Hazmı zor bir film

Üç yıl önce 'Gemide' adlı ilk filmiyle tanıdığımız Serdar Akar, kadınsız erkeklerin bol küfürlü, dumanlı dünyalarına mesafeli yaklaşımının yanı sıra, öykünün büyük bir bölümünün geçtiği dar mekânı değerlendirmedeki başarısıyla dikkatleri çekmişti.
Haber: FERHAN BARAN / Arşivi

İSTANBUL - Üç yıl önce 'Gemide' adlı ilk filmiyle tanıdığımız Serdar Akar, kadınsız erkeklerin bol küfürlü, dumanlı dünyalarına mesafeli yaklaşımının yanı sıra, öykünün büyük bir bölümünün geçtiği dar mekânı değerlendirmedeki başarısıyla dikkatleri çekmişti. Ardından geçtiğimiz yıl gösterilen ve tesadüf eseri, bir sigorta şirketinin sponsorluğunda halen yeni bir gösterim şansını kullanan 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar' geldi. Akar kamerasını bu kez amatör bir futbol kulübünün mücadelesi verdiği küçük bir yerleşim bölgesine döndürmekle kalmıyor, önceki filminin aksine Ertem Eğilmezvari bir sıcak mahalle öyküsüne sıvanıyordu.
Bir doğu hikâyesi
İyi anlatılmış bu dingin ve naif dönem filmi, Özal öncesinin kaybolmuş masumiyetini özlemle ananlara ilaç gibi gelmiş, geçtiğimiz yılın bütün önemli ödüllerini
toplamıştı.
Serdar Akar sürprizleri seviyor. Bu kez, televizyon için çektiği Refik Halit Karay uyarlaması 'Yer Altında Dünya Var'ın mekân araştırması sırasında gizemli mimarisinden çok etkilendiği Mardin'de, masallardan, söylencelerden yola çıkarak bir doğu hikâyesi anlatmaya soyunmuş. 'Maruf', Midyat ilçesine bağlı Gülgöze Köyü'nde çekilmiş. Akar'ın 'Gemide'nin mesafeli üslubuna dönüş yaptığı son filminin hikâyesi kısaca şöyle: Babası ve felçli annesiyle yaşayan Maruf'un tek arzusu sevdiği kızla evlenmektir, ancak askerliğini yapmadan kızı vermezler ona. Yatalak annesine baktığı için babası onun köyden uzaklaşmasını istemez. Tam askere alınacakken amcasının öldürülmesiyle her şey değişir. Maruf ailenin namusunu korumak adına töre gereği dul kalan yengesiyle evlenmek zorunda kalır ve trajedi şekillenmeye başlar.
'Maruf' sanıldığı gibi bir Hamlet uyarlaması değil, ama Shakespeare'in insan ruhunu didikleyen evrensel metninden esinlenmeler söz konusu. Kahramanımız babasının değil amcasının hayaletiyle konuşuyor, yüzüstü bıraktığı sevdiği kızın kaderi Ofelya'nınkiyle benzeşiyor vs.
Yönetmen, insanoğlunun doğasındaki vahşeti dizginleyebilmek için ortaya çıkmış kutsal kitapların topraklarında kötülüğün izlerini tarıyor. Töreleri, gelenekleri sorguluyor. Kurallar, âdetler, kanunlar ya da her neyse, kimlerin elinde hangi amaçlara hizmet ediyor, hayatımızı nasıl biçimlendiriyor gibi sorulara cevap arıyor. Babanın temsil ettiği otoriteye harfiyen boyun eğen Maruf trajik sondan kaçamıyor, ezeli ve ebedi kötülük baskın çıkıyor...
Görselliği sağlam
Başlıca karakterlerle tanıştığımız başlangıçtaki düğün gecesiyle çarpıcı bir açılış yapan Maruf, Akar'ın mekân kullanımındaki bilinen becerisinin yanı sıra, değişmez görüntü yönetmeni Mehmet Aksın'ın çabasıyla da görsel açıdan dikkat çekiyor. Ancak öykünün dokusuna fazlaca doldurulmuş söylenceler, masallar, kutsal kitaplardan alıntılarla tempo düşüyor.
İkinci yarıda giderek yoğunlaşan monologlar, oyuncu yönetimindeki yetersizlikler, iyi kotarılmamış hayalet efektleri gibi unsurlar da filmin lehine işlememiş, teatral, donuk bir yapıya dönüşmesine neden olmuş.
Yönetmenin salt kötülüğü irdelemek arzusunda olduğunu belirttiği, uluslararası bir paranoyanın yaşandığı, karamsarlığın kol gezdiği şu günlerle şaşırtıcı bir paralellik taşıyan bu üçüncü sinema filmi son tahlilde, derinleşen toplumsal krizin bunalttığı ruhlarımız için hazmı pek kolay olmayan, depresif ancak kayıtsız kalınamayacak bir çalışma.