Hafıza yerine anı notları

Leonard, yanağında kabuk bağlamış iki kesikle dolaşıyor. Yüzünde hem kayıp, hem sert bir ifade var.

Leonard, yanağında kabuk bağlamış iki kesikle dolaşıyor. Yüzünde hem kayıp, hem sert bir ifade var. İkide bir "Peki, şimdi burada ne yapıyorum?" diye soruyor. "Hah, bu adamı kovalıyorum... Hayır, o beni kovalıyor" Adam da bu iki cümle arasında ona kurşun yağdırmakla meşgul. Leonard, tipik 'film noir' kadını Natalie'nin aldatmacasıyla adamın peşine düşmüş ama, onun kim olduğunu da hatırlamıyor, kendisinin niye onun peşinde olduğunu da. Hatta onun peşinde olduğunu bile hatırlamıyor.
Christopher Nolan'ın nihayet gösterime giren (Umut Sanat'a teşekkürler) ikinci filmi
'Akıl Defteri'nin (Memento) kahramanı Leonard Shelby, sık sık söylediği gibi, San Francisco'lu. Bir sigorta müfettişiymiş, karısını seviyormuş, mutlu bir evliliği varmış. Ancak bir gece iki adam eve girip karısına tecavüz edip öldürmüşler, Leonard'ın da kafasına vurmuşlar. Birini öldürmüş, biri kaçmış.
Polis onların iki kişi olduğunu kabul etmediği için, intikam duygusuyla, ikinci adamın ardına düşmüş. Ama bu arayışta hayli zorluk çekiyor. Çünkü yediği darbe yüzünden, olaydan öncesini hatırlasa da, 'şimdi' onun için 15 dakikadan ibaret. Hatta stres altındaysa ya da dikkati dağılırsa bir şeyi 15 dakika bile aklında tutamıyor. Bu özrünü de polaroid fotoğraflar çekip üzerlerine notlar alarak, kâğıtlara talimatlar yazarak ('Tıraş ol!'), aradığı şeylerin resimli bir listesini duvara asarak ('arabam', 'burada kalıyorum') telafi etmeye çalışıyor. Kalıcı olmasını istediği bilgileri de vücuduna dövme yaptırarak muhafaza ediyor.
Filmin diğer iki önemli karakteri ise, ona yardım ediyor kisvesi altında Leonard'dan (Guy Pearce) yararlanan polis Teddy (Joe Pantoliano) ile barmaid Natalie (Carrie-Anne Moss). Ona iki oda birden kiralayan resepsiyon görevlisi Burt (Mark Boone, Jr.), uyuşturucu kaçakçısı ve Natalie'nin sevgilisi Jimmy (Larry Holden) ile onun patronu Dodd da (Callum Keith Rennie) özründen yararlananlar listesine eklenebilir.
Arada, dış sesle anlatılan (Leonard'ın sesi) ve siyah-beyaz görüntülerin eşlik ettiği bölümlerde ise kahramanımızı çok etkileyen Sammy (Stephen Tobolowsky) ile karısının (Harriet Sansom Harris) trajik hikayelerini izliyoruz. Sammy'de aynı hastalık var: anterograd amnezi. Ama sigorta müfettişi Leonard ona inanmamış. Bir anlamda, bir ilahi adalet durumu söz konusu. Yoksa değil mi?
Christopher Nolan, kardeşi Jonathan'ın bir kısa hikâye fikrinden yola çıkarak senaryosunu üç yılda yazdığı 'Akıl Defteri'nde bize hemen hemen her şeyi gösteriyor. Ama tersten; daha doğrusu sahnelerini ters sırayla sunuyor. Film, polaroid bir fotoğrafla başlıyor, fotoğraf gittikçe soluyor, fotoğraf makinesine giriyor, bir kurşun da çıktığı silaha dönüyor. Teddy'nin gözlükleri havalanıp gözlerine takılıyor ve Teddy ayağa kalkıyor.
Finalle başlayan film
Filme, finalle başlıyoruz. Issız bir yerdeki izbe binada Leonard, Teddy'yi öldürmüş. Çünkü resminin arkasında "Katil o, onu öldür" yazıyor, bacağındaki dövmede de arabasının plaka numarası var. Sonra bir önceki (zaman içinde) sahneye geçiyoruz, bu sahnenin sonunda bizi bir sonrakine bağlayan bir tekrar-bölüm var.
Geriye giderek sunulan bu sahnelerin arasında da, bir motel odasında oturan Leonard'ın telefonda konuşmalarıyla öncesini anlattığı, geri dönüşlerle canlanan siyah-beyaz bölümler var. Sammy olayını bu bölümlerde izliyoruz. Siyah beyaz bölümler, anlatım olarak, normal zaman akışıyla ilerliyor.
Nolan, bir yönetmen için ilginç sayılacak bir yaklaşımla, seyircisini aptal yerine koymuyor, onların düşünebildiğini varsayıyor. Ayrıca, şimşek gibi gelip geçen ayrıntılar, tekrarlardaki küçük farklılıklar da dahil, birçok küçük tuzak kurarak bizi filmi bir kereden fazla izlemeye davet ediyor.
Bilgi nedir, hafıza olmayınca bilgi olur mu gibi soruları da, nefis bir 'film noir'ın içine yediriyor. Bu sayede filminin salon başına gişe ortalaması büyük bütçeli filmlerinkine yaklaştı, aylarca gösterimde kaldı, 'en çok iş yapan' listelerine girdi.
Oyuncuları, başta Guy Pearce (Priscilla, L.A. Confidential), harikulade. Daha fazla yazmak için elim kaşınıyor ama, 'Akıl Defteri'nden (keşke adı festivalde düşünüldüğü gibi 'Anı Notları' olsaymış) alacağınız zevki sabote etmek istemem. Hararetle tavsiye olunur...