Hayatı film olur adı da 'Şahmeran'

Hayatı film olur adı da 'Şahmeran'
Hayatı film olur adı da 'Şahmeran'

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Uçan Süpürge Film Festivali'nin önceki akşam gerçekleştirilen açılışında onur ödülü alan isimlerden Hale Soygazi'yi yakın dostu Kıbrıslı şair Mehmet Yaşın anlattı
Haber: MEHMET YAŞIN / Arşivi

Acaba söze Hale’lerin hangisinden başlamalı? Benim bildiğim Hale Soygazi, bir an ankakuşuna, bir başka an boğayılanına, derken ejderhaya, yarasaya, ardından dağkeçisine ve elbet tekir bir kediye dönüşebilen muhtelif Hale’lerden oluşuyor.
O, birbirinin inadına giden birkaç ayrı karakterin diyaloglarını aynı sahne içinde, büyük bir inandırıcılıkla tekrarlayabilen biridir. Bu cümleyi yazar yazmaz fark ettim ki kayda değer özelliklerinin başında inatçılığı geliyor. O, kafasına koyduğunu yapar. Hale’yi yakından tanıyanlar bile, belli belirsiz dile getirdiği bir niyeti nasıl da hayat memat meselesine döndürebileceğini kavramakta genellikle gecikirler. Doğrusu, bu yanıyla bana ürkütücü geliyor. Malum, insanın dramatik tercihler yapmasında, üstelik de bu tercihleri adına dişe diş mücadele etmesinde bir şiddet var. Hale, hayatı şiddetle yaşayan biridir. O yüzden, orta yol bulup uzlaşmak ona göre değil. Bu, hem özel hayatı, hem oyunculuk kariyeri hem de siyasal duruşu için geçerli. Bir yıldız olduğunu sık sık unutup olmadık işlere girişmesi pekâlâ muhtemeldir.
İtiraf etmek gerekirse, dingin bakışlı, uçan kuştüyü yürüyüşlü bir sarışının, inandığı şeyler için her an kavgaya atılabilecek gözükara bir mizaca sahip olmasında şiirsel imgeleri kışkırtan bir hal var. Denecek ki kendi kendisiyle didişmeyen, ölüp ölüp dirilmeyen insandan oyuncu filan olmaz, sinemaya aktarılacak bir roman karakteri de çıkmaz. Ancak, Hale’yi benzerlerinden ayıran, onun baştan beri bir ‘celebrity’, Türk sinemasının az sayıdaki ‘star’larından biri olmasıdır. Hayatını, iyi bir oyuncu olmak adına değiştirirken, bir yıldız olarak şöhretini umursamadı, diyecektim ki, yok, durum tam öyle değil. Yıldızlık karizmasının kendi doğasında bulunduğunu, sezgisel zekâsıyla önceden hissetmiştir bence. Londra’da bile, hani anonim olmanın keyfini çıkaracakken, onunla öylesine ayaküstü karşılaşanların bana “Arkadaşınız film yıldızı mı?” diye sorduğunu hatırlıyorum. Oysaki o sıralarda, sahneye ilk kez adım atacakmışçasına oyunculuk kurslarına katılıyordu.
Hale, sinema oyuncusu olabilmenin, nasıl da sıkı ve sürekli bir çalışma gerektirdiğini gösteren Türkiye ’deki ender yıldızlardan biridir. Bunu kavramak için, ‘Maden’ filmine kadar olan birinci dönemine, sonra Cahide Sonku’yu oynadığı zamanlara kadar olan ikinci dönemine şöyle bir göz atıp geçirdiği değişimi görmek yeter. Evet, ben onun oyunculuk tarihine baktığımda, kişisel hayatına koşut üç ayrı evre görüyorum. Hayatını bu filmler için mi değiştirmiş, yoksa filmleri hayatını mı değiştirmiş? Belki bu ikisi o kadar iç içe ki, benimkisi abes bir soru.
Hale’ye gelince, o, kafasında daima isabetli sorularla dolaşır, ölçer biçer ve düşünür. Gerçi bir sanatçının ödül töreni vesilesiyle kaleme alınmış yazıların övgüden ibaret olması âdettendir ama ben yine de hayranlarını uyarmadan edemeyeceğim: Siz Hale Soygazi’nin o aydınlık gülüşüne kanmayınız, aslında acayip karanlık yanları olan biridir. Hayatı film olur, filmin adı da ‘Şahmeran’.