Hafifliğin dayanılmaz ağırlığı

Önceleri, sigara, şekersiz Coca-Cola, kafeinsiz kahve için kullanılan 'light' (hafif demek) kavramı son zamanların moda söyleyişiyle, bir 'yaşama kültürü'ne dönüştü.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Önceleri, sigara, şekersiz Coca-Cola, kafeinsiz kahve için kullanılan 'light' (hafif demek) kavramı son zamanların moda söyleyişiyle, bir 'yaşama kültürü'ne dönüştü. Belli tarzda döşenmiş mekânlara
'light' oldukları için gidiliyor. Bazı gazeteler, dergiler 'light' niteliği kazanıyor. Kısacası, her yerde, her kesimde
'light' olmak için bir çaba, bir tutku harcanıyor; insanlar 'light' yaşamak istiyor.
İşin ürkütücü yanı, bir şeyin kendiliğinden hafif olması veya kendiliğinden hafif olan şeylerin aranması değil de, yerleşik yapıların çözülüp oraya doğru kaydırılması. Yazılar, eğitim, adap, erkân hafifleştiriliyor.
Nedir bu hafiflik kültürü?
Hafiflik, kitlesel olmakla, popüler olmakla iç içe bir kavram. Daha da zorlayınca hafiflik kültürünün şehirli bir içeriğe sahip olduğu, gelip geçiciliği vurguladığı anlaşılıyor. Bir şey o çerçeve içine girince asla birinci derecede bir öneme sahip olamıyor, daima, ikinci, üçüncü derecede bir anlam, önem ifade ediyor. Dolayısıyla hafif olan şey, her zaman eğlencelik niteliği taşıyor, ciddi olandan belli bir ölçüde uzaklaşmayı belirliyor.
Bir şeyin kendi başına öyle olması anlaşılabilir şeydir de, her şeyin o kılık kıyafete büründürülmesi, oraya doğru çekiştirilmesi işin içinde başka bir şey olduğunu düşündürüyor insana.
Postmodern hafiflik mi?
Bunu artık körün fili tanımladığı gibi herkesin kendi bildiğince yorumladığı 'postmodern' anlayışın bir uzantısı saymak mümkün. Onun temelini meydana getiren eklektik anlayışın, bezeme (pastiche), süsleme (ornamentation) gibi araçların bu anlayışı hazırladığı kısmen doğru. Bu özellikleri içeren postmodern ürünler modern ciddiyetin, keskinliğin izlerini taşımıyor. Farklı dokuları birbiriyle kaynaştırmak gibi bir işlevi içeriyor.
Gene de arada çok önemli bir çelişki var. Bu anlayışın kendisi de, onun gelişmesine yol açan öteki yapılar da, bütün o özelliklerine karşın, çok önemli bir niteliğe daha sahiptir. O ürünler, ister, Alessi'nin mutfaklar ve gündelik hayat için tasarladığı nesneler olsun, ister Starck'ın bazen hazmı zor araç gereçleri olsun, özlerinde bir sorunsallaştırma (problematizasyon) barındırır. Sorun, sadece o nesnelerin renkli, alımlı birer nesne olarak tasarlanmış olması değildir. Niçin öyle tasarlandıklarıdır. Onun temel yanıtı da şudur: o yapıtlar, her şeyden önce modernizmi sorunsallaştırır, irdeler, sorgular.
Yoksa pop mu hafif?
Bu, her şeyin çıkış noktasında yer alan, pop kültürün babası Andy Warhol için de, o yatağı ondan önce açmış Amerikalı ressam Jasper Johns için de geçerlidir. Johns, Amerikan bayrağının resmini yapıyor, bira kurularını heykel diye ortaya koyuyordu. O yapıtlarda, bakıldığında, insanı etkileyen şey o resimlerin nesnesi (bayrak, kutu) değildi, yapıtların öznesiydi. Yani, 'Neden o nesneler resmediliyor' sorusuydu. Tıpkı, Warhol'un yaptığı çorba ve deterjan kutularının veya ipek baskıyla çoğalttığı Marilyn Monroe veya Mao, Elvis Presley, Liz Taylor resimlerinde olduğu gibi, sorun o yapıtların 'neden' ve 'niçin' öyle olduklarıydı. O yapıtlar, bütün o hafifliklerine, kolaymış gibi görünmelerine karşın bize ancak estetiğin içinden yanıtlanabilecek sorular sorduruyordu. Bu özellikleri nedeniyle de gerek popun, gerekse postmodernizmin yapıtları sanat tarihini belirledi, orada bir çığır açtı.
'Hafiflik' denilen şey, 1990'larda tasarım alanında başka bir dönemeç daha aldı ve bu kez Japonez bir minimalizmle bütünleşti. Bu, bütün o 'hafif'lik iddialarına karşın algılanması, anlaşılması çok daha zor bir dönemdi. Nitekim, kavram hafif bulundu, hafifçe dönüştürüldü ve artık binlerce anlama gelen 'cool' sözcüğüyle tanımlanır oldu.
Aynı şey basında da geçerli. Time dergisi,
'kolay' okunur bir dergidir, fakat, bu niteliği onun ucuz olmasına asla olanak vermez. Tersine, Time, bütün dünyada ciddiyetle tanınmış bir dergidir.
Hafif, ağırdır
Görüldüğü gibi, hafiflik, öyle hafife alınır bir şey değil; iş eğer erbabının elinde biçimleniyorsa. Bu halde, Türkiye'deki durum bütünüyle 'nevi şahsına münhasır' bir özellik taşıyor. Doğal; çünkü, Türkiye, modernitenin ciddiyetini yaşamadan, çok farklı toplumsal, sınıfsal dönüşümlerle içine girdiği bir sürecin getirdiği çözülmeyi yaşıyor. Kültürden kaçışın adı Türkiye'de hafiflik. Bir yozlaşma bu kısacası ve olsa olsa kendisi sorun olan bir durum. Çünkü, Türkiye'nin aradığı şey nitelik değil; kültürsüzlükten ötürü yaşadığı nitelik çözülmesine bir kılıf bulma çabası.
Hafiflik, bir kültür sorunsalı estetik dünyasında ve yüksek kültürün içinde bir anlam kazanıyor; tıpkı minimalizmin ünlü sloganı 'Az, çoktur' gibi, 'Hafif, ağırdır' demeyi gerektiren bir olgu. Türkiye'deyse kültür dışını, ötesini belirtiyor.
Çok da şaşırmamak gerek belki. Eskiden de, bizde, hafiflik denilince, ucuzluk, sıradanlık anlaşılmaz mıydı?