Hayattan bile gerçek

Hayattan bile gerçek
Hayattan bile gerçek

Ayşe Selen ve Şeyhsuvar Aktaş?ın kurduğu Tiyatrotem bu yıl onuncu yaşına bastı.

Tiyatrotem, 'Hakiki Gala'da reality şovlardan, üçüncü sayfa haberlerinden esinlenerek oluşturduğu Müesser Hanım ve Lütfi Bey'in hikâyesini anlatıyor. Tabii kendi üsluplarınca, yani geleneksel tiyatroyla bağlar kurup çözerek...
Haber: MELTEM KERRAR / Arşivi

İSTANBUL - Tiyatrotem’in ‘Hakiki Gala’sında doğruyla yalan, hayalle gerçek, hakikatle sahici olmayan arasında çok tanıdık ve bir o kadar ürpertici hikayeler dinliyorsunuz. Kaderin cilvesiyle yolları kesişen Müeeser Hanım ve Lütfi Bey, bizlere şehvetle anlatacakları üzere, binbir sille yemişlerdir hayattan. Ensest, intihar, dayak, kan... ve daha ne çok ‘gerçek’! En dibe vurdukları anda unutulmuş yazar Edibe Ayşen Kutlugil’in onlara kucak açar. Hatta oturur onların hikayesini yazar. İzlediğimiz oyun da bu ‘eserden hareketle’ sahneleniyor zaten. Fakat romanlara kahraman olmak yetmez. Daha gerçek, daha gerçek olmalıdır onlar. Çıkıp anlatmalı, anlattıklarınca da gerçek olmalıdırlar. Televizyonun ışığı,  itirafın en serti, gazetenin üçüncü  sayfası kadar
Çetin Sarıkartal’ın yönettiği oyunda Ayşe Selen ve Şehsuvar Aktaş oynuyor. Metni oyuncularla birlikte kaleme alanAyşe Bayramoğlu. ‘Lahana Sarma’, ‘Kral Übü’, ‘Tartüf Bey’, ‘3. Riçırd Faciası’ gibi oyunlarıyla neredeyse 10 yıla yaklaşan tiyatrotem, karagöz, kukla, meddah, ortaoyunu gibi geleneksel biçim ve araçlarla takipçileri olan özgün bir dil yarattı. İzleyicileri müptela eden de, mutfakta çalışan grup üyelerinin kafa yorduğu ‘oyunsu olandan alınan haz’ tutkusu. Tiyatronun tiyatrosunu yapmaya kararlı ekiple ‘Hakiki Gala’ ve tiyatrotem’i konuştuk. 

Çetin Sarıkartal’ın bir makalesinde işaret ettiği ‘özgünlüğün gösteri yoluyla hakikileşmesi, benliğin ancak başkasının onayıyla gerçeklik kazanması’,  bu oyunun ortaya çıkışında da önemli. Nasıl bir çıkış noktası oldu sizin için bu saptama?
Ayşe Selen:  Makaledeki, sıradan insanların kendilerini nasıl toplumun zalim seyrine sunarak karizma oluşturmaya çalıştıklarına ilişkin paragraf bizim için çıkış noktası oldu. Reality show’larda insanların kendilerini ortaya atıp, değme oyuncunun yapamayacağı bir şekilde kameraları unutma durumları ilgimizi çeken noktaydı.  Bununla birlikte yapmak istediğimiz bir ‘anlatı’ üzerine çalışmaktı.
Şeysuvar Aktaş: Ama  bu ‘3. sayfa haberleri üzerine’ bir oyun değil. İnsanların birden içinde bulundukları duruma nasıl geldikleri üzerine düşündük. Bunu, Çetin Sarıkartal’la daha önce yaptığımız çalışmalarda da olduğu gibi, “oyunculukta/ tiyatroda, özgünlük, sahicilik nedir?” sorusu ile ilişkilendirmeye çalıştık. Oyunsu olan ve oyunsu olandan alınan haz üzerinden tiyatro yapma durumları üzerinde düşündük, bir yandan da bunun tehlikelerinin neler olabileceği üzerine kafa yorduk. Tiyatrodaki gerçeklikle, ‘gerçek’ arasındaki ayrım burada önemli bir nokta. Çünkü bu genellikle çok birbirine karıştırılıyor, hatta öyle isteniyor. ‘Hayat kadar gerçek’ anlayışı bunun göstergesi. Oysa ki kimi zaman hayattan çok daha gerçek. Çok daha farklı bir gerçeklik kurulabilecek bir alan tiyatro/oyun.  

Deyim yerindeyse sahnede yazılmış “Hakiki Gala”. Alışık olunduğu üzere metin sahneyi belirlemiyor, sahne bizzat metni oluşturuyor. Nasıl bir süreçti sahnede yazmak? 
Ayşe Bayramoğlu: Elimizde iki anlatıcı olduğu belliydi. Bu ikisinin kendi hayat hikayelerini anlatmaları düşünülüyordu. Bunlara bir hayat bulmamız gerekiyordu. 3. sayfa haberlerini tarayıp, farklı haberleri ortak bir hayatın akışıymış gibi kurguladık ve Müesser Hanım ile Lütfü Bey’e hayatlarının belli bir kesimine kadar olan hikayeler oluşturduk. Hatta Ayşe ve  Şehsuvar kendi oluşturdu bunları. 

Sonuçta yüzlerce insanın hikayesinin birleştiği bir anonim çıktı bir anlamda..
AB: Evet. İtiraf siteleri, 3. sayfa haberleri, bazı sözlüklerdeki yazılar... Hepsi birarada kullanıldı. 

Tiyatrotem’i diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri de karagöz, kukla, meddah, ortaoyunu gibi geleneksel araç ve biçimleri de kullanarak özgün bir anlatım dili yaratması. Çoğunlukça yabana atılan geleneği, ‘eski ramazanlar’ klişesine düşmeyip ‘yeni’ olarak sunarken izlediğiniz yol nedir?
ŞA: Gelenekten hareketle bugün ne yapılabilir?  Bu biraz araştırma isteğine bağlı. Karagöz oynatıcı/hayali ile oyuncu arasında çok büyük bir fark olmadığını gördük bu araştırmalarda. İkisinin de aynı toprağa bastığını, aynı yerden çalıştıklarını keşfettik. Bugün karagözü bilip de seyretmememizin, sadece çocuklara yönelik bir eğlenceymiş gibi görmemizin nedeni de oynatıcıların oyuncu olmamaları ya da oyuncu nefesinden oynatmamaları.
ÇS: Bugünün toplumunda tiyatro ne kadar etkinse o günün toplumunda da karagözün ciddi bir yeri vardı. Karagöz oynatan kişilerle izleyen kişiler aynı toplumsal zemine basıyordu çünkü. Örneğin bir Bektaşi kültüründen bugün bizim haberdar olduğumuzdan çok daha haberdardılar.  O deyimleri gazelleri, gösterim dilini ve usulü iyi biliniyorlardı. Biz artık o toplum olmadığımız için ona öykündükçe karagöze de zarar veriyoruz. 

Siz nasıl çıkıyorsunuz işin içinden peki?
ŞA: Öncelikle o oyun  düzenini korumaya çalışarak ama bugüne ait, güncel işler yapmaya çalıştık. Bunun birlikte çalışıp çalışmadığını görmek istedik daha doğrusu. Açılış bölümü, fasıl dediğimiz bir ana bölüm, ara muhabereler  Bu oyunda da daha önceki işlerde de görebilirsiniz bu oyun düzenini.
ÇS: Bu biçim, hem karagözde hem ortaoyununda var. Tuluat tiyatrosunda bile Batı tiyatrosundan alınma parçalar sahnelenirken aynı gösterim dili kullanılmış. Seyirci o akıştan izlemeye alışkın çünkü. Gördük ki, bugünün seyircisi dramatik tiyatroya olduğu kadar, buna da alışkın. İlginç bir şekilde bir girizgah izlemek herkesin hoşuna gidiyor. 

Oyun, 26 Mart 20.30, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü’nde; 1 ve 15 Nisan’da Kumbaracı50’de;  5 Nisan’da Oyun Atölyesi’nde izlenebilir.