'Hedef, kitleleri çekmek'

11 Aralık'ta açılacak olan İstanbul Modern'in Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı: Tanıtım-pazarlama müze için kaçınılmaz. Müzeler, halkın buluştuğu kültür merkezleri olmalı.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

İSTANBUL - İstanbul Modern harıl harıl 11 Aralık'taki açılışa hazırlanıyor. Tophane'nin karşısında, Nusretiye Camii'nin yanında bir buldozer müzenin yolunu açıyor. Binaya girdiğinizde teknik ve idari kadroyu koşuştururken görüyorsunuz. Beyaz duvarların dibine yaslanmış ambalajlı tuvaller asılmayı bekliyor. İstanbul Modern'in yönetim kurulu başkanı Oya Eczacıbaşı ise arka arkaya gelen gazetecilere müzeyi anlatıyor.
Oya Eczacıbaşı, yıllardır bugüne hazırlanmış denilebilir. Nejat Eczacıbaşı'nın Modern Sanat Müzesi projesine yoğunlaştığı dönemde Londra'ya gidip müze işletmeciliği üzerine mastır yapmış. Bir süredir Boğaziçi Üniversitesi'nde müzecilik dersleri veriyor. İstanbul Modern'in nasıl bir müze olacağı net. İlgi çekecek sergiler, çeşitli yan etkinliklerle izleyici sayısını artırmayı hedefleyen, sponsor arayışına hiç ara vermeyip büyüyen bir müze olacak. Şimdilik kendi koleksiyonunu nasıl oluşturacağı, hangi kriterlerle ne tür yapıtlar alacağı pek belli değil. Biricik müzemizin bu en ateşli meselesini zamana yayıp aceleci davranmadıkları için de kimse onları suçlayamaz...
İstanbul Modern, nasıl bir müze olacağına dair tercihini yapmış gözüküyor.
Müzeler, bilhassa modern sanat müzeleri -ki dünyada en çok bunlar geziliyor artık birer kültür merkezi haline geldiler. Halkın buluştuğu, iletişimin sağlandığı sanat yapıtı ve izleyicinin buluştuğu alanlar bunlar. Müzeler, yüksek kültür kurumları, elit merkezler olmaktan çıktı. İstanbul Modern'deki amacımız da bu yönde; kitlelerin gelmesini istiyoruz. O nedenle 'kabuğunu kıran müzecilik' sözünü kullanıyoruz. Artık müzelerin halkın mekânları olduğunu vurgulamamız gerektiğine inanıyoruz.
Yaşayan bir merkez olmasını nasıl sağlayacaksınız?
Burası şehrin tam ortasında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin hemen yanında. Sinema, halka açık sanat kütüphanesi, eğitim bölümü, kafesi gibi unsurlarla yaşayan bir merkez olacak.
Saydığınız unsurları müzenin içine koymak yeterli olacak mı? Etkinliklerin kendi izleyicilerini bulması için neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Tabii en önemli nokta bu. Aslında koleksiyonlarımız çok zengin, zaten kültürel mirası çok zengin bir ülkeyiz ve belki de o nedenle bu işlerin üzerine o kadar düşmüyoruz. Tanıtım, pazarlama ikinci plana düşüyor; ama yurtiçinde ve dışında tanıtılmaları gerekiyor. Artık müzelerde pazarlama bölümleri olması lazım. Müzeyi açtıktan sonra 'niye izleyici gelmiyor?', 'niye toplumdaki hedef kitlemizde kimilerine ulaşamıyoruz?' sorularının yanıtlarını araştıracağız. İnsanlara ulaşmak bizim sorunumuz. İnsanlardan uzak mı duruyoruz, toplumda hâlâ o parmak ucunda sessizce gezilen yer anlayışı mı hâkim. Bunları tespit edip, varsa önyargıları kırmamız gerekiyor.
Tanıtım ve pazarlamadan söz ettiniz. Bu kavramlar 'ticarileşme'yle birlikte dünya müzeciliğinin son yıllarda çokça tartıştığı başlıkları oluşturuyor.
Daha 1980'lerde, ben İngiltere'de Müze işletmeciliği tahsilimi yaparken bu tartışmalar başlamış ve iki farklı görüş ortaya çıkmıştı. O yıllarda Londra Müzesi çalışanları 'müze bir Disneyland'e dönüştü, artık sanat tarihçileri değil işletmeciler yönetiyor burayı' diye tepki göstermişlerdi. Kabuğunu kıran müzecilik her toplumda yaşandı, burada da yaşanacak.
Bizim misyonumuzun sadece sanatı göstermek olduğuna, buraların birer koruma noktası olması gerektiğine inanmıyorum. Müzeler ne zaman başarılı olur?: İzleyici sayısı yükseltildiğinde. İzleyici sayısını nasıl yükseltiriz?: Geçici sergiler ve tanıtım çalışmalarıyla.
Bunları yapan dünya müzeleri, büyük izleyici kitleleri topluyor. Sergilerde nefes alacak yer kalmıyor. Bu izleyici kitlesi yurtdışında varken niye bizde olmasın? Eskiden mekânımız yok diyorduk, şimdi hiç olmazsa mekânımız var.
Müze denince koleksiyon akla geliyor. İstanbul Modern'in nasıl bir koleksiyonu olacak?
Son 11 yılı Nejat Eczacıbaşı koleksiyonunu zenginleştirmekle geçirdik. Bu İstanbul Modern'in çekirdek koleksiyonu oldu. Vakıf şimdilik sergilenmek üzere ödünç veriyor yapıtları. Aynı şekilde İş Bankası 2500 yapıtın kullanım hakkını veriyor; Resim-Heykel Müzesi'nden de 20 yapıt alıyoruz. Oya-Bülent Eczacıbaşı olarak kendi koleksiyonumuzdan kimi yapıtları müzeye bağışladık. Ardından Ethem Sancak bağışta bulundu ve böylece bir koleksiyon oluştu.
Nejat Eczacıbaşı Koleksiyonu, hâlâ müzeye resmen devredilmedi anladığım kadarıyla.
Edilecek, ama her şey çok çabuk oluştu. Bir vakfın koleksiyonunu devretmesi öyle kolay değil, birtakım prosedürler var ve onların tamamlanması gerekiyor. Zaten bu koleksiyonun kuruluş amacı modern sanat müzesinde değerlendirilmesi, yoksa topluluğun duvarlarında sergilenmesi değil.
Oluşturacağınız koleksiyon sanat dünyamız için hassas bir konu. Ne tür yapıtları koleksiyona katacaksınız?
Hangi bağış kabul edilecek, hangi yapıt alınacak konularında karar verecek, koleksiyon stratejisi oluşturacak bir danışma kurulumuz olacak. Bu kurul henüz oluşmadı; şimdilik çok erken. Biz müze olduğumuz için son derece etik davranmak durumunda olduğumuzu, hiçbir sanatçıyı ya da yapıtını ön planda tutmamamız gerektiğini biliyoruz. Dikkat etmemiz gerekiyor ve küratörlerimizin de en büyük sorumluluğu bu.
Uluslararası bağlantılarınızdan söz eder misiniz?
50 bin yapıtla dünyanın en büyük koleksiyoncularından biri olan Deutsche Bank'la anlaştık. İlk olarak Ocak 2005'te Rusya'da başlayacak bir sergi yıl sonunda buraya gelecek. İçinde çok ünlü sanatçıların resimleri var. Yılda bir kere böyle bir sergi yapacaklar. Nasıl Tate Modern'da Unilever serileri varsa, İstanbul Modern'de de Deutsche Bank serileri oluşacak. Henüz sonuçlanmamış iki işbirliği projesi daha var. Birincisi başküratörümüz Rosa Martinez'in görüştüğü La Caixa, diğeri de Paris'in ünlü kurumu Centre Pompidou.
Açılışı sponsorlarla gerçekleştirdiniz, peki bundan sonra ne olacak? İstanbul Modern'in gelir gibi bir kaygısı yok mu?
Dünyada hiçbir müze yok ki böyle bir kaygısı olmasın. Giriş ücretleri 5 milyon, öğrenci 2 milyon olacak; özellikle çok düşük tutmaya çalıştık. Hesabımıza göre, sergiler hariç, yılda ortalama 1.2 milyon dolarlık bir işletme giderimiz olacak. Bunu da kurucu sponsorlar (Avea ve Hedef Alliance) ile ana sponsor (Eczacıbaşı) aralarında bölüşüp karşılayacaklar.