Hakiki 'dişi ve dişli' bir sergi

Hakiki 'dişi ve dişli' bir sergi
Hakiki 'dişi ve dişli' bir sergi
Galerist bu ay Nil Yalter'in oluşturduğu bir seçkiyle 'dişi ve dişli' bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 21 Haziran'a kadar sürecek sergiyi Nil Yalter'le konuştuk: "Kimleri bir arada göstermek istiyorsam onları seçtim. Hepsi çarpıldığım işler."
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

‘Nil Yalter Carte Blanche’ projesi nasıl ortaya çıktı?Galerist benim Türkiye ’deki galerim olarak benden bu sergi için ricada bulundu. Geçen yıl bana çok güzel bir kitap yaptılar, ben de bu kitaba karşılık olarak bu sergiyi yapmayı kabul ettim. Ama küratör olmayı istemediğim için değişik bir şey yapmak istedim. Sanatçıları seçeyim, işleri seçeyim hep beraber çalışıp bu sergiyi bir araya getirelim istedim. Amacım beynelmilel bir sergi olmasıydı.
Nil Yalter
Seçkiyi oluştururken önceden gelişmiş, belirlenmiş bir kriter var mıydı?

Bu işlerin tamamına baktığınız vakit üç noktada kesiştiklerini görüyoruz; aciliyet içinde yapılmışlar, vahamet içeriyorlar ve bir yoğunluk söz konusu. Tabii ki işler arasında kadın ve kadın vücudu, kadın sanatçının çağdaş sanatta kendi vücuduna bakışı ve onu kullanış tarzı bakımından da beraberlik var. Fakat işlerin en önemli tarafı vahamet ve aciliyet içinde yapılmış olmaları. O an artık yapılması gerektiği için yapılmış işler bunlar. Süreçte öncelikle sanatçı isimleri belli oldu, sonra işleri seçmeye başladık. Bir kısmı yurtdışından geldiği için serginin kalitesini düşürmeden daha rahat taşınabilir işler seçmeye çalıştık. Bu cesur bir sergi, pentür yok, resim ve fotoğraflar üzerinde yapılmış boyalar dışında burada pentürlü bir çalışma yok. Video, fotoğraf ve elektronik baskılar var. Türkiye’de bildiğiniz gibi koleksiyonerler usta resimden fazla pek bir şey almak istemiyorlar. Tabii alan da var ama, çekinmeden bunun üstüne de gittik. Sergi çok tutarlı, eksperimental bir sergi oldu.
Sergide yer alan sanatçılar evvelden beri ilişkili olduğunuz isimler miydi? İsimleri nasıl belirlediniz?Sanatçı ve işlerin seçiminde bir sanat tarihçisi, bir entelektüel bir çıkış yolu beklemeyin. O şekilde çıkmadım yola. Hakikatten içimden ne geliyorsa, kimleri bir arada göstermek istiyorsam onları seçtim. Hepsinin işlerini biliyordum ve çarpıldığım işleri olduğu için seçtim. İçlerinde en yaşlı iki sanatçıdan biri Mary Beth Edelson, 82 yaşında feminist aktivist bir sanatçıdır. Bir diğeri de Héléne Hourmat. Her ikisi de uzun senelerden beri arkadaşımdır. Bir sanatçı benim için çok önemli: Viyanalı Birgit Jürgensen, kendisi artık hayatta değil. Onun dışında iki sanatçıyı kişisel olarak tanımıyorum ama daha önce iki ayrı sergide işlerimiz beraber gösterilmişti; İsrailli Sigalit Landau ve İranlı Parastou Forouhar. O işleri görünce çarpıldım. Onlar işte büyük bir vahamet ve aciliyet içinde yapılmış işler. Üç tane de genç Türk sanatçı seçtim. Didem Erk bu grup içerisinde en genç sanatçı aynı zamanda. Geçen sene Mamut projesinde jüri üyesiydim. Didem’in işini görünce derhal almak lazım diye görüş bildirmiştim. Bir sene sonra kendisinin işi İstanbul Bienali’ne de seçildi. Çok çabuk bir aşama kaydetti, kendisi hakkında yanılmamışız. Yasemin Özcan ve Dilek Winchester da 2008’de Viyana’da ‘Save As’ isimli Derya Yücel’in küratörlüğünü yaptığı bir sergide tanımıştım. İşlerini çok beğenmiştim, onları da o sebeple davet ettim. Öbür taraftan sergideki bütün sanatçıların bireysel olarak da derin ve zor bir hikâyesi var.
Bu sergide açıkça görülen bir diğer ortak payda da işlerin sizin sanat üretim pratiğinize hâkim olan feminist dili konuşuyor olmaları. Burada işlerini gördüğümüz sanatçılarla bu anlamda nasıl bir bağ kuruyorsunuz?Kendi üzerime konuşmak istemiyorum ama Mary Beth Edelson, Héléne Hourmat biz aynı dönemlerde aynı işleri yaptık. Hep beraber başladık bu savaşa. Mery Beth çok aktivist bir feministti, keza ben de öyle. Yaşıt değilsek bile üçümüz arasında birkaç yaş fark vardır, aynı savaşların içindeydik. Jürgennsen de öyle. Genç olanlar da bizim devamımız. Bu sergideki işlerin tamamı feminist ve politik.

"Parastou Forouhar’ın çirkin ördek yavrusu masalına gönderme yaptığı kuğulu işi müthiş gerçekten. Biliyorsunuz kendisi çarşaflı. Kadın kara çarşaf içinde beyaz kuğuya sarılarak denize açılıyor, kurtulmak için. Bu işler işte acillik içinde yapılmış çalışmalardır."


Sorun aslında kendini yenileyerek devam ediyor diyebilir miyiz?
Etmesi de gerekiyor. Etmemesi her şeyin eşitlenmesi demektir... Sergi metninde yardımcı küratör Gizem Karakaş’ın bulduğu ‘dişi ve dişli’ tabirini çok seviyorum. Fakat sanat konusunda değil, hayatın hiçbir yerinde eşitliğe varılmış değil. Uğraşılıyor işte. Sorununun kökeni yüz yıllar öncesine dayanıyor. Özellikle İslam ülkelerindeki durumu dikkate alırsak; Parastou Forouhar’ın çirkin ördek yavrusu masalına gönderme yaptığı kuğulu işi. Biliyorsunuz kendisi çarşaflı. Kadın kara çarşaf içinde beyaz kuğuya sarılarak denize açılıyor, kurtulmak için. Müthiş bir iş gerçekten. Bu işler işte acillik içinde yapılmış çalışmalardır.
Sanatçı bedeninin sosyal konular için bir vektör olduğuna değiniyor ve “Tıpkı bir yılan gibi, yol aldığım yerde derimin izlerini bırakırım” diyorsunuz… Bunu biraz açar mısınız?
Yılan derisini değiştirir. Yılan bir evvelki derisini geçtiği yere bırakır, hem izi vardır hem de değiştirdiği derisi. Bu yaptığım bir işte söylediğim bir cümleydi. Deri nedir, Sigalit’in işinde de çok iyi gözüküyor. Deri; dışarıdaki, insan toplumunun, savaşların, hastalıkların saldırdığı bir satıh. Deri önemli bir satıh, içinizi koruyan veya koruyamayan. 70’lerden beri kadın sanatçılar kendi derileri üzerine çalışmalar yapıyorlar. Sigalit’in işi de bu anlamda çok güçlü. İsrail’de savaş içerisinde olan bir mıntıkada yaşıyor, videodaki teller savaş telleri ve vücudu kan içerisinde. Deri dışarıya dönük bir satıh ve düşünün ki Müslüman ülkelerde kadınların üzerine çarşaf örterek onu kapatıyorlar.
Yasemin Özcan’ın ‘Koş’ başlıklı videosunda kadının kadınla olan ilişkisine bir gönderme söz konusu, bugüne baktığımızda kadının etrafındaki diğer kadınlarla olan ilişkisi hakkında neler düşünüyorsunuz?Benim neslimin insanları tabii ki yardımsal olmaya çalışıyorlar fakat bu bir kavgadır en nihayetinde. Sanat dünyasını da biliyorsunuz, kadınız diye illaki birbirimizin kuyusunu kazmayacağız diye bir şey yok. Aynı erkekler gibi davranıyoruz. Tabii ki her zaman hakiki bir feminist biraz daha dikkatli olur, o mutlak.
‘Nil Yalter Carte Blanche’ başlıklı sergi 21 Haziran’a kadar Galerist’te.