Hayal gücünün âlâsına sahip çocukları kandıramazsınız

Hayal gücünün âlâsına sahip çocukları kandıramazsınız
Hayal gücünün âlâsına sahip çocukları kandıramazsınız

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'Çarpık Ev'de apartmanların arasındaki bahçeli bir evin ve onu gözetleyen çocukların hikâyesini anlatan Burcu Aktaş, 'Okurları hayal gücünün âlâsına sahip bir edebiyatta kimseyi kandıramazsınız' diyor
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Göğü delen apartmanların arasında kalmış bahçeli bir ev, o evin sakini bir babaanne ile torunu, onları gözetleyen apartman çocukları... Burcu Aktaş’ın ilk çocuk romanı ‘Çarpık Ev’, Turgut Yüksel’in çizimleriyle Doğan Egmont etiketiyle raflarda. Radikal Kitap editörlüğünden kelli yıllardır beraber mesai tükettiğimiz Burcu’yla bu sefer çay molası veya iş hezeyanlarını paylaşmak için değil, yeni romanını konuşmak için buluştuk. 

Sen de bir gazeteci olduğun için ilk soruyu kendine sen sor desem...
Nasıl olduğumu sorardım… Sorduğumuz en anlamlı sorulardan biri bence. ‘Çarpık Ev’ okurla buluştuğu için de dünyalar kadar mutluyum diye cevaplardım soruyu. 

Yıllardır Radikal Kitap’ın editörlüğünü yapıyorsun. ‘Çarpık Ev’le birlikte işin yazarlık kısmına da geçmiş oldun. Nasıl bir duygu?
Hayatta en zevk aldığım şey kelimelerle uğraşmak... Editörün de, yazarın da yaptığı temelde bu aslında. Bir yazar olarak masa başına oturduğunuzda anlatmak istediğiniz hikâyeyi anlatıyorsunuz, editörlükte sonuçta başkasının metinleri üzerinde çalışıyorsunuz. Editörlükten şikâyet ettiğim anlaşılmasın çünkü benim bu yanım yazarken beni hep besledi. Ama şu da bir gerçek, kendi hikâyen içinde istediğin kadar akıp gidebilirsin, taşıp coşabilirsin. 

‘Yazmak’ sancılı bir süreç; üstelik daha ilk cümleyi kurduğun andan itibaren... Sen bu süreci nasıl yaşadın, neler oldu?
Sancılı… Belki de yazmayı tarif eden en güzel sıfatlardan biri bu. Ama ben genel olarak bu süreci yıllardır kendime edindirdiğim yazma disipliniyle avantaja çevirmek için elimden geleni yapıyorum. Şiir yazıyor olmak, şiir için ‘mesai’ harcamak, yazıyla ilişkimi hep besleyen ve diri tutan ilk şey oldu benim için. Çünkü şiir bir eksiltme işidir. Fazlalık olan ve kendine ait olmayan hiçbir şeyi içine almayan bir türdür. Böyle bir türde yazmaya alışık olmak ve şiir disiplini, benim düz yazıda her zaman çok işime yaradı. Belki de o sancılı dediğimiz süreci çekilebilir kıldı diyebilirim. 

Çocuk edebiyatının da en az şiir kadar kendine ait olmayanı içine almayan bir yanı yok mu?
Kesinlikle var. Çocuk edebiyatı öyle bir alan ki, karşılaşabileceğiniz en dikkatli ve acımasızca eleştiri yapan okurlara sahiptir. Bunu okurlarının çoğu çocuklardan oluştuğu için söylemiyorum. Şimdi, okurları hayal gücünün âlâsına sahip bir edebiyatta kimseyi kandıramaz, numaralar çekemezsiniz. Hemen fark edilir. Herhangi bir çocuğun günlük hayatta yaptığı bir benzetmeyi siz belki çalışıp, betimlemelerle bezeyip günlerce düşünseniz yapamazsınız. İşte bu muhteşem hayal gücü ve geniş görüşe karşı yazdıklarınızla küçük düşmemek lazım. Çocuk edebiyatının bir de şöyle bir yanı var: Felsefesinin derinliği ve alt metin zenginliği… Bunlar beni her zaman etkiledi. Yıllardır hem Türkiye ’deki hem yurtdışındaki çocuk edebiyatını inceliyorum, takip ediyorum. Şiirden ve şiir yazmaktan beslendiğimi söyledim ama çocuk edebiyatı da beslendiğim bir diğer alan. Hayatta başa çıkmakta zorlandığım şeyler olduğunda, bakış açımı genişletmek ihtiyacı duyduğumda hep çocuk edebiyatından yardım aldım. Yaşım kaç olursa olsun. Çocuk edebiyatı aynı zamanda bir eğitim süreci benim için ve ben bu sürecin içinde ilerliyorum. 

Gelelim ‘Çarpık Ev’e… Roman, bir anlamda hayatta asla kaybetmememiz gereken değerlerin yok olmasına odaklanırken bir yandan da “Eğer dikkat edilmezse tüm güzellikler bir bir yok olacak” diyor...
Evet… Bu evrensel bir sorun. ‘Çarpık Ev’in dertlerinden biri de bu. Neleri kaybettiğimizi anlamak için önce görmeyi bilmemiz gerek. 

Görmeyi bilmek dedin... Kitabın ana izleklerinden biri de görmek üzerine kurulu…
‘Çarpık Ev’i, gördüğümüz şeylerin aslında göründüğü gibi olmadığını anlatmak için yazdım. Arka kapaktaki “gerçekten bakmazsan göremezsin” cümlesi de bunu söylüyor aslında. Çoğu şeyi görmek istediğimiz gibi görüyoruz. Ama ‘gerçekten baktığımızda’ ya da dikkatli, önyargısız diyelim ona, görünenlerin arkasında başka başka hikâyeler keşfediyoruz. Az önce çocuk kitaplarının alt metinlerinin zenginliğinden söz ettim. ‘Çarpık Ev’de de alt metinler olmasına özen gösterdim. Şehir hayatının bizi sıkıştırışının ve o baskı altında farklılıklara göstermeyi unuttuğumuz saygının da kitabı ‘Çarpık Ev’. Kapitalizmin yarattığı baskı sadece bizim içinmiş gibi düşünüyoruz ve davranıyoruz. Her zamanki tavrımızla dünya sadece bizim zannediyoruz. Yüksek binalar arasında konacak bir balkon demiri bile bulamayan kuşu, sokaklarda artık barınamayan kediyi, köpeği unutuyoruz. Karne sevincini alışveriş merkezindeki anonslar, orada pazarlanan oyuncak eşliğinde kutlayan bir nesil var örneğin. Kapitalizm yeryüzündeki her varlığı etkiliyor. 

Türkiye’deki ‘çocuk kitapları’ hakkında ne düşünüyorsun?
Geçmiş beş yılla bile kıyasladığımızda çocuk kitapları konusunda önemli gelişmeler var ama yurtdışında verilen değer tabii ki hâlâ verilmiyor. İşi bu günlere getiren çok önemli yazarlar, yayıncılar ve çizerler var elbette ama koca okyanusta bir damla gibiyiz hâlâ… 

Editörlüğünü yaptığın kitap ekinde bazen ağır eleştiriler oluyor ve bunları koyan da sizsiniz. Senin kitabın kötü eleştirilse ne yaparsın?
Edebiyat disiplini içinde yapılan her eleştiri kıymetlidir. Çocuk edebiyatı üzerine eleştiri yazanların sayısı belli zaten… Onlar ‘Çarpık Ev’ hakkında ne yazarlarsa buna değer verir, dikkatle okurum.
Yazdığın kitaptaki çocuklar ya da çocukluk, kendi çocukluğunla ne kadar örtüşüyor ya da örtüşmüyor?
Benim çocukluğumdan izler taşıyor elbette ama sadece kendi gerçeklerimden yola çıkarak yazdığım bir hikâye değil. 

‘Çarpık Ev’i yazarken çok eğlendim’
Sıkça duyduğumuz ve sorulan bir sorudur… Ben sormazsam olmaz. Çocuk kitabı yazmak ‘eğlence’yi ya da ‘çocukça’ bir bakışı da gerektirir mi?
İyi ki sordun… Öncelikle şunu söyleyeyim, çocuklara bir hikâye anlatmanın, ‘küçültücü’ sıfatlar, tarzlar gerektirdiğine hiç inanmıyorum. Çocuklara her şey, her hikâye anlatılabilir. Önemli olan o hikâyeyi nasıl anlattığındır. Edebiyat için eğlenceli, çocukça bir bakış ne kadar gerekliyse çocuk edebiyatı için de o kadar gerekli. İkisini birbirinden ayırmıyorum. Eğlence kısmıyla ilgili şunu söyleyebilirim. ‘Çarpık Ev’i yazarken çok eğlendim. Karakterlerin arasına karışıp ben de o bahçede dolandım, okul servisine binip kendime oturacak bir yer aradım o itiş kakışın arasında. Tepemde bir karga yolda yürüdüm... Hazırladığım sürprizleri kendim de onlar kadar yaşadım.


Çarpık Ev/ Doğan Egmont/ 112 sayfa/ 10 lira