Hayattan şiir değil, şair eksildi

Hayattan şiir değil, şair eksildi
Hayattan şiir değil, şair eksildi
Mizahımızın ve dergiciliğimizin efsane ismi Metin Üstündağ yeni bir dergi ile sahalarda: yumuşah g. Kendisiyle hayat sanat ve dergicilik üstüne konuştuk. "Sürekli beni çoğaltıyorlar, çalıp çırpıyorlar, çamurlu yollara sapıyorlar..." diye anlattı
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Met-Üst, benim dergicilikte yeni bir damar diye tanımlayıp ‘güzel yazı dergileri’ adını verdiğim türün kurucusu ve öncüsü. Tanınmış popüler isimlerin ve güzel, duygusal, okuyanla yazanı eşitleyen bir dille kaleme alınmış yazıların ağırlığını koyduğu, kendi aidiyet kümesini kuran bu dergiler son yıllarda çok tutuyor. Ama Metin Üstündağ, OT ile bu işin zirvesindeyken yine ani bir hamle yapıyor ve başka bir dergiyle, kulvarı daha da genişletiyor. Bu genişlemenin içinde çizgi var. Mizah dergileriyle birlikte geçmişte kalmaya başlayan ‘çizgi’ yeni dergide daha bir görünür olmuş. Bu yeni derginin adı ‘yumuşah g’. Karikatür ve çizgi romanda o güzel yazılarla birlikte belli bir denge içinde yer alıyor. İnternet paylaşımına daha az ihtiyaç duyan, ustalığı ve zenaati daha çok öne çıkartan bir yanı var derginin. Metin Üstündağ ilk sayıda Piyale Madra, Gülay Batur, Tuncer Erdem’den çizgiler almış. Naim Dilmener’e hikaye buldurmuş, Bülent Ortaçgil’e çocukluğunu yazdırmış, Sezen Aksu’ya anket doldurtmuş, Armağan Çağlayan’a röportaj yaptırtmış… Sonuçta ortaya duygusallığı, eğlencesi, ironisi ve eleştirisi kıvamında yepyeni bir dergi çıkmış.

Daha evvel Öküz, Hayvan, OT gibi dergileri çıkartan Metin Üstündağ’a (MET ÜST) yeni dergisi ‘yumuşah g’yi sorduk. Hayat , sanat ve dergicilik üzerine bu uzun söyleşide Radikal’e anlattıkları özetle şöyle:

SÜREKLİ SIFIRDAN BAŞLAMAYA DOYAMIYORUM

*Bugün hayat gibi kültür sanat ortamı da çok zor durumda. Yaprak kımıldamıyor. Darbe dönemlerinde bile kütür sanat dünyası hep, hayata lojistik destek vermiştir. Bugünlerde insanlar moralsiz, hevessiz, karamsar, ve her şey belirsiz bir tarihe erteleniyor. Bence hayatı savunmak için inadına dergi çıkartmak, inadına kültür sanat ürünleri üretmek gerek. Ve yine bence: esas muhaliflik, her zaman iyi yaptığımız işi, eskisinden de daha mükemmel bir şekilde yapmaktır.

*yumuşah g dergisi, bir repertuar dergisi olma iddiası taşıyor. Üstelik kendi repertuarını da kendisi oluşturmaya çabalıyor. Bağımsız, yazan çizen ve okuyan arkadaşlarından başka, arkasında hiç kimse yok. Çeşitli üretim alanlarını ve üretenlerini kaynaştırmaya çabalıyor. Çünkü hayat bir bütün. Reklamsız, ilansız, sessiz sedasız çıktı. Altı ay dayanabilirse, taze bir nefes alma alanına vesile olabilir.

*Bir dergi düşünün, şubat ayında: ‘maksat yeşillik olsun’ mottosuyla çıkıyor ve aynı yılın haziran ayında memleket: ‘bir avuç yeşillik’ nedeniyle ayağa kalkıyor. Ve o dergi, o hareketin simge dergisi haline geliyor. İşi bilenler buna ‘öngörü’ diyor, yaftacılar ise ‘çapulcu’. Ama bu yaftacılar da sonra, aynı tarzda dergi çıkartmaya çalışmaktan gocunmuyorlar. Bu ne yaman çelişki annem, bilemiyorum.

*İyi bir dergi ölçütüm kısaca şöyle. Bir: iyi bir dergi, arkadaşlarla çıkarılır. İki: iyi bir dergi, sevgiliye çıkarılır. Üç: iyi bir derginin hakikatli bir derdi, ciddi bir meselesi, sağlam bir iddiası ve sıkı bir felsefesi olur. Dört: iyi bir dergi tuvalette değil, yatak odasında okunur. Aynı zamanda iyi bir dergi, takım oyunu ve kolektif bir ruh gerektirir. Gol attıktan sonra takım arkadaşlarına koşmayan ve sürekli şahsi oynayan kişi, o dergiyi batırır. Ayrıca ben: yıkıp, yeniden yapmaya ve sürekli sıfırdan başlamaya, doyamıyorum: diğer bir ismim de belki: ‘promethüst’ olabilir.

*Çıkardığım dergileri diyelim: Beşiktaş - Harbiye dolmuşları veya Taksim - Bostancı hattı minibüsleri gibi tasarlıyorum ve fakat bir süre sonra bu dergiler, Pakistan otobüslerine dönüşüyor. Çünkü herkes kendisini o dolmuşta veya o minibüste görmek istiyor. İyi de canım ciğerim: siz, o güzergahta oturmuyorsunuz ki. Ayrıca ayakta yolcu almak da yasak. Nasıl olacak bu işler, bilemiyorum. Üzgünüm. Ya da ben müsait bir yerde ineyim, yaya gideyim, siz devam edin.

*Eskiden yazan çizen çok ama sevecek insan azdı. ÖKÜZ, hayvan ve OT dergileriyle biz, bu yaklaşık üç binlik kemik okur kitlesini elli binlere kadar çıkardık. Ama bu sefer de bu tür dergilerin aynıları çıkmaya başladı. Bir enflasyona sebep oldu. Her kesimden insan, benim 1995 yılından beri dişimle tırnağımla, didinerek oluşturmaya çalıştığım dergi tarzını çalıp çırpmaya ve bize de -trajikomik bir şekilde- ahlakçılıkla yaklaşmaya çalıştılar. Tamam, hobi olarak formatı ç’al ama içeriğini değiştir, be güsel annem. Yok, olmuyor.

*Şu sıra kendi kendilerimle güreş halindeyim. Sürekli beni çoğaltıyorlar. Benim daha evvelden ilgilendiğim insanlar, kapak oluyor. Benim bu dergilere kazandırdığım yazar çizerler paylaşılamıyor. Çalıp çırpmalarını makul göstermek için de itibarsızlaştırma, ‘sessizlik suikasti’ gibi çamurlu yollara sapıyorlar. Ayrıca mafyalaşma ile dayanışmayı da birbirine karıştırıyorlar. Çok Freudyen Düzağaç bir durum değil mi bu, sevgili Lacan’cığım.

*‘Şairler ekmek yiyiyor ama fırıncılar şiir okumuyor’ gibi okkalı görünen ama bence içi çok fos bir laf var. İyi güzel de kardeşim, fırıncılar millet ekmek yemeyince, panel yapmıyorlar ki. Millete nasıl ekmek yediririz, ona uğraşıyorlar. Ayrıca hayattan şiir değil, şair eksildi. Şiir, bambaşka alanlarda aslanlar gibi hüküm sürüyor. Hem artık herkes ekmeğine bakıyor. Unutmamalı: o eski ve sıkı şairler, aç kalma pahasına, ekmekten daha doyurucu ve lezzetli şiirler yazdılar. Bugün hala onların sayesinde, ‘tüm mümkünlerin kıyısında’ kerkinip duruyoruz.

*Sonuçta dergi çıkartmak bir çeşit, düşman kazanma sanatıdır. Mesela ben, altı yıl dergi çıkartmasam, kimse dergi çıkartmıyor. Ama ben ne zaman, üçüncü hamur kağıt sahalara geri dönsem, herkes dergi çıkartmaya başlıyor. Hem de tıpkısının aynısını. Bu çok tuhaf değil mi? Ve fakat şu sıralar benim düşmandan çok, Salieri ve Brütüs kılıklı arkadaşlarım var. Canları sağolsun. Ömürleri uzun olsun. Hakkımda ne düşünüyorlarsa, Allah onlara daha fazlasını versin. Amin.

Cem Erciyes yazdı. "Dergicilikte yeni damar "