer küçük vidasısınız. Bu ayrım nedeniyle yıllarca birbirini öldürdü insanlar. Hepsi aynı hikayenin kahramanlarıydı oysa. Mesele ille de mücadele etmek değil, içi dolu olarak mücade etmek” diyor yönetmen.
Aynılık ve farklılığın diken üstü zemininde yürürken, yazarın metne ustaca yerleştirdiği sarkastik dil ve sahnelemenin ortak bakışıyla ritmik bir kara mizah izliyoruz sahnede. 

Sahnede iyi bir ikili
Her an ‘başka’ bir yöne kayabilecek bu ritimde Yarar ve Dikinciler’in başarılı birlikteliklerinin büyük payı var. Tıpkı Luka ve Teodor gibi iki oyuncu da birbirlerinde ve birbirleriyle var oluyorlar sahnede. Metin, öne çıkmaya, yanlış yapmaya, geride kalmaya yer bırakmazken senkronize olmaya ve uyuma, aynı aynaya bakmaya, ikilik yaratmadan ikili olabilmeye götürüyor oyunculuklarını da. “Sadece yazarla hesaplaşması değil, kendiyle de hesaplaşması var Luka’nın, çünkü o adamın peşinde koşarken aynı şeyleri o da yapıyor. Sonra pat diye birleşiyor ve aynı kadere ulaşıyorlar belki de. O olmasa ben de yokum durumu” diyor Yarar sahnede karakterlerin  varoluş sürecini anlatırken. Dikinciler ekliyor: “Bülent ve Yetkin’i toplayıp bir beden oluşturmaktan çok, ikisinden başka bir yerde başka bir şey oluşması önemli olan. Seyircinin gördüğü de o üçüncü durum.” Yönetmenin yapmaya çalıştığı da bir anlamda bu zaten, bambaşka mesleklerden izleyicilerin oyun kişilerinin yerine koyabilmeleri kendilerini.
Marx, Hegel ve Engels’den başkalarını bilmeyen polis, yıllar boyu yazarın peşindeyken öğrenir Aristo, Hegel, Kafka ve diğerlerini. Yine o gölge günlerden birinde bir zamanlar Teodor’un kitaplarını okuttuğu için sürgüne gönderilen çok sevgili oğlunun sözünü dinleyerek kaydeder herşeyi. Luka’nın kaydettikleri yazılmamış kitapları olarak karşısına çıkar Teodor’un. Peki ama kim yazmıştır bu kitapları?
Devam eder oyun, yazar hem oynar hem ‘anlatır’. Polis hem oynar, hem ‘kaydeder’! Son emaneti de teslim eder Teodor’a kayıt cihazında. Başa sarar teybi Teodor. Daktilosunun başına geçer ve ilk tiyatro oyununu yazmaya başlar!

‘Profesyonel’ 7 Şubat’a kadar Beyoğlu Küçük Sahne’de, 9-14 Şubat arasındaysa Harbiye Kenter Tiyatrosu’nda izlenebilir.