'Hayretler içinde kaldım'

'Hayretler içinde kaldım'
'Hayretler içinde kaldım'
CHP'nin düzenlediği TUSAK toplantısında 'Devletin Kültür Politikası Ne Olmamalı?' başlıklı bir konuşma yapan MSGSÜ Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burcu Pelvanoğlu, izlenimlerini yazdı. "Eski Kültür Bakanlarından Sayın Fikri Sağlar'ın kendi konuşmasına başlarken, bu konuşmamı, bir nevi uzmanlığını ortaya koyarak düzeltmesi hayretler içerisinde kalmama neden oldu."
Haber: BURCU PELVANOĞLU / Arşivi

27 Nisan 2014 tarihinde, bir pazar günü CHP Kültür Platformu’nun organize ettiği, TUSAK ( Türkiye Sanat Kurumu) tasarısını konu edinen panellerden birine katıldım. Doğrusu, programı elime aldığım ilk an umutlanmış ve “CHP galiba Deniz Baykal zamanında entellektüel kesimle neredeyse tümüyle kopardığı ilişkisini yeniden kurmayı hedefliyor” diye düşünmüştüm. Gezi sonrasında CHP’nin genç kuşakla iletişimini güçlendirmek istediğini ve hatta bunda “Occupy CHP” hareketinin de katkısının olabileceğini hayal etmiştim. Maalesef yanılmışım. Zira genç kuşağın bu toplantıya katılımı %1 dolaylarında ancak vardı. Mekân seçiminin de yanlış olduğunu hemen belirtmeliyim. Toplantı bir kamusal mekân yerine Gayrettepe Plaza Otel’de yapıldı. Beşiktaş Belediyesi, CHP’ye ait olduğuna göre pekala belediyenin bir mekânı ya da bir üniversite oditoryumu kullanılabilirdi.

Konuşmacı olarak bulunduğum panelin başlığı, “sanat alanında kamu katkısı nasıl olmalı idi?” Üst başlığımız TUSAK olduguna göre, burada kamudan “devlet”i anlamalıydık. Panel moderatörü, toplantıda büyük katkıları bulunan ve toplantının verimli geçebilmesi için çaba sarfeden Vecdi Sayar’dı. Panelde Serhan Bali, Tuğçe Tuna, ben ve Orhan Alkaya bulunuyorduk. Tüm güne yayılan toplantının genelinde görsel sanatlar alanını temsilen sadece ben yer alıyordum. Daha doğrusu moderatörümüz Vecdi Sayar’ın davetiyle oradaydım yoksa panelin kapsamlı bir biçimde organize edildiğini ve etkin bir biçimde duyurulduğunu söylemek imkânsız.

Toplantı izlenimlerim gösterdi ki, CHP toplantıyı akademisyenleri, sanatçıları dinlemek, onlarla görüş alışverişinde bulunmak için değil, kendi sabit fikirlerini anlatmak ve kabul ettirmek üzere düzenlemiş durumda. Farklı bir fikre tahammül edememek, davet ettiği akademisyenlerin konuşmalarını düzeltme cesaretinde bulunmak gibi benim de tecrübe ettiğim somut olaylar, bu savımı daha da güçlendirdi. Somutlaştırmak gerekirse, “Devletin Kültür Politikası Ne Olmamalı?” başlıklı konuşmamda devletin kültür sanat alanını ya tümüyle şekillendirme güdüsüyle hareket ettiğini ya da kültür-sanat alanından tamamen elini çektiğini belirtmiş ve bu savımı Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nden 1980’lere uzanan süreçten örnekler vererek desteklemiştim. Eski Kültür Bakanlarından Sayın Fikri Sağlar’ın kendi konuşmasına başlarken, bu konuşmamı, bir nevi uzmanlığını ortaya koyarak düzeltmesi hayretler içerisinde kalmama neden oldu. Sayın Sağlar, “Genç arkadaşlar”dan sonra gerçeği anlatması gerektiğini söylüyordu. Sağolsun, “Zeki Faik İzer’in iki resmi bende. İzer sadece resmi sanat yapmıyor nü de yapıyor” diyerek beni de aydınlatmıştı. Anladım ki CHP’nin kültür politikalarını sorgusuz sualsiz destekleyip salt CHP dışındaki partilerin politikalarını eleştirmem gerekirmiş. Aynı oturumda yer alan Doç. Tuğçe Tuna da, kendi tecrübelerinden yola çıkarak benzeri bir eleştiri getirdi ve “neden hayatı boyunca kuğu taklidi yapmak istemediğini” açıkladı. Her ikimiz de bir nevi günah keçisi olduk. Halbuki Sağlar’ın tabiriyle “genç arkadaşlar” olarak değil, bu topraklarda sanatın belleğini oluşturan bir kurumun, eski adıyla Akademi’nin, yeni adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin öğretim üyeleri, konunun uzmanları olarak yer almıştık.

Kendi içine kapalı, kendi fikri dışındaki görüşlere kapalı bir toplantı ortamının başarıya ulaşması elbette imkansız. Böylesi bir durumda yapılan şey, “yasak savmak”tan, “popülizm”den öteye gidemiyor. Gidemez de… Panel sonrası kahve molasına geçerken Fikri Sağlar’ın, ısrarla 1980’lerde Türkiye’de sanatın olmadığını iddia etmesi, bunu kanıtlamak için sanatçıların o dönemde üretemediklerini, onları üretime teşvik edebilmek için “23 Nisan” konulu bir resim yarışması düzenlediğini söylemesi cesaretlerine hayran kalmamı sağladı. Üstüne üstlük bir de sanatın oy getirmediğini itiraf edince, toplantının samimiyet derecesini tam olarak anlamıştım. Berbat olan Pazar günüme yanmaktan başka çarem kalmamıştı; CHP Genel Merkezi’ne neden oyumu kaybettiklerini açıklayan bir mektup göndermekten de…
Burcu Pelvanoğlu: Doç. Dr., MSGSÜ Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi