Hazırlayan Hülya Tunçağ

Caz müziğiyle yakın ilişkisi olan her müziksever Hülya Tunçağ adını bilir. 1970'li yıllardan günümüze, sayısız cazsevere Türkiye'de bu müziği tanıtan ve dinleten radyoların en kıdemli müzik prodüktörüdür.
Haber: ORHAN KAHYAOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - Caz müziğiyle yakın ilişkisi olan her müziksever Hülya Tunçağ adını bilir. 1970'li yıllardan günümüze, sayısız cazsevere Türkiye'de bu müziği tanıtan ve dinleten radyoların en kıdemli müzik prodüktörüdür. Bu önemli ismin 'Günümüzde Caz' adlı TRT Radyo 3'deki programı 1972 yılından günümüze devam eder. Bu program, herhalde Guiness Rekorlar Kitabı'na bu özelliğinden dolayı girebilir. Müzik programları kadar yazıları ve röportajlarıyla da tanıdığımız Tunçağ, Arto Tunçboyacıyan-Aydın Esen'in ortak bir albümüne prodüksiyon yapmıştır.
Her cazseverin bir gönül borcu olduğunu söyleyebileceğimiz bu prodüktörün bir başka önemli yanı, 1970'li yılların ikinci yarısında 9 Eylül Üniversitesi Müzikoloji Bölümü'nde önlisans eğitimi yapıp 1980 askeri darbesiyle ara vermesi, ama birkaç yıl sonra yine aynı üniversitede sinema eğitimi görmesi ve sinema-müzik ilişkisini araştıran bir tez yazmasıdır.
Tunçağ şu sıralar İstanbul Akademisi'nde (İSTA) 'Radyo Programcılığı' dersi veriyor. Tunçağ, ilk caz programını 1969 yılında hazırlamaya başlamıştı. Bu tarih bir milat olarak düşünülerek, Tunçağ'ın 35'inci caz yılı bu gece Babylon'da kutlanacak. 'Hülya Tunçağ-Radyoda 35 Yıllık Caz Yolculuğu' adı verilen bu geceye birçok Türkiyeli caz müzisyeninin yanında, önemli bir müzik-sanat insanı olan oğlu Tan Tunçağ da konuk oluyor.
Programcılık ve prodüktörlüğe başlamanızı anlatabilir misiniz? Neler vesile oldu?
O yıllar caz müziğiyle ilgili bir program yapmamın nedeni, radyoya girerken gördüğüm iki aylık bir kursta Cüneyt Sermet ile tanışmam oldu. O benim hocam ve bana yol gösteren kişidir. Kurslar bitti ve Ümit Tunçağ, Sebla Özveren, Ali Kocatepe gibi isimlerle birlikte sınavı kazandık. Sermet hoca, "İçinizden yalnızca Hülya, caz programı yapabilir" dedi ve öyle başladım. Cüneyt Sermet'in Ankara Radyosu'nda yayımlanmış caz müziği programları vardı. Bunlar, caz tarihini anlatan, açıklamalı, akademik programlardı. Onları bana Ankara'dan yolladılar. Onları dinleyerek bir caz programı yorumu nasıl yapılabilir onu öğrendim.
Programdan önce de cazla bir tanışıklığınız var mıydı?
Cazla tanışmam çocukluğuma dayanıyor. Ailem ve yakınlarım müzikle yoğun ilgilenirlerdi. Babam Türk sanat müziğini çok iyi bilirdi ve icra ederdi. Ağabeylerim çoğu kez klasik müzik ve onun yanında pop ve caz dinlerlerdi. 'Amerika'nın Sesi' radyosundan müzik dinlerdik. Miles Davis, Gerry Mulligan gibi isimleri 6-7 yaşlarımda radyolardan duydum. Cazla tanışmam böyle başladı. Birçok müziği dinleyerek büyüdüm. Ama, kulağım sonunda caz müziğini seçti.
'Günümüzde Caz' aslında en uzun soluklu ve tanınan programınız. Ama otuz beş yıl içinde çok sayıda programlar yaptınız. Bugünse TRT Radyo 3'te üç programınız birden var. Geçmişten bugüne programlarınızı biraz anımsatır mısınız?
Benim ilk programım 1969'da 30 dakikalık 'Caz Müziği'ydi. Ardından 1970 yılında 'Doğuşundan Günümüze Dek Caz' diye bir caz tarihi programına başladım. İşte Cüneyt Sermet bu programda bana esin kaynağı oldu. Bu program 60 dakikalıktı. Program 36 dizi oldu ve diziyi 'Free-Caz'la birlikte noktaladım. Ardından program 1972 yılından sonra 'Günümüzde Caz' olarak günümüze kadar devam etti. Bugün, 'Günümüzde Caz'ın yanında 'Yaşayan Caz' adlı bir programım daha var. Perşembe günleri devam ediyor. Bir de 'Gece ve Caz' adlı bir programım var yine TRT-3'te.
'Günümüzde Caz'da yeni, modern albümleri tanıtıyorum. 'Yaşayan Caz' günümüzdeki akımları, yan akımları ele alan, her şeye açık bir program. Tabii ki bu akımların en iyilerini seçmeye çalışıyorum. Ticari olanlarını değil. 'Gece ve Caz'sa çok kişinin fazlasıyla sevdiği bir program oldu. Çünkü orada geceye uygun caz baladları ve blues'ları yer alıyor. Onun özelliği de ağır akışlı bir program olması.
Bir albüm prodüksiyonunuzun yanında, Türk caz tarihi'ni kapsayan bir CD setini Ada Müzik için hazırladığınızı hatırlıyorum. Bu belgesel nitelikli çalışma hâlâ çıkmadı, ne durumda?
Ben bir kere bir müzisyen kardeşiyim. Hatta bir değil birkaç müzisyen kardeşim vardı. Biri öldü. Türkiye'de müzisyenlerin durumunu önce ailemden biliyorum. Hiçbir zaman sendikaları olmadı bir araya gelemediler. Her türlü olay en başta müzisyenleri etkiler bu ülkede. Birçok yorumcu, müzisyen adını hiç duyuramamıştır. Duyursalar bile durdukları noktayı biliyorum. Ben de bu CD'ler setini bu noktada bir vefa borcu olarak gördüm. Düşündüğüm bir şey vardı: Türk caz tarihinin belgelenmesi. Ve aslında Ada Müzik'le aynı anda düşünmüşüz bunu.
Eksik olmasınlar beni buldular. Fakat üzüldüğüm bir yan var. İkinci yıldan üçüncüsüne girdik, bu proje hâlâ piyasaya çıkmıyor. Oysa her şey hazır. Sanırım alınması gereken bazı izinler var. O izinlerden ötürü bekliyor. 1980'e kadarki dönem dört CD olarak çıkacak. Devamı gelecekti, gelmesi gerekiyor.
Sizden bu tutkulu mesleğiniz, serüveninize dair söyleyeceğiniz son birkaç cümleyle noktalayalım röportajı.
Kendimi her zaman çok şanslı görmüşümdür. Çünkü biraz da rastlantıyla bu mesleği seçtim. Çok sevdiğim iki işi bir arada yapıyorum. Biri program yapımcılığı, diğeri prodüktörlük. Özellikle de caz alanında. Her program bir dünyadır aslında. Bizim mesleğimiz herhalde doktorluk gibi. Öğrenmenin sonu yok. Her zaman bir şey öğreniyorsunuz. Hiçbir zaman memur gibi düşünmedim kendimi. Tek demek istediğim şu: Bu işleri yapanlar daima araştırsınlar, daima geniş perspektiflerden dünyaya baksınlar.