Haluk Akakçe'nin gece seansı

Haluk Akakçe'nin gece seansı
Haluk Akakçe'nin gece seansı
Haluk Akakçe'nin yeni sergisi New York'ta Richard Taittinger Gallery'de açıldı. Gece yarısını geçe kapıda toplanan kalabalık sabaha kadar süren açılışın bir parçası oldu. Akakçe'nin yeni işleri, sanatçının resim dilinde heyecan verici bir çıkışı müjdeliyor.
Haber: FIRAT DEMİR - firatdemir@me.com / Arşivi

Saat gece yarısını biraz geçmiş, yaklaşık 50-60 kişi, New York’un Lower East Side bölgesinde bulunan “Richard Taittinger Gallery”nin önünde bekliyoruz. Sokağın karşısındaki bardan çıkan bir kadın , kalabalığa yaklaşıyor, elinde sigarasıyla soruyor: “İçeride ne var?”

İçeride Haluk Akakçe’nin yeni işleri var. “Come Midnight” isimli sergi, isminden de anlaşılacağı gibi, gece açılacak ve açılış, sabah sekize kadar sürecek. 21 Haziran tarihine kadar gezilebilecek “Come Midnight”, Akakçe’nin yaklaşık on yıllık bir aradan sonra gerçekleşen ilk New York sergisi. Yalnız, serginin iddialı açılışından önce “kapıda” bekletiliyoruz. Galeride hazırlıklar sürerken bu bekleyişin bir taktik olabileceğini düşünüyorum, biraz daha heyecan yaratmak için belki? Sonuçta Haluk Akakçe’den bahsediyoruz. Onun oyunlu dünyasından bahsediyoruz.

ÜÇ FARKLI AKAKÇE VAR

Haluk Akakçe’ye bu sergiden çok önce, yine New York’ta bir araya gelmiştim. “Come Midnight”, o sıralar hala üzerine çalışılan işlerdi. Yeni işler üretmenin kendisine ne kadar iyi geldiğinden bahsetmişti Akakçe. Kapalı bir günde yaptığımız kahvaltıda bir kere daha anlamıştım: sanatçı Haluk Akakçe başka, sanatını dışarıya anlatan Haluk Akakçe başka, sanatın ve dışarının dışında Haluk Akakçe başka. Ben üçüncü Akakçe’ye ulaşabilmiş olmalıydım ki daha çok annelerimizden, çocukluktan, Banu Alkan’dan ve ona önerdiğim, Dali, Warhol ya da Keith Haring gibi bir günlük yazması ihtimalinden konuşmuştuk. Kahvaltı sonrası vedalaşırken üç Akakçe’nin birbirini tamamlamak için bölündüklerini çok iyi anlamıştım. 

Haluk Akakçe’nin sanatımızdaki yerini tespit etmek tek seferlik bir iş değil. Elimizde yine bölünen anlamlar var. O, hem öyle kimselere nasip olmayan bir başarıya ulaştı, hem de yeri geldi kendi parıltısıyla gözleri fazla kamaştırdı. Onun sanatı, hem dünya sanatıyla bağlantıları yüzünden bir “yabancılık” yükü çekti, hem de kendine haslığıyla gelip tam orta yere oturdu. Şapkalarıyla, söyleşileriyle yüzünü çoğaltmayı seven bir sanatçı sanılsa da, aslında hep yalnızlığı çağrıştırdı.

SÜRREALİZMİN GAYRİMEŞRU ÇOCUĞU GİBİ

Yalnızlık, Akakçe sanatının belki de temel kelimesi. Çünkü bu kelimenin ışığına binip zaman kavramına, çocukluğa, içerisi ile dışarısına, dünyevi olan ile sonsuz olana ve daha pek çok Akakçe kavramına ulaşabiliriz. Akakçe’nin bir ressam olarak şeceresini de bu kelime şekillendirir. Akakçe, sürrealizmin pop art’la evliliğinden doğan gayrimeşru çocuk gibidir. Akakçe, hem Joan Miro’ya, hem de Keith Haring’e aynı mesafede durur. Onun oval fırça hareketleri bir belirsizliğin, sürekli değişen bir kararın yansıması olurken, bazen geometrik şekillere bölünen, bazen tertemiz bırakılan zemin, kesinliği, keskinliği, kararlılığı simgeler. Akakçe resmi, bazen minimal değişimlerle araştırma alanını ilerletiyor gibi gözükür, bazense tek bir detay tüm resmi birkaç anlam öteye taşır. Akakçe’nin videoları ve yerleştirmeleriyse resmin kendine has çağrışımlar atmosferinden çıkar: artık karşımızda ya nesneler dünyasının oyuncu, flörtöz çekiciliği vardır ya da nesnenin katı, kusursuz soğukluğu.

“Come Midnight”ın Haluk Akakçe’ye has bölünmelere, bölünerek çok anlama erişen diline denk düşen çalışmalarıysa “The Awakening” ve “Sunshine on Her Shoulders”. İki tablo da 2015 tarihinde yaratılmış ve Akakçe resim dilinde heyecan verici bir çıkışı müjdeliyorlar. Sanki sürrealizm ile soyut dışavurumculuğun birbirine evrildiği o anda yaratılmış iki resim karşımızda. Soyut dışavurumculuk demişken, akımın Amerika’da hala çok geçerli olduğunu göz önüne alırsak, bu işlerin bir de bu nedenle öne çıkacağını önceden kestirebiliriz. Bu resimlerde Akakçe’nin fırça darbeleri sert, savruk ve kaotik. Bir şekilde Franz Kline’i andırıyorlar. Fakat Kline resminin yabancılaştıran negatif dokusunun aksine Akakçe’nin iki eserinde çağıran, izlemeye zorlayan bir hareket var. Sanki Akakçe önceki resimlerindeki mikro dünyayı mercekle incelemiş ve gördüklerini tuvale taşımış. Keza serginin sonunda yer alan “Moonlight Serenade” videosunda bu mikro dünya işlenmeye devam ediyor. Bu sefer geçmişin kırılgan yapısını simgeleyen kelebek vari bir şekil, döngüsel hareketinin içerisinde hem şiddetle yok oluyor, hem de yumuşak bir süzülüşüyle yeniden doğuyor. Videoyu izlerken aklımı tek bir şey kurcaladı: İçerideki resimlerdeki keskinlik, bu videoda devam mı ettirilseydi? O resimlerin parçalanmışlığının videoya taşınması yeniliği bir adım öteye taşıyabilirdi.

UYKUYA DALAN BİR RESSAMIN DÜŞLERİ

Serginin diğer işlerinde öne çıkan, Akakçe’nin renk paletini azaltmış olması. Resmin alanında pek çok temiz bırakılmış, beyaz bırakılmış bölge görüyoruz. Beyazların yoğunluğu, resimlerin “sıfır noktası” bağlamında birleşmelerine yardımcı oluyor. Gündüzün ve gecenin tam orta yeri, Akakçe için, tuvalindeki beyaz alanlar. Serginin bir duvarına dikkatlice yerleştirilmiş 9 çizim ise bu garip alanın, bu sıfır noktasının misafiri olup uykuya dalan bir ressamın düşlerini karşılıyor. Bazen birkaç çizgi ile sınırlanan, bazense forma dönüşmeye çalışan, fizikselliğini bulmaya çalışan Akakçe’ye has çizimler, bu estetik olarak tamamen ressamına ait kağıt işleri hemen seçilebilir kılıyor. Yalnız peşi sıra gelen duvardaki büyük resimler, “The Awakening” ve “Sunshine on Her Shoulders”i giden yolda biraz fazla gelebiliyor. Sergi alanını tam dolduran bu işlerden biri pekala elenebilirdi. Akakçe onca renginden vazgeçmiş ne de olsa, bir duvar biraz serinletilebilirdi.

Akakçe sanatını hem 10 yıllık aradan sonra tekrar New York’a özetleyen, hem de yeni çıkışlar vaat eden etkili bir sergi “Come Midnight”. Etkili, hüzünlü ve güzel bir sergi. Çok temel anlamları, çok temel imgeleri ressamın kendi içsel matematiğinin ölçüsüyle anlatabilmeyi başarabilmiş bir sergi.

Kapı açılıp da içeri girildiğinde, galeri, tam da Akakçe’lik bir ortama dönüşüyor. Akakçe’nin yakın arkadaşı küratör Stacy Engman her zamanki gibi en moda elbisesiyle fotoğraflar çektiriyor. Bir ara Oray Eğin görünüyor, ayrıca sanatçı Serkan Özkaya da beliriyor. “İçeride ne var?”, diye soran kadın çoktan resimleri incelemiş, sırada video var! Sabah sekize kadar sürecek açılışın kalabalığı yerine iyice alışıyor, ne de olsa after party derdi de yok! Ben fazla kalmayıp ayrılmak üzereyken yanımdaki genç, arkadaşına telefon açıyor:

“Boşver kulübü. Kulüp sabah 4’de kapanır. Buraya gel. Burası sabah 8’e kadar açık.”