Hamdi'nin son arzusu

Hamdi'nin son arzusu
Hamdi'nin son arzusu

Pirselimoğlu, Saç ta küçük dramların gerisindeki trajediyi su yüzüne çıkarıyor.

Locarno'da Altın Leopar için yarışan ve dünya prömiyeri dün gerçekleşen 'Saç', Tayfun Pirselimoğlu'nun en olgun filmi. Film, dükkânına gelen bir kadının uzun saçlarına vurulan, Tarlabaşı'ndaki perukçu Hamdi'yi anlatıyor
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

LOCARNO - Yedi yıldan bu yana bir ülkenin ya da bölge ülkelerinin sinemalarına ayrılan ve ortak yapım desteği sağlamayı amaçlayan Açık Kapılar (Open Doors) etkinliği, bu yaz Orta Asya’yı konuk ediyordu. Dört gün boyunca, yüzlerce dosya arasından seçilen 15 projenin ortak yapım olanakları için toplantılar yapıldı, katılımcı yönetmenlerin filmleri izlendi... Konuklar arasında, kısa filmiyle umut veren genç Kazak yönetmen Emir, projesini sahiplenen Fransız yapımcı Marc’la konuşurken, “Dünya sinemasındaki yeni eğilimler, moda akımlar nelerdir? Yapımcı ve eleştirmen olarak, yarının sanat sinemasına ilişkin ne gibi bir perspektif çizebilirsiniz?” diye soruveriyor ciddiyetle...
Ne demeli? Konusuna dar kişisel açılardan yaklaşan, şiddetin ve seksin uç sınırlarında dolaşmaktan çekinmeyen, soluk soluğa koşturan kamerasını ayakları üzerine bir dakika bile oturtmayan, kışkırtıcılığı prensip edinen filmler mi geleceğin habercisi? “Orta Asya steplerinde eşcinsellik konusunu egzotik bir gözle işlersen, herhalde ilgi çekersin!” diyoruz işi şakaya vurarak; “Olmazsa, yaylarda zoofiliyi anlatırım” diye atılıyor Emir, hınzır bir gülümsemeyle... “Evet, yenilikleri izle, faklı akımlardan beslen ama kendin ol, senden beklendiğini sandığın ya da beğenileceğini düşündüğün türden denemelere girişme sakın” diye bağlıyoruz...
Locarno’da Altın Leopar için yarışan Tayfun Pirselimoğlu, sabit planlardan oluşan ağır, mesafeli bir sinema dili seçerken, beğenilme ya da dışlanma gibi kaygılar taşımıyor. ‘Saç’ta, anlatmak istediklerinin hakkını veren, karakterlerin iç dünyalarındaki yoğunluğu en etkin biçimde yansıtacak süssüz bir anlatım dili geliştiriyor. Angelopoulos’tan Kiarostami’ye oradan Ceylan’a dek uzanan mesafeli minimalist yaklaşımı benimserken, iç fırtınaların yıkıcı gücünü daha çarpıcı kılıyor. Farklı bir İstanbul’da, varlıklarından ve iç çalkantılarından haberdar olmadığımız farklı insanların küçük dramları gerisindeki trajediyi su yüzüne çıkarıyor.
Tarlabaşı’nda bir peruk dükkanı olan Hamdi, kanserden kurtulamayacağını bilmektedir. Doktoru bile sigarayı yasaklamaktan vazgeçmiştir artık. Boyunun günden güne kısaldığı saplantısından kurtulamayan Hamdi’nin tek ama cılız düşü, ölmeden önce uzaklara, mesela Brezilya’ya gitmektir; ancak, külüstür otomobilini bir türlü satamaz... Dükkanına uzun saçlarını satmak için gelen Meryem’in pırıltısız çekiciliği karanlıklarında bocaladığı boşluğu dolduruverir birden; yaşamının son dürtüsünün sessiz girdabına tüm benliğiyle ve bedeniyle yavaş yavaş dalacaktır...
Hamdi’nin dükkanından peruk alan başörtülü bir genç kız; ‘Öğrenci misiniz?’ sorusunu yanıtsız bırakıyor. Locarno’da önceki gün basının karşısına çıkan Tayfun Pirselimoglu, “Aslında, Tarlabaşı’ndaki o dükkanın gerçek müşterilerinin çoğunluğunu travestiler olusturuyor ama konuyu dağıtmamak için değinmedim” diyor. 
Filmin son bölümünde ekrana gelen ruhbilimsel yol ayrımları ve incelikli gerçeküstü boyut, daha önceden gündeme gelse bu olağandışı tutku daha farklı bir derinlik kazanır mıydı acaba sorusuna karşın, ‘Saç’ Tayfun Pirselimoğlu’nun en olgun filmi olarak dikkati çekiyor. Nazan Kesal’ın son derece yalın ve sağlam bir yorumla Meryem’in onulmaz yalnızlıklar içinde boğulan soluk gizemini çarpıcı kılması kuşkusuz ödüle değer ama kadın oyuncular konusunda jürinin işi gerçekten zor. Her ne pahasına olursa olsun genç sinemaya tapınan, klasik filmleri dışlamasa da yenilikçi denemeleri tercih eden beğeninin oluşturduğu genç jüri ûyelerinin İstanbul’un kenar mahallelerinde yaşayan insanların dünyalarına usulca ortak olmayı sevebileceklerinden kuşkuluyum.
Basit bir gerçeği, jürileri festival yöneticilerinin oluşturduğunu unutmayalım.


    ETİKETLER:

    Altın