HAFTANIN FİLMLERİ

Sadece görünene kanmamak... Yeşil, devasa ama sevimli devin, o kırılgan kişiliğine ve kalp çarpıntılarına 'Şrek'te tanık olmuştuk. Hollywood'un son dönem animasyon harikalarından biri olan 2001 tarihli filmi 'Şrek', zekice bir senaryoyla 'kalıpları kırmak' deyimini farklı bir düzlemde eni konu hayata geçirmişti.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Damat bey pek Şrek
Sadece görünene kanmamak... Yeşil, devasa ama sevimli devin, o kırılgan kişiliğine ve kalp çarpıntılarına 'Şrek'te tanık olmuştuk. Hollywood'un son dönem animasyon harikalarından biri olan 2001 tarihli filmi 'Şrek', zekice bir senaryoyla 'kalıpları kırmak' deyimini farklı bir düzlemde eni konu hayata geçirmişti. Batı kültürünün bizde de yansıması bol olan klasik masal kahramanlarını ara karakterler biçiminde sunmasının yanı sıra, bildik akışı da bozma niyetindeydi 'Şrek'. Film hakkında çok şey söylenebilir ama ilk akla gelen vurgu; 'Güzel ve Çirkin' formatında başlayıp bir noktadan sonra 'çirkin ve çirkin'in öyküsüne dönüşmesiydi.
Tuttuysa, bırakmazlar...
Boydan kayıp kral adayının tahtı garantilemesi için bir kiralık şövalye olarak kullandığı Şrek, ejderhadan kurtardığı prenses Fiona'ya âşık oluyor ama fiziksel yetersizliğiyle prensesin kendisini beğenmeyeceğini düşünüyordu. Lakin, sonrasında bir sır perdesi aralanıyor, bu noktanın ilişkide bir ayrıntıdan öteye gide-meyeceğini anlıyorduk. 'Şrek' bir animasyondu ama çocuklara seslendiği tartışmalıydı. Referanslarının ancak çocukluğuna sadık büyükler tarafından çözülebileceği bir filme imza atmıştı Andrew Adamson ve Vicky Jenson ikilisi.
Tutmuş bir filmin peşini bırakmaz Hollywood. Yeşil dev, şimdi yeni macerasıyla huzurlarımızda. Böylesine bir projeye soyunmak
için diğer yapımlardan önemli bir avantajı da var 'Şrek'in. Oyuncu masrafı ve kaprisi çekmeden yola koyulmak mümkün. Nasıl olsa çiz gitsin. Kâğıt üstünde yapımcı ekibin ikinci kez bizi Şrek'le buluşturmasının şöyle bir gerekçesi var: O mutlu biten hikâyelerde, sonra neler olur? Biz gerçekten bunu merak ediyor muyuz ya da yapımcılar gerçekten de bu sorunun cevabını bizimle paylaşmak için can mı atıyorlar? Günümüz endüstriyel toplumunda böylesi bir tatlı yalana kim kanar? Alan memnun, veren memnun. Belli ki Şrek'ten bir post daha çıkarılmaya karar verilmiş.
Oğlan bizim...
Hikâye, mutlu-mesut yaşayan Şrek-Fiona çiftinin ilişkisinin, kız tarafı cephesinde de legalleşmesi üzerine kurulu. Şrek, tahmin
edilebilir kaygılar yüzünden böylesi bir buluşmaya pek yanaşmasa da Fiona, babası kral Harold ve annesi kraliçe Lillian'ın, mutluluklarını görmesi için çırpınıyor. Eh, bu basit mesele koca fil-
mi taşımaz. İlk macerada ortalıkta görünmeyen bir karakter, yani yakışıklı prens çıkıyor meydana ve peri annesiyle, bu mutlu beraberliği çökertip Fiona'yla kendisi evlenmek istiyor. Bu arada hikâyenin ana fikri de kıyıya vuruyor; başkası olma kendin ol...
Hollywood'un şaşaalı ortamlarına, Oscar törenlerini ve birçok filme gönderme... 'Şrek 2'nin temel olarak altı çizilecek özelliği bu. İlk filmdeki ana karakterler Şrek, Fiona ve eşek korunurken bu kez meselelere Çizmeli Kedi de dahil edilmiş. Yine ilk filme dönüyoruz: Orada Pamuk Prenses'ten Pinokyo'ya bütün göndermeler zarif, zekice ve işlevseldi. Bu kez aynı çaba filmde pek karşılığını bulmuyor, zarafetten öte sanki 'bir de böyle olsun' mantığıyla öyküye serpiştirildiği izlenimi veriyor. Başta 'Yüzüklerin
Efendisi'ne olan atıf olmak üzere diğer selam sarkıtmalar da vurucu etki yapmaktan uzak.
Masal dünyasını modernize etme çabası ilk filmde alkışı hak
ederken, burada daha önce yapılmış bir şeyi yeniden üretmeden öteye gidemiyor. Film, yine bana kalırsa miniklerin çok da tat alacağı bir kıvamda değil. Üstelik bu kez yetişkinlerden de coşkulu bir katılım olmayacak gibi.



Terminal üstü âşıkları
Tom Hanks, JFK Havalimanı'nda Amerika'ya giriş yapabilmek için dolanıp dursun, Jean Reno'yla Juliette Binoche, Charles DeGauelle'de çoktan birbirlerine âşık oluyorlar bile. Daniele Thompson imzasını taşıyan 'İki Yabancı' (orijinali 'Decalage horaire', İngilizce'deki ismi 'Jet Lag') Paris'te ulaşım sektöründeki grevin yarattığı kaos ortamında bir türlü gidecekleri yere gitmek için harekete geçemeyen iki ayrı insanın tesadüfler sonucu tanışmalarını ve birbirlerine ilgi duymalarını nlatıyor. Böylesi bir filmi ne sürükler; tabii ki oyuncuları.
Bizim, 12 Eylül sonrası kabız Türk sineması şaheserlerini de hatırlatan
'İki Yabancı', bazı anlarıyla keyif verici, bazı anlarıyla da sıkıntıdan patlatan cinsten bir film. Binoche artık tam bir ortayaş kadını olmuş; Reno da öyle zayıflamış ki mazallah başına bir şey gelecek diye korkuyorsunuz. Yine de filmin bir sahnesi var ki, nostaljik bir tat veriyor. Binoche, havuza giriyor ve dipten süzülerek çıkıyor. Bu sahnede nedense benim aklıma ve kulağıma, Kieslowski'nin 'Mavi'si, Juliette Binoche'un yüzüşü ve Zbigniew Preisner'in enfes müziğinin yankıları geldi...