Hadi gelin pinpon oynayalım

Hadi gelin pinpon oynayalım
Hadi gelin pinpon oynayalım

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Arter'de açılan 'Göçebe Bakış', Güneydoğu Asya sanatını, bu bölgenin dışında tanıtan ilk sergi olma özelliğini taşıyor. Serginin küratörü Iola Lenzi, Vietnam, Malezya gibi ülkelerden Türkiye gündemine uygun politik işler seçtiğini anlattı. Ve İstanbullu izleyicileri sergiye gelip farklı bir pinpon oyununa davet etti.
Haber: SİNEM KESKİNEL / Arşivi

“Göçebe Bakış” 17 Eylül’de hem ARTER (Jason Lim, Son Damla; Bui Cong Khanh, Milli Marş) hem IKSV Salon’da (Melati Suryodarmo, Seni Seviyorum) gerçekleştirilen sanatçı performanslarıyla açıldı. Sergi Güneydoğu Asya çağdaş sanatnın önde gelen sanatçılarıyla cesur örneklerini biraraya getiriyor. Brunei, Doğu Timor, Endonezya, Filipinler, Kamboçya, Laos, Malezya, Myanmar, Singapur, Tayland, Vietnam’ın da içinde bulunduğu ve Güneydoğu Asya olarak tanımlanan coğrafyanın sanatını, bölge dışına topluca taşıyan ilk sergi olması açısından ayrıca önemli. İzleyici açısından bakıldığında ise İstiklal Caddesi’nin en işlek nokatalarından birinde, ARTER vitrininde, kullanıma açık ve masa tenisine yeni bir soluk getiren Lee Wen’in davetkar eserini 4 ay boyunca deneyimleyebilecek olmak çok cazip. Bakalım Asya ile Avrupa arasındaki asırlık köprü görevini başarıyla yerine getiren İstanbul ’un Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nın dünyaya açılımındaki etkisi nasıl olacak? “Göçebe Bakış”ın küratörü Iola Lenzi ile sergiyi ve Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nı konuştuk.

Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nın gelişimi Çin Çağdaş Sanatı’nın gelişim süreciyle benzerlikler gösteriyor mu? Yani Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı da Çin’deki gibi bölge sınırları içinde olağanüstü bir lokal gelişim gösterip yakın zamanda hızla dünyaya yayılacak mı?
Bilemiyorum, genelde yerel gelişimlerin dünyaya yayılması piyasadaki taleple ilgili bir durum, buna göre yakın gelecekte Çin Çağdaş Sanatı kadar popüler olmayacağını söyleyebilirim. Çin şu an jeopolitik olarak çok önemli bir pozisyonda ve sanat piyasasıyla jeopolitika genelde birbirleriyle ilişkili unsurlar. Güneydoğu Asya Çin’e göre jeopolitik açıdan daha az etkili. Özellikle Çin Çağdaş Sanatı’nın 1990 sonlarındaki yükselişine de bakarsanız, Çin Ekonomisi’nin de yükselişiyle paralel ilerlemiş olduğunu göreceksiniz. Aynı paralel büyüme ve gelişim 1980’lerin sonunda da Japonya için geçerli olmuştu. Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nın yakın gelecekte benzer bir şekilde bilinirlik ve yayılma göstereceğini zannetmiyorum. Bu nedenle bölgeye gidip kendinizin Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nı keşfetmeniz gerekiyor.

Ekonomik gelişimin yanı sıra bölge sanatının Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı adıyla dünyada popülerlik yakalayamamasının diğer nedenleri neler olabilir?
Bölgeye giderseniz, çok eklektik bir yapıda olduğunu farkedeceksiniz. Karşılaştırma yaptığımız ülkeler bireysel ülkeler. Çin büyük yüzölçümüne rağmen tek bir “Çin” ya da Japonya aynı şekilde tek bir coğrafya. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’ne gelince 11 ülkenin yer aldığı bir coğrafyadan bahsediyoruz. Birbirinden oldukça farklı kültürlerden: örneğin Endonezya ve Malezya Müslüman ülkeler, Filipinler oldukça koyu Katolik bir ülke. Diğer taraftan Burma ve Tayland Budist ülkeler. Bunun yanısıra politik olarak da ülkeler arasında keskin farklılıklar var: komünist, sosyalist, komünizm ve sosyalizm arasında kalanlar. Sanatsal olarak düşünüldüğünde ise bölge genelinde ortak bir dilin oluşturulmuş olduğu söylenebilir. Bütün bu ülkelerin yaşadıkları tehditler, geçirdikleri süreçler dini ve politik farklılıklarına rağmen oldukça benzer.

“Göçebe Bakış” sergisinde yer alan eserlerde de genel olarak politik bir yaklaşım söz konusu. Bu yaklaşım Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’na özgü diyebilir miyiz?Aslında diyebiliriz ancak benim bireysel olarak küratöryel tercihim de daha çok sosyal ve politik meselerle ilgili sanatçı ve üretimleri bir araya getirmeye yönelik. Asya genelinde sanat pratiğinin belirli bir işlevi olduğunu söylebiliriz sanırım. Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı da bu genel algıyı takip ediyor. Genel olarak Doğu Sanatı’nı Batı Sanatı’ndan ayıran nokta da bu: Rönesans’tan itibaren bütün sanat üretimlerinde olmasa da genele bakıldığında Batı Sanatı’nın dekoratif bir yaklaşıma yöneldiği söylenebilir. Ancak Doğu Sanatı konu olarak politik ve sosyal meselelerle yakından ilgilidir. Ben de küratör olarak en politik üretimleri bir araya getirmeyi tercih ediyorum.

Batı toplumlarının günlük hayatlarında politik etkiyi Doğu toplumlarına kıyasla yoğun bir şekilde deneyimlememelerinin de sanatsal pratikler arasındaki farklılıkta etkisi olabilir.
Kesinlikle.. Bahsettiğimiz ülkeler ve bölge çok kısa bir zaman diliminde oldukça büyük ve kökten bir sosyal transformasyondan geçtiler. 20 yy. sonuna kadar Tayland dışında Güneydoğu Asya’nın büyük bir bölümü Avrupa’nın sömürgesi durumdaydı. Filipinler mesela; 14. yydan itibaren önce İspanyolların sonrasında da Amerika’nın sömürgesiydi. 1950’lerden itibaren başlayan sosyal ve politik değişimin bölge üzerinde yoğun bir etkisi oldu. Sanatçılar da bu değişimleri deneyimleyen toplumun bireyleriydi. Bütün bunların yanında “küreselleşme”nin de bölge üzerinde yoğun etkileri var tabii. Bazı hükümetlerin baskıcı yönetimleri var; örneğin Filipinler 1998 yılına kadar diktatörlükle yönetiliyordu. Tayland halen diktatörlükle demokrasi arasında gidip geliyor. Bu ülkelerin tamamen demokratik olduklarını söyleyemeyiz. Bu durum da sanatçıları, normal şartlarda açık ve net bir şekilde konuşamayacakları ve ifade edemeyeceklerini sanat üretimleri aracılığıyla ifade etme ve paylaşma yükümlülüğünde bırakıyor. Belki biraz da Türkiye’nin şu andaki durumu gibi diyebiliriz. Diyebilir miyiz?



Benzerlikler yok diyemeyiz. Sergilenecek olan eserleri nasıl seçtiniz?
Sergiyi oluştururken Türkiye’deki politik durumu çok yakından takip ettim ve göz önünde bulundurarak sergilenecek işleri seçmeye çalıştım. Türk izleyicisinin kendisiyle ortak noktalar bulabileceği ve kolayca bir bağ kurabileceği işleri seçmeye çalıştım. İki bölgenin ortak noktalarını göz önünde bulundurarak seçkiyi oluşturdum. Örneğin Türkiye’de de iki farklı ülke olmasa da doğu ve batı arasında sosyal ve kültürel olarak yoğun bir farklılık var. Aynı durum Güneydoğu Asya için de geçerli. Sergideki işlerin hiçbiri çok da direk değil, daha ziyade kavramsallar. Yerel izleyicinin ilgisini canlı tuttacak 2 baş etken var sergide: ilki bütün işlerin görsel ve estetik açıdan oldukça çekici olmaları. Sergideki sanatçılar form ve estetiği zekice kullanıyorlar.

Form ve estetiğin birarada kullanımında mükemmel bir denge söz konusu..
Bence de. Benim için Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nın öne çıkan en önemli özelliklerinden biri de bu: sanatçılar form ve estetiği geleneksel bir şekilde bir araya getiriyorlar.

Sanatçıların üretim tekniklerindeki geleneksel yaklaşım çok bariz. Sizce bunun nedeni olabilir?
Bence bunun bir kaç nedeni var. İlki, bölgedeki sanat okullarına karşı gösterilen reaksiyon: Güneydoğu Asya Sanat Okulları’nda genelde Avrupai tekniklerin kulllanımına yönlendirme söz konusu. İkincisi, yine sanat okullarında geleneksel üretim tekniklerinin “yüksek /elit sanat” olmadığının öğretiliyor olması. Bu üretim tekniklerinin kullanarak aslında “elit sanat” olarak adlandırılan akımın kendi sosyokültürel yapılarında yeri olmadığını vurguluyorlar. Üçüncüsü ise yerel izleyicinin dikkatini bu tekniklerin kullanımıyla çekebiliyor olmaları. Halk, günlük hayatlarında zaten bu tür parçaların kullanımına alışık ve dikkat ederseniz sergideki üretimler de galeri mekanı veya piyasa için üretilmiş değiller, özellikle sofistike ve/veya eğitimli kesime hitap etmek üzere üretilmiş değiller, aksine “herkes”in, “her kesim”in algı ve deneyimini mümkün kılmak üzere üretilmiş işler..

Sergideki işlerin en bariz özelliklerinden biri de hemen hemen hepsinin izleyicinin katılımına ve deneyimine izin veren interaktif işler olmaları..Evet, bu çok önemli ve Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nın en belirgin özelliklerinden biri, bu interakif yaklaşımı Çin Çağdaş Sanatı’nda bulamazsınız mesela..

Sadece sizin seçkinize ait bir özellik değil yani..
Ben de özellikle interaktif eserleri seçmiş olabilirim ancak seçki de bu kadar bariz ve baskın bir rol oynamalarının en önemli nedeni Güneydoğu Asya Çağdaş Sanat pratiğinin en bariz özelliklerinden biri olmasından ileri geliyor. İzleyici eserin içine girebilmek çaba sarfetmek zorunda. Hem eğlenceli hem de etkili bir yöntem. Sanatçı da bu etkiyi yaratmak için belirli metodoloji, teknik, aletler kullanıyor, izleyicinin katılımıyla daha önce bahsettiğim direk olmayan kavramsal çerçeveyi anlamalarına yardımcı oluyor.

Güneydoğu Asya’da izleyici bu işbirliğine nasıl karşılık veriyor? Örneğin Türk izleyicisi eserle bedensel etkileşim içine girmek için davet ve onay bekleyecektir.
Sanırım Güneydoğu Asya izleyicisi bu duruma alışık. Bu da tabii sanatçının başarısı: izleyici eserle etkileşim içine girmek için çok fazla düşünmesi, tereddüt etmesi gerekmiyor. Eserler çok davetkar. Sergideki eserlerin büyük çoğunluğu da daha önce açık havada, kamusal alanlarda sergilendiler. Örneğin Sutee Kunavichayanont’un öğrenci sıralarından oluşan yerleştirmesi daha önce Bangkok’taki “Demokrasi Anıtı”nın altında açık havada sergilenmişti.

Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’nın en popüler isimleri kimler?
Heri Dono, Araya Rasdjarmrearnsook, Vasan Sitthiket, Vu Dan Tan, Mella Jaarsma, Melati Suryodarmo, Manit Sriwanichpoom, Lee Wen, Dinh Q. Le, Fx Harsono, Alwin Reamillo, Isabel ve Alfredo Aquilizan sayabileceğim ve “Göçebe Bakış” sergisinde görebileceğiniz isimlerden bazıları.

Yabancı müzelerin Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’na olan ilgisi nasıl?
Satın alım olarak yoğun bir ilgileri olduğu söylenemez. Piyasa ilgisini yöneten kurumlar genelde müzayede evleri olduklarından ve bu derece politik eserlere yönelmediklerinden şu an Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’na yönelik bir piyasa yok.

Sergilenecek işlerden İstanbul’dan ilhamla üretilenler var..
Evet, Tawatchai Puntusawasdi şehir hatları vapurlarında yer alan banklardan esinlenerek sergilenecek olan eserini İstanbul’da üretti. Yine interaktif bir iş: izleyici sanatçının ürettiği görece deforme bankın üzerine oturarak yerçekimi kaybı ve dengesizliğin verdiği rahatsızlığı deneyimleyebilecek.



Sene sonuna kadar da ARTER vitrininde yine izleyiciyi katılıma davet eden bir pinpon masası yerleştirmesi olacak.
Doğru, Lee Wen’in pinpon masası da sergileneceği alanın ölçülerine göre yine İstanbul’da üretildi. Sergi süresince izleyiciler bu pinpon masasında ikiden çok oyuncunun katılımıyla pinpon oynayabilecekler.

Bu sergi sadece Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’na yönelik ve yerel sınırlar dışında gerçekleştirilen 2. sergi.. İlki Guggenheim Muzesi’nde sergilenmiş ancak “Göçebe Bakış”ın kapsamına göre daha küçük çaplı bir sergiymiş sanıyorum.
Evet, Guggenheim New York’ta gerçekleştirilen sergi “Göçebe Bakış”a göre daha küçük ölçekliydi, çok doğru. Ayrıca Pakistan ve Hindistan’dan da çağdaş sanatçıaların katılım gösterdiği bir sergi olmuştu. Dolayısıyla salt Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’na odaklı bir sergi olduğunu söyleyemeyiz. “Göçebe Bakış” Güneydoğu Asya sınırları dışında gerçekleştirilen, Güneydoğu Asya Çağdaş Sanatı’na odaklanmış ilk sergi diyebiliriz. Umarım İstanbul izleyicisi sergiyi gezmekten öte fiziksel olarak da eserlerle iletişim kurup derinlemesine anlamaya çalışarak sergiyi deneyimler.

Serginin İstanbul aracılığıyla dünyaya açılacağını düşünüyor musunuz?
Daha çok umuyorum.. Önceliğim Türk izleyicisinin sergiyi en verimli şekilde deneyimlemesi. Sergi 4 ay gibi uzun bir süre ziyaret edilebilecek. Umarım izleyiciler birden çok kez sergiyi ziyaret eder ve eserlerle vakit geçiririler.

Göçebe Bakış, 4 Ocak 2015'e kadar görülebilir.