Hayatımızı seçme hakkına sahip miyiz?

Hayatımızı seçme hakkına sahip miyiz?
Hayatımızı seçme hakkına sahip miyiz?
Günümüzün en tanınmış Fransız oyun yazarlarından Eric- Emmanuel Schmitt'in Paris'te aynı anda üç oyunu birden sahneleniyor. Yeniden Başlasaydık adlı oyunun başrolünde bir zamanların tanınmış şarkıcısı Michel Sardou var.
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Eric- Emmanuel Schmitt, son yirmi yılın en çok okunan ve oyunları en fazla sahnelenen yazarlarından biri. Defalarca Molière ödülleriyle taçlandırıldı, kitapları kırk üç farklı dile çevrildi, oyunları, elli değişik ülkede oynandı. Yapılan araştırmalara göre lise ve kolejlerde en fazla işlenen yazarlardan biri. 1960 doğumlu bu filozofun eserleri, Türkiye ’de de sık sık sahnelenmekte:“Bilmeceli Dönüşümler” (Variations Enigmatiques), “Oscar ve Pembe Meleği”, “Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler”, “İbrahim Bey ve Kuran’ın Çiçekleri”, “Valognes Gecesi” onun zihinlerimizde çakılı kalan oyunlarından birkaçı… Son üç yıldır, Paris’te. Rive Gauche Tiyatrosunun başına geçtiğinden beri, yılda en az dört oyun sahneye koyan bu büyük yazarın şu anda Paris’te aynı anda üç oyunu oynanmakta. Brüksel’de yaşayan Schmitt, kitaplarında olsun, oyunlarında olsun, her zaman insanın iç dünyasını yansıtan bir düşünürdür.
Masalımsı fantastik bir oyun olan “Yeniden Başlasaydık” (Si On Recommençait) bizi geçmişimize götürüyor. 60 yaşlarında bir doktor, çocukluğunu yaşadığı bahçeli evine geri döner ve salonda duran antika saatin başına düşmesiyle 40 yıl öncesine ışınlanır. Geçkin Sacha, Genç Sacha ile yüzleşmeye başlar. Tam da 25 yaşlarını süren genç Sacha’nın yaşamındaki dönüm noktası olan o can alıcı önemli günde… İstikbali için kesin kararını verdiği o özel günde.



Genç Sacha’nın önünde iki seçenek var: Ya Amerika’ya gidip Harvard’da araştırma yapacak, ya da kalıp basit bir kasaba doktoru olacak. Sevgilileri olan iki güzel hanım ve çocukluktan arkadaşı olan genç bir kız, bu kararını vermesinde rol oynayacaklar. Geçkin Sacha’yı, yalnızca Genç Sacha ve büyükannesi görebiliyor. 40 yıl sonra Sacha geçmişiyle yüzleşiyor. Beğendiği, arzuladığı ve aşık olduğu kadınları ve o çok sevdiği büyükannesini yeniden görüyor. Elbette ki geçmişini değiştirmeyi ve kaderini etkilemeyi deniyor. Bunu başarabilecek mi? Aynı hataları tekrar yapar mıydı? Yaşadığı hayatı, bir daha yaşamak ister miydi? Bu seçtiği hayat, doğru olanı mıydı? Seçme hakkına sahip miyiz? Karalarımızı almakta özgür müyüz? Verilen bir kararla yaşamımızı bir anda nasıl alt üst edebiliriz? İzleyici bu sorularla birlikte seyrediyor oyunu.
Büyük annesinin evini tekrar ziyarete gelen bu altmış yaşlarındaki adamın, bu evde yaşanmış ne müthiş anıları var! Bu evde, anılarını ve gençliğini bırakmıştı. Sevgililerinden biri doğal, saf ve tecrübesizdi; diğeri ise onu ustaca parmağında çevirmeye çalışırdı. Oyun devam ettikçe, Sacha’nın her iki sevgilisinden de Amerika’ya gidip kariyer yapmaktan da vazgeçtiğini anlarız. Çocukluğunu beraber geçirdiği, kalp hastası olan komşu kızı uğruna kasabada kalıp, bu saf ve temiz kızı iyileştirmeye karar verdiğini anlarız. Bu kızla evlendiğini ve çoluk çocuğa karıştığını da öğreniriz.

OYUN SARDOU İÇİN YAZILDI
Geçkin Sacha’yı, çok ünlü bir şarkıcı olan Michel Sardou oynuyor. Sardou’nun 1960-70-80 yıllarında kıtalararası bir süksesi oldu. Bazı şarkıları, uzun yıllar dillerden düşmedi, ama tiyatroya ve bu sanat dalına olan saygısından dolayı 1996 yılında elli yaşındayken Noël Coward’ın yazdığı “Bagatelles” (Saçma Sapan Şeyler) oyunuyla sahneye çıktı; sonrasında Neil Simon’ın “Özel Komedi”sinde oynadı. Ben onu, Eric Assous’un yazdığı “Aile Sırrı” oyununda, oğlu Davy Sardou’yla beraber sahnede büyük keyifle izlemiştim.
Bir gün E. E. Schmitt, onun için bir oyun yazmak istediğini ilan etti. Altı ay sonra, Sardou’ya tıpatıp uyan “Yeniden Başlasaydık” oyununu yazmıştı bile. E.E. Schmitt, şarkıcı Sardou’dan bir aktör çıkarmayı ve seyirciyi memnun etmeyi biliyor. Sardou rahat bir oyunculukla, geçmişten geleni yorumluyor. Acılı ve iğneleyici damarını biraz fazla kullansa da bütününde doğru bir oyunculuğu var. Karşısındaki genç oyuncuyu (Félix Beaugerin) ezmeden, seyirciye bir miktar duygusallık geçiriyor. Sardou, daha ustaca ve kurnazca yönetebilseydi, daha iyi bir performans gösterebilirdi. Maalesef, Steve Suissa, oyunu sıradan basit bir sitcom havasında yönetiyor. Genç oyuncular, kesin kararlaştırılmış bir oyunculuğa kısıtlı kalıyorlar. Büyükanneyi oynayan duayen Anna Gaylor bile, doğru tempoyu tutturmakta zaman zaman zorluk çekiyor. Françoise Bertin’in ani ölümünden iki hafta sonra, onun rolünü ezberleyip sahneye çıkan Anna Gaylor ise usta oyunculuğuyla göz dolduruyor.



ROMANTİK MELANKOLİK VE NEŞELİ
Stéfanie Jarre’ın sahne tasarımına gelirsek: Oyun, bizi kırk yıl öncesine ışınlıyor, yine de yapılan dekor fazla naftalin kokuyor; bir kır evinin iç mekânı ve sahnenin arkasındaki orman resminin tuvali… Sardou’nun kafasına düşen eski duvar saati sahnesi müsamere havasında. Her şeye rağmen, “Yeniden Başlasak” oyunu romantik, melankolik ve hoş müziğini yaymayı başarıyor. Sahne üstündeki neşe bulaşıcı…
Geçmişe yolculukta, zaman çok çabuk geçiyor. E.E. Schmitt’in teksti mükemmel. Nükteden duygusallığa geçişleri çok insani. Diyaloglar çok esaslı yazılmış. Yaşam ve akıp geçen zamanı anlatan dokunaklı ve gizemli bir oyun. Seyirci geçmişini ve geleceğini sorguluyor. E. E. Schmitt belirsizliği çok iyi kurgulamış, öyle ki seyirci hep merakla bekliyor. Schmitt, seyircisine önemli sorular yöneltiyor: doğallık, aşk, tutku, bencillik, başkaları için yaşayıp kendini feda etmek, körleşip doğruyla yanlışı ayırt edememek gibi… Bu oyunu anlatmak biraz zor; oyunu hissetmek ve yaşamak lâzım.