Hayat boş, bomboş

Hayatın anlamını sorgulamak... Nedenler ve nasıllar arasında kaybolup gitmek... Bu dünyaya neden geldiğini bir türlü anlayamamak... Ve en sonunda da bütün bu olanlara ve yaşananlara 'kayıtsız' kalmak, hayatın akışına müdahale etmeden geçip gitmek...
Haber: Film Eleştirisi- Murat ÖZER / Arşivi

YAZGI
Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Senaryo: Zeki Demirkubuz (Albert Camus'nün romanından)
Görüntü: Ali Utku
Kurgu: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Serdar Orçin, Zeynep Tokuş, Engin Günaydın, Demir Karahan
2001 Türkiye, 120 dk.
(Özen Film)
***
Hayatın anlamını sorgulamak... Nedenler ve nasıllar arasında kaybolup gitmek... Bu dünyaya neden geldiğini bir türlü anlayamamak... Ve en sonunda da bütün bu olanlara ve yaşananlara 'kayıtsız' kalmak, hayatın akışına müdahale etmeden geçip gitmek...
Birkaç 'saptama'yla anlamaya ve anlatmaya çalıştığım 'varoluşçuluk' denen felsefi-edebi akımın peşine takılıp gitmek, bir zamanlar 'moda' eğilimdi ve birçok eli kalem tutan insanın kafasını 'fazlasıyla' yormuştu. Albert Camus, Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir gibi yazarların romanları, öyküleri, denemeleri; insan varlığının 'yazgısızlığı'nı haykırıyor, çözümsüzlüğün bunaltısını yaşatıyordu.
Yeni kuşağın usta ismi
Yeni kuşak yönetmenlerimiz içinde 'çizgi'
konusunda herhangi bir sorunu olmayan isimlerin başında gelen Zeki Demirkubuz da, şimdiye kadar yaptığı filmlerle varoluşçuluğun resmini çiziyor ve 'insana dair' (belki de kendine dair) eleştirilerini sinemalaştırıyordu. Filmlerinin 20-25 bin izleyici sınırını bir türlü aşamaması ise, hem savunduklarının popülerlikten uzak yüzünü sergiliyor hem de eleştiri oklarının kendisine çevrilmesinden hoşlanmayan insanoğlunun rahatsızlığını belgeliyordu.
Demirkubuz, 'direkt' bir varoluşçuluk söylemine sırtını dayadığı filmi 'Yazgı'yla geliyor karşımıza şimdi de. Albert Camus'nün
'kült' statüsüne ulaşmış romanı 'Yabancı'nın serbest bir uyarlamasına kucak açıyor bu kez. Ve ısrarla savunduğu düşüncelerin yeni ve çarpıcı bir yansımasını sunuyor bizlere.
Boşvermişliğin anatomisi
Bir gümrükçünün yanında muhasebecilik yapan Musa'nın (Serdar Orçin) öyküsüdür anlatılan. Annesiyle birlikte yaşayan genç adam, yaşlı kadının günün birinde ölümüyle yaşama bakışının ipuçlarını vermeye başlar. Annesinin ölümüne tepkisizdir, üzülüp üzülmediğini bile sorgulayamaz, belki de sevinmiştir bu ölüme. İş arkadaşları, bıçkın delikanlı komşusu (Engin Günaydın'ın müthiş kompozisyonuna dikkat!) ve patronuyla (Demir Karahan) olan ilişkileri de 'nedensizlik' kıskacı içinde yitip gitmiştir; sadece işini yapıp evine gitmek ve televizyon karşısında pineklemektir Musa'nın istediği. Patronuyla gizli bir ilişki yaşayan sekreter kızın (Zeynep Tokuş) ona yakınlaşması bile tetikleyememiştir kahramanımızı.
Kızın evlenme isteğine de umursamaz gözler ve sözlerle yanıt verir, boşvermişliğin anatomisini çizer adeta. Ama bu durum; olaylara karşı tepkisiz kalması, Musa'yı giderek can yakan bir trajedinin göbeğine çekecektir...
İlk kez bir uyarlama üzerinde çalışan Demirkubuz, 'Yazgı'yla insanın varlık nedenini sorguluyor ve çözümsüzlüğün girdabına kapılıp gidiyor. Kahramanının her yaptığı (yapmadığı) hareketin, verdiği (vermediği) her tepkinin etik sonuçlarını didikleyen, insanoğlunun yaşamla olan bağının bıçak sırtında gezinen doğasını irdeleyen ve olaylar karşısında takındığımız tavırların ne kadar da 'anlamsız' olduğunu söyleyen yönetmen, hayat denen 'zaman dilimi'nde uğruna yaşanılacak ve savaşılacak pek de bir şey olmadığını vurguluyor.
Aktör-yönetmen işbirliği
Biçim olarak önceki filmlerinde kullandığı dilin burada da arkasında duruyor Demirkubuz. Uzun monologlar, kapılar ve televizyon unsurları; Zeki Demirkubuz sinemasının yalnızca içerik olarak değil, biçim olarak da oturmuşluğunu belgeliyor. Oyuncu yönetimindeki yetkinliğini de sergiliyor genç yönetmen film boyunca. Genç oyuncular Serdar Orçin, Zeynep Tokuş ve Engin Günaydın'ın öyküye yapışan performanslarının öncelikli müsebbiblerinden biri de yönetmen tabii ki. Özellikle Orçin'in filmin ilk karelerinden sonuna kadar aynı yüz ifadesiyle oynaması, aktör-yönetmen işbirliğinin en belirgin göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Boşluk içinde çırpınıp durduğumuz hayatlarımızda bir türlü kendimize itiraf edemediklerimizin filmini yapıyor Zeki Demirkubuz. 'Yazgı'yla bunu bir adım daha ileri götürerek, 'Hayat boş, gerisi daha da boş' söylemini yerleştiriyor sinemasına. Albert Camus dinamiklerinin sinemasal yansımalarını da ustaca keskinleştirip belirginleştiriyor.
Son bir not daha: Ünlü İngiliz alternatif rock grubu The Cure da Camus'nün
'Yabancı'sını diline dolamış ve 'Killing an Arab' adlı bir şarkı yapmıştı zamanında. Ve bu şarkı, Körfez Savaşı sırasında 'doğal olarak' Amerikan radyoları ve kulüplerinde en çok çalınanlar arasına girmeyi başarmıştı.