Hayatın özü "Aşk"

Hayatın özü "Aşk"
Hayatın özü "Aşk"
"AŞK" isimli romanı en çok satan kitaplar arasına giren Elif Şafak, 'Aşk'ın hayatın ve cümle kainatın özü, yaradılışın gayesi olduğunu ve dünyanın tüm yolculuğunun "aşktan aşka" yaşandığını söyledi.

"AŞK" ve son kitabı "Kağıt Helva"yı anlatan Şafak, "AŞK" kitabının başarısının kendisini bir anlamda korkuttuğunu "tekrar aynı başarıyı yakalayabilir miyim?" endişesi taşıdığını kaydetti.

Yeni bir roman çalışması içinde olduğunu vurgulayan Şafak, "Sırada bambaşka bir roman var. Bazı okurlar bana ’AŞK-2’yi yazacak mısınız?’ diye soruyorlar. AŞK-2’yi yazmayacağım. Onun yerine yepyeni bir roman bana daha yakın geliyor. Üslup ve tema itibarıyla kendini tekrar eden bir yazar olduğumu sanmıyorum. Değişime açığım. İnanıyorum ki su gibi olmalı edebiyat. Su gibi akışkan. Her romanda yeni bir yolculuk yapıyorum" dedi.

Şafak, her romanla beraber biraz daha genişleyen bir okur kitlesi olduğunu ve AŞK’ın kendisine farklı okur kitleleri kazandırmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Bence AŞK’ın çok okunmasının ardında öncelikle tasavvufa olan ihtiyacımız, susuzluğumuz var. Hepimizin içinde, derinlerde bir yerde bir manevi arayış olduğunu düşünüyorum. Kimimiz bunu belli ederken kimimiz saklıyor. Hazreti Mevlana’yı, Hazreti Şems’i öğrenmeye, hissetmeye ihtiyacımız var" diye konuştu.

Şafak, romanında donuk bir teoriyi ya da geçmiş bir dönemi değil, yaşayan ve bugüne uyarlanan bir tasavvuf felsefesini anlatmaya çalıştığını ifade ederek, modern hayat ile geleneksel birikimi iç içe geçirdiğini, bunun da AŞK’ı okunur kıldığını, ayrıca AŞK’ın başarısını aynı zamanda bir birikim, bir süreç içinde değerlendirmekten yana olduğunu söyledi.

"Tasavvufla üniversite yıllarında tanıştım"

AŞK’ta ele aldığı Mevlana ve tasavvuf gibi konularla üniversite yıllarında tanıştığını vurgulayan Şafak, tezini bu konuda yazdığını, ilk romanı "Pinhan"ı da bu sırada yazdığını, üniversite yıllarından itibaren hayatında tasavvufun derin izler bıraktığını belirtti.

Tasavvuf kültürüyle büyümediğini, tam tersine yetiştirilme tarzının tasavvufla hiç ilgisi olmadığını anlatan Şafak, üniversitede Abdülbaki Gölpınarlı, Annemarie Schimmel gibi yazarların kendisine tasavvufun kapılarını açtığını kaydetti.

Şafak, 15 yıldır tasavvuf konusunda okuyup yazdığını ve kendisini geliştirmeye çalıştığını ama tüm bu araştırmaların yanı sıra kalple ve kalpten yazmak gerektiğine inandığını anlatarak, "İlk başlarda tasavvufla ilgim daha entelektüel idi. Zamanla akıldan kalbe indi. Tasavvuf benim için bir ’tema’ değil. Kalpten bir bağım var tasavvufla" şeklinde konuştu.

Şafak, bir kitap yazılırken arkasında yoğun bir emek olduğunu, kimi okurun bu emeğin farkına varmadığını ifade ederek, "Bence halk daha çok farkında, elit kesim biraz daha tepeden bakıyor her şeye. Bir de bizdeki kültürel ortam yazı odaklı değil, yazar odaklı. Bir kitap çıktığı zaman eseri değil, yazarı tartışıyoruz. Bu yıpratıcı bir şey. Halbuki önemli olan eser odaklı eleştiriler, yorumlar, analizler" dedi.

AŞK’ta yer verdiği 40 kuralın okurlar tarafından çok sevildiğini dile getiren Şafak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AŞK’taki 40 kuralı çok hissederek yazdım. Bugün okurlar da kuralları elden ele dolaştırdıklarında mutlu oluyorum. Ama ben kendim bu 40 kuralın 40’ını da hayatıma uygulayabilsem aşmış olurdum her şeyi. Öyle değilim tabii ki. Yazmak başka, hayata geçirebilmek ise bambaşka bir olgunluk. Nefis sınavları bir değil, bin tane. Birinden geçip bir sonrakinde takılıyorsunuz. Benim de çok iniş çıkışım var. Ama insan ancak böyle ilerleyebilir diye düşünüyorum. Tasavvufun en çok sevdiğim özelliklerinden biri öz eleştiriye dayalı olması. Hani genelde insanlar hep başkalarını eleştirir ya. Sufiler eleştirmez. Onlar kendilerini eleştirir. Kendi içlerini tamir ederler. Birinde kusur görürlerse o kusuru örterler. Muazzam bir edep ve ahlak var. Bunları ben fikren ve zihnen biliyorum ama yaşamaya gelince tabii ki zorlandığım oluyor. Zaten mesele bilgiyi hayata geçirmekte."

"Aşk"ın filmi

’AŞK’ın film olması konusunda teklifler aldığını ifade eden Şafak, bir kitabı okuduktan sonra onun filminin aynı tadı verememe gibi gibi bir handikapının olduğunu belirterek, tüm riskine rağmen sinemaya büyük bir ilgisi olduğunu, bir gün doğru ekiple, doğru ve temiz bir enerjiyle bu işi yapmak, romanını film olarak görmek istediğini söyledi.

Bugüne kadar yazdığı 9 kitabından derlediği son kitabı "Kağıt Helva"ya da değinen Şafak şöyle konuştu:

"AŞK’tan sonra durup biraz kendime bakma gereği duydum. Nerelerden geçmişim, kalemimden neler çıkmış. Kağıt Helva özel bir kitap. Dokuz kitaptan alıntılar var içinde, kimi kısa, kimi uzun ama her biri özenle seçilmiş. Yüzlerce, belki binin üstünde alıntı çıkardık bu kitabı hazırlarken. Sonra onlar arasından dikkatle seçtik. Belli bir derinliği olan ama tepeden konuşmayan, uzaktan ahkam kesmeyen alıntılar bunlar. Kimseye ders vermeye çalışmıyorum. Daha çok okurla sohbet halinde bir kitap. Seçilen başlıklar ise benim edebiyatımda öne çıkan temalar. Aşk gibi, inanç gibi, yolculuk gibi..."

Şafak, 8-9 yaşından bu yana yazdığını belirterek, hayal alemini gerçek hayattan daha renkli ve daha sahici bulduğunu, kelimelere ve harflere aşık olduğu için yazdığını söyledi.

Karakterleri oluştururken onlarla yaşadığını anlatan Şafak, tek tek onların hallerine büründüğünü, kendini metnin ya da karakterlerin üzerine koyarak yazdığını, onların arasına karıştığını ifade etti.

Yazarken bazen ne yazdığını bilmeden yazdığını, bir karakterin on sayfa sonra başına ne geleceğini kendisinin de bilmediğini anlatan Şafak, yazdıkça karakterlerin geliştiğini, bu akışı sevdiğini söyledi.

Her gün düzenli olarak, aynı tempoyla yazmadığını ama hep çalıştığını, yazmadığı zaman okuduğunu, okumadığı zaman yazdığını vurgulayan Şafak, "Romancılık disiplin ve emek işi. Genelde insanlar ’kabiliyet’ üzerinde duruyor ama bence kabiliyet bu işin dörtte biri, geri kalan dörtte üçü emek, emek, emek... Ve her kitapla beraber yazarın sorumluluğu artıyor. Okurlarımı düş kırıklığına uğratmak istemiyorum. O yüzden iki kat çalışıyorum. Eleştirmenler beni beğensin diye filan değil ama okuru, gerçek edebiyat okurunu düş kırıklığına uğratmamak, ’yaza yaza bunu mu yazmış’ dedirtmemek önemli" şeklinde konuştu.

Yazarlık, akademik kariyer, köşe yazarlığı derken ailesine vakit ayırmak konusunda zorlandığını, elinden geldiğince bir denge tutturmaya gayret ettiğini anlatan Şafak, "Çalışmazsam kafayı yerim. Sırf evde oturamam. O zaman ben, ben olmam. O yüzden bir denge, bir ahenk bulmaya gayret ediyorum. Bu iş kolay değil. Erkek yazarların yaşamadıkları bir zorluk bu, adeta bir ruhsal bölünme" dedi.

-"Beni cezbeden ben olmamak"-

Kitaplarında kendini anlatmayı sevmediğini, kendi hayatını sıkıcı bulduğu için yazmaya başladığını, o yüzden edebiyatı "oturup kendini anlatmak" olarak algılamadığını anlatan Şafak, "Beni cezbeden ’ben’ olmamak, başkası olabilmek. Başkalarının hikayelerine, sevinçlerine, hüzünlerine yolculuk yapmak. Benim tek otobiyografik eserim ’Siyah Süt’. Bu kitabı yazarken kendimi yerden yere vurdum. Hiç işime gelmeyen yanlarımı ifşa ettim, bunlarla dalga geçtim. Çok canım yandı yazarken. Ama ortaya samimi bir kitap çıktı. Bir edebiyatçının hayatında belli dönüm noktalarında bu tür kitaplar yazılabilir. Yani sürekli otobiyografik yazamazsınız. Yoksa megaloman olursunuz" dedi.

Kitaplarını İngilizce yazdığı ve çok fazla Osmanlıca kelime kullandığı için eleştirildiğini ifade eden Şafak, dile meraklı hatta sevdalı olduğunu, tam da böyle olduğu için Osmanlıca kullandığını, dilin daralmasına gönlünün razı olmadığını, ders çalışır gibi kelime çalıştığını ve sözlük okuduğunu belirtti.

Şafak, yedi yıldır hem İngilizce hem Türkçe yazdığını, diller arası yolculuk yapmaktan keyif aldığını, bunun işini kolaylaştırmadığını aksine zorlaştırdığını ve her kitap için iki kat emek sarf ettiğini ama iki dilde yazmanın kendisini zihnen ve ruhen beslediğini ifade etti.

İlk romanı "Pinhan"la "Mevlana Büyük Ödülü"nü alan Şafak, Pinhan’ın gönlünde özel bir yeri olduğunu belirterek "Pinhan’ı öyle bir ruh sarhoşluğuyla yazdım ki. Kapandım ve hiç durmadan yazdım. Pinhan’ın okuru çok özeldir gözümde. Bugün hep duyarım ’Ben Pinhan’cıyım, en çok Pinhan’ı seviyorum’ diyen okur kesimi beklentisi en yüksek kesimdir benim okurlarım arasında" dedi.

“Korsan ciddi bir sorun"

Şafak, bir kitap bitince hemen yenisine başlamadığını vurgulayarak, "Önce demlenirim. Bol bol okurum. Hayatın getirdiği alametlere bakarım, insanları dinlerim. Mümkün olduğunca çok seyahat ederim. Kabuğumdan çıkarım. Sonra sarkaç gene gelir, romana başlarım" şeklinde konuştu.

Türkiye’de kitabın yeterince okunmadığını anlatan Şafak, buna rağmen Türkiye’de son derece hakiki, samimi, iyi bir okur olduğunu, bu okurun "hakkını yememek" gerektiğini anlattı.

Okurlarıyla ilişkisine de değinen Şafak, "Okurlarımı ruhdaşım olarak görüyorum. Biz ruh akrabasıyız. Bir kitabı beraber ortaya çıkarıyor, manayı beraber yakalıyoruz. Öte yandan şu da bir gerçek ki kadınlar erkeklerden daha çok okuyor. Roman sanatı dinamizmini büyük ölçüde kadınlara borçlu. Ve kadınlar etraflarına da okutuyor, kocalarına, nişanlılarına, erkek arkadaşlarına. Biz de tam olarak ne kadar okur var bilemiyoruz. Çünkü ’korsan kitap’ çok ciddi bir sorun" diye konuştu.(aa)