Haftanın Filmleri

Michael Mann'ın yönettiği 'Collateral'de Tom Cruise kötü adamlığa soyunuyor. 'Kötü Eğitim' Pedro Almodovar imzalı.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Gece tarifesine kalınca
Hollywood, Martin Scorsese'nin 'Taksi Şoförü'nden itibaren ön koltukta oturandan ziyade müşterilerle ilgilidir. Zira Travis Bickle (De Niro) ön koltukta oturanın ne kadar tehlikeli olabileceği konusunda herkesi fikir sahibi yapmıştır. Dolasıyla da sempati oklarını tersine çevirmiştir. 'The Collateral', meseleyi tersyüz ediyor ve yeniden 'Arka koltuğa dikkat' diyor.
Güneş yüzünü iyice geriye çekip gökyüzüne kızıllık hâkim olmaya başlarken yolların hâkimi Max, arabasına federal başsavcı Annie Farrell'ı alıyor. Kısa yarenlik en iyi kestirme yol üzerine gelişirken, 12 yıllık taksi şoförü tecrübesini gösteriyor ve başsavcıyı adresine ulaştırıyor. Sonrasında koltukta bir başka kimlik beliriyor: Vincent... Ve bu kez Max'in ne yarenliği, ne tecrübesi yetmiyor, çünkü bir kiralık katil olan Vincent ve gece boyunca uğrayacağı beş adres (dolayısıyla beş kurban) için Max'e 'rezervasyon' yaptırıyor. Zoraki elbet...
'Last of the Mohicans' (Son Mohikan), 'Heat' (Büyük Hesaplaşma), 'Insider' (Köstebek), 'Ali'... 'Miami Vice' gibi televizyon dizilerinin yönetmenliğinden büyük ustalığa sıçrayan Michael Mann, devasa Hollywood prodüksiyonlarında harika işlere imza attı hep. Büyük yapımların da sanatsal olabileceğini, aksiyon formatında da insan ruhunun derinliklerine inilebileceğini gösterdi. Büyük oyuncular, büyük hikâyeler anlattı (çoğu da erkeklerin hikâyeleriydi). Russell Crowe'u şişmanlattı (Insider), Will Smith'i boks tarihinin en unutulmaz figürüne dönüştürdü (Ali). Benim içinse, bir ermiş konumundaki Clint Eastwood'u ayrı bir yere koyarsak, bir alt çizgideki üç muhteşem yaratıcıdan biridir (David Fincher ve Ridley Scott'la birlikte) kendileri.
Filozofvari bir kiralık katil
Mann, 'Collateral'da da bir kiralık katil figürü üzerinden felsefe yapmaya çalışmış. Bu düşünceli hamleye, yönetmenin o enfes atmosfer kurma becerisi ve gecenin kendine ait güzelliği eşlik ediyor. Ama yine de bütün bu çabalara ve Mann'in bilinen yeteneklerine karşın 'Collateral' bence yönetmenin en vasat filmi. Bunun da öykünün fazla zorlama olmasından kaynaklandığını söyleyebilirim. Kiralık katile filozofvari bir eda vermenin yanı sıra Tom Cruise'un da kötü adam olabileciğini gösterme çabası yetersiz kalmış. Kuşkusuz bu tiplemede insan Jim Jarmusch'un 'Hayalet Köpek'ini (Ghost Dog: The Way of the Samurai) ve Forest Whitaker'ın muhteşem bir performansla canlandırdığı kiralık katili hatırlıyor. Jarmusch'un filminde sırıtmayan öğeler, 'Collateral'da kıyıya vurmuş.
Yine de bir Michael Mann filmini kolayca buruşturup kenara atmak mümkün değil... Sigara reklamları tadındaki gece çekimlerine hoş enstantaneler ekleyen ve iki görüntü yönetmeniyle çalışmayı tercih eden Mann, araya sıkıştırdığı caz sekansıyla da filmini belli noktalarda çekici kılıyor.
Oyunculuklara gelince, ara karaterlerdeki Jada Pinkett Smith, İspanyol sinemasından transfer Javier Bardem, Mark Ruffalo, hatta Irma P. Hall (Coen kardeşlerin 'Ladykillers'ındaki tonton teyze) isimleri son derece isabetli seçimler ve varlıklarıyla filmi taşıyorlar. Ama kuşkusuz bu oyunun galibi Jamie Foxx. Daha çok 'Any Given Sunday'le hatırladığımız ve oynadığı diğer filmler bize pek uğramadığı için hafızamızda çok yer etmeyen siyahi aktör, belki Denzel Washington'a rakip olamaz ama acı çeken ama dirayetli karakterler için uygun bir adres olduğu açık. Tom Cruise açısından ise bu filmin kariyerinde çok da önemli bir yeri tarif etmeyeceği kanısındayım.
Sonuç olarak, bakmayın mesafeli yaklaştığımıza; bizimkisi Michael Mann'e olan sonsuz tutkudan ve aşırı güvenden... Yoksa 'Collateral' birçok yönetmenin kariyeri boyunca çekemeyeği bir film.



Eğitim şart, kötü de olsa...
Arabeski ucuzluktan kurtaranlar ya da melodramları katlanır hale getirenler... Koca bir sinema gemisinde Pedro Almodovar'a ayrılan yer kuşkusuz güvertenin bu bölümüdür ama yaramaz İspanyol yerinde duramaz, diğer yolcularla da sık sık kaçamağa girişir. 'Annem Hakkında Herşey' ve 'Konuş Onunla'nın ardından yeniden biricik konusu olan, 'cinsel kimliğini tüm cesaretiyle haykıranlar' arasına dönüyor Pedro Almodovar. 'Kötü Eğitim' (La Mala Educacion), çocukluktan yetişkinliğe taşınan meselelerin ve yarım kalmışlıkların filmi.
Yatılı bir ruhban okulunda yeşeren iki filiz Ignacio ve Enrique'nin ilişkilerine gölgesini düşüren rahip Manalo'nun da dahil olduğu öykü, bazen geri dönüşlerle, bazen ileri çıkışlarla çok katmanlı bir yapıda anlatılıyor. Almodovar'ın kendi geçmişiyle olduğu kadar Amerikan 'film noir'ının izlerini de sürdüğü ve enfes iç içe geçmelerle kıvamını bulduğu 'Kötü Eğitim', zekice senaryosuyla dikkati çekiyor. Her yeni bir adımda öykünün yatağı derinden değişiyor ve yeni durumlar, yeni cepheler açıyor. Böylelikle Almodovar kendisi için özel olan bir dünyayı evrensel kılıyor.
Meksikalı Gael Garcia Bernal ve İspanyol Fele Martinez'in sürükledikleri film, sonsuz hayat dersleriyle dolu. Benim payıma düşen ise şu oldu: Aşk, karşı karşıya kaldığın pozisyonda topu auta atmaktır. Filmi izlediğinizde bana hak vereceksiniz sanırım...