'Hayat ne kadar politikse...'

'Hayat ne kadar politikse...'
'Hayat ne kadar politikse...'
Lafa köşesi 'Her şey olur'dan girmiş, ultra sübjektif tarihçilik modelinden, bu Transformerslı muhalefet dilinden konuşmuştuk. Üzerine yeni sergisi 'Şimdi Olmaz' açıldı. Cem Dinlenmiş, yine bir nevi kayıttaymış.
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Biraz kişisel bir girizgâh olacak ama bu yazıya giden yol da yazıya dahil. Bir buçuk- iki ay evvel Cem Dinlenmiş’i aramış ve “‘Her şey olur’ nasıl oluyor?” diye sormuştum. Hakikaten merak ettiğim, o haftanın özetini çizgili bir biçimde nasıl çıkardığıydı.
Kimi zaman dünyadan haller de girer, ama Cem Dinlenmiş’in 2006’dan beri Penguen dergisinde sürdürdüğü ‘Her şey olur’ adlı çizgi köşesi o hafta Türkiye’de olup bitenin haylaz bir bülteni gibidir. Birbiriyle alakasız görünen flaş haberlerin bir tabakta buluşması görüntü netliğine fayda sunar.
Misal sağlık reformunu bir bilgisayar oyunu olarak anlatır; klasik tipografik oyunları internet dili ve görsel edebiyatıyla buluşturur. Kim bilir 2000’lerin minyatürü belki böyle bir şeydir. Kimi zaman geçmişe ve geleceğe gidişiyle haftayı esnetir. Bir haritamsı çıkar karşımıza. Mizah dergilerinde kuşak atlasa da çok değişmeyen muhalefet lisanından farklı bir dilbilgisiyle konuşur. Ne bileyim hayatında Terörle Mücadele Kanunu diye bir şey duymayan, kentsel dönüşümü iyi bir şey sanan tazeciklerin kulağına su kaçırması ihtimaliyle faidelidir. Velhasıl ‘Her şey olur’, 1985 doğumlu bir insanın ultra sübjektif tarihçiliğidir. Sadece bu yönüyle bile kayda değerdir. Çünkü 2006’dan beri kayıttadır.
Yağmurdan kararmış bir öğleden sonra Cihangir’deki atölyesine gitmiştim. Ancak bir annenin evinde bulunabilecek kadar süslü fincanlarda, elleriyle yaptığı kahveyi içerken defterlerini göstermişti. ‘Her şey olur’ kitaplaştığında numuneler de koymuş bu sayfalardan. Madde madde yazıyor: Nükleer enerji yasası kabul edildi. Süreyya Ayhan basın toplantısında ağladı. AKP milletvekilinin Mersin’e girişinde boğa kesildi. Binali Yıldırım ‘YouTube yaygara yapıyor’ dedi.
Bunların hepsi bir şekilde buluşacak. Baştan o da bilmiyor. Misal Norveç’te yaşasa, kim bilir ne berbat sıkıcılıkta olacak ‘Her şey olur’. Bunu biliyor ama. Çünkü Türkiye’de her şey oluyor. 



Koyu salam rengi
Çalışma masasının üzerinde duran eski model berber fırçasının hikmetini, o zaman daha tam bitmemiş ‘Berber’ adlı resmini görünce anlamıştım. Çizginin dışında resim de yapıyor, ahşaptan zihninin işleyişine denk düşen oyunlar çıkarıyor bir de. Sanatçı.
Meğer harıl harıl yeni sergisine hazırlanmaktaymış. En ‘kazık’ konuları son geceye bırakmış öğrenci haletiruhiyesiyle çalışmaktaymış. Masanın üzerinde küçük plastik sos kaplarında boyalar… Kendi anlayabileceği isimler takmış kimi renklere. Mesela ‘koyu salam’ rengini ben o gün ondan öğrendim.
Hakikaten küçüklüğünden beri gittiği berberi yapmış; kesik saçları süpüren Arif Abi aynadan biraz girmiş hatta. O an konuştuğumuz atölyenin resmini de göstermişti o gün. Benim canlı canlı gördüğüm salonun, masada berber fırçası eksik hali gibi… Günler haftaları kovalayıp gündemler bin kez renk değiştirince bir baktık ki Cem Dinlenmiş, işleri bitirmiş, ‘Şimdi Olmaz’ adını koyduğu yeni sergisi, Galeri x-ist’te açılıvermiş. O da olur. 

Yeni Dünya
Mevzua aylar öncesinden ‘Her şey olur’dan girdiğimiz için değil, o tip sahnelemeye en yakın düşen ‘Yeni Dünya’, en fazla karşısında durup konuştuğumuz oldu. Incığı cıncığı bol, baktıkça teferruat döküveren bir distopya ‘Yeni Dünya’. Nükleer patlama mı olmuş, gezegenin miadı mı dolmuş, kıyamet mı kopmuş, ne olmuşsa bugünün kırıntıları üzerine inşa edilen yeni dünyayı görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin metro amblemi, ‘Maymunlar Cehenneminden Kaçış’taki Özgürlük Anıtı gibi, yamuk ama ayakta. Zaten zamanında metro geçen dehlizlerde kurulmuş yeni hayat. Bir yanda silah satanlar, su bulmaya çalışanlar; bir yanda bu dökük âlemin hükümdarı, ak sakallı dedesi olmaya çalışanlar…
Yine böyle uzun muhabbete müsait bir resmi de ‘Balkondan Manzara: Soyak’ta Huzursuzluk’. İstanbul’un Asya tarafında, bu çok katlı binalardan müteşekkil yeni sürüm mahalle zihniyetinin ilk temsilcilerinden olan Soyak bloklarından bir manzara görüyoruz. Hâlâ oturduğu ev. Anlattığı sahneyi ise babası görmüş. Bu arada babası Zeki Dinlenmiş’in Bedri Rahmi Eyuboğlu atölyesinden geçmiş bir ressam olduğunu, hatta Âşık Veysel portrelerinden müteşekkil ilk sergisini geçen ay açtığını söylemiş miydim?
Soyak’taydık. Zeki Bey’ın şahit olduğu an şöyle bir şeymiş: Sitenin dışında bir grup gençten erkek arabaların üzerinden zıplayarak koşuyor. Biri basket sahasının tellerine tırmanıyor. Güvenlik görevlileri ne yapacağını şaşırmış. Bir şey oluyor. Bu kadar renkli görünmese o Meksika filmini hatırlatacak; hani özel güvenlikli siteye girişin bir sınıf savaşına döndüğü ‘Yasak Bölge’yi. 

Mutlu aile tablosu
‘Berber’ gibi, ‘Atölye’ gibi ya gözünün önündekini, neredeyse kendisini hiç karıştırmadan anlattığı resimleri var ya da ‘Yeni Dünya’ gibi gittiği yere kadar soyutlamaları. Tuhaftır, ‘Facetime’ bunun ikisinin arasında duruyor. ‘Cepten’ annesi ve babasıyla konuşurken zihnine düşen bir kare bu. Köşedeki kutudan hattın diğer ucundaki oğulları Cem görünüyor minik bir vesikalık olarak. Facetime’ın ölümsüzleştirdiği bir aile fotoğrafı bu. Hani eskiden stüdyolara girilip çektirilen çekirdek aile fotoğraları vardır ya, onun akıllı telefon zamanlarına denk düşen versiyonu… Hakikatın ta kendisi.
Bir yanda Başbakan’ın benzetildiği hayvan başına cezanın kesildiği karikatür zamanlarında çiziyor. Bir yanda böyle bir galeri hayatı, bir sanatçılık meşguliyeti var. Ayıp mıdır söylemesi, misal ilk sergisindeki her parça satılmış. Bu sergi de açılalı kaç gün olmuştu, yine gidişat aynı yönde. Satıyor.
Herkesin yaptığı işleri farklı sebeplerle sevdiğini söylüyor. Hiç politik derdi olmadan takip edenler de varmış mesela ‘Her şey olur’u. Bu resimler ne kadar politik peki? “Hayat ne kadar politikse” diyor.