Hepimiz hayatlarımızda performans sergiliyoruz

Hepimiz hayatlarımızda performans sergiliyoruz
Hepimiz hayatlarımızda performans sergiliyoruz

Nevin Aladağ, Kendisine bakan bir insan, başka kimseyle karşılaştırılamayacağını fark eder diyor.

Almanya'da yaşayıp üreten Nevin Aladağ, Arter ve Rampa'da aynı anda açtığı iki sergiyle Türkiye'de. Aladağ ile izleyicisini 'öznelerini kırmaya' davet eden eserlerini konuştuk
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

‘Konuşma ve özne perspektifleri kırıldı’. Alman Küratör Nina Möntmann’ın Nevin Aladağ’ın performansı ‘Nevin Aladağ. Nevin Aladağ’la Konuşuyor’ performansına dair bu tespiti sanatçının işlerini yorumlamak için bir anahtar gibi. Almanya ’da yaşayıp üreten Aladağ. Türkiye ’de aynı anda açtığı iki kişisel sergisinde izleyicileri ‘öznelerini kırmaya’ davet ediyor. Arter’de ‘Sahne’ bu daveti perde çağrışımlı upuzun yapay saç balyalarıyla yaparken, Rampa sanatçının son dönem işlerini ve ‘Leaning Wall’ adındaki yeni çalışmasını bir araya getiriyor. Sanatçıyla buluştuk, kendi ifadesiyle ‘farklı formlarda olsa da aynı lisanı kullanan’ işlerini konuştuk. 

Türkiye’de daha önce de çeşitli sergilerde işleriniz yer aldı ama ilk kez iki kişisel sergiyle hem de aynı anda Türkiyeli izleyicinin karşısındasınız. Bu sergilerin hazırlık sürecinden bahsedebilir miyiz?
İki sergi de aynı aya denk geldi. Biraz tesadüfi oldu bu. Ama iki kişisel sergi açma ve bunlarda farklı işlerimi gösterme fikri hoşuma gitti. Arter’deki sergi için ‘Sahne’ adında tek bir iş yapmaya karar verdim. İzleyici performans sergilemeye davet ediliyor. Yani Arter’e ilk girdiğiniz andan itibaren sahnede gibisiniz. Toplumda oynanan rollere ve istediğimiz karakter olabilmemizle alakalı, cinsiyet kimliklerine ve perdenin arkasında ya da önünde olmaya dair bir iş. Rampa’da da son iki üç yıldan bazı işleri göstermenin çok iyi bir şey olacağına karar verdik. Pratiğimi örnekleyen işleri gösterme fırsatım oldu. Bir de heykel eğitimimi yansıtan yeni seramik bir işim var: ‘Leaning Wall’… ‘Significant Other’ adında bir video prodüksiyonu var. ‘Beş Taş’ fotoğraf serisinin tamamını da ilk kez bu sergide gösteriyorum. ‘Aile Portresi’ başlıklı bir enstalasyon var. Hem minimal sanata hem de insanla ve toplumla ilgili aynalardan oluşan bir ayna parçası. Bir de yine aynalardan yaptığım ‘Ayna Çifti’ var. 

Rampa’da sergilenen ‘Makrame’ işinizde geleneksel bir zanaatı uyguluyorsunuz. Hem bu işte hem de genel üretiminizde ‘geleneksel’ nerede duruyor?
‘Makrame’, 2000 yılı aşkın hayatta olan bir form. Eski örgü tekniklerini yeni bir malzeme üzerinde kullanarak deney yaptım. Tel kablonun iç yapısının örgüyle yapılmış bir otoportresi gibi. ‘Makrame’nin yapısı tel kablonun iç yapısı aynı zamanda. Geleneği, zamana ayak uyduran ve gelişmelere açık bir temel form olarak kabul ediyorum. Bu, diğer işlerimde de uygulamaya çalıştığım bir anlayış. 

Leaning Wall’da malzeme olarak seramiği seçmenizin sebepleri neler?
İlk olarak çalışması kolay ve organik bir malzeme… Hem çok güçlü hem de kemik ya da cam kadar kırılgan... Seramik de tıpkı porselen gibi insan bedeniyle ilişkisi çok yoğun bir malzeme. Hem kendimin hem de bir erkek vücudunun parçalarının kalıplarını çıkartınca bir ya da birden çok insanı içeren bir bulmaca haline geliyor. Malzemenin basitliği aynı zamanda insanoğlunun karmaşık yapısını anlatmada işe yarıyor. Hangisiyle bir bağınız olduğunu, hangisine tam uyacağınızı sorgulayabilirsiniz. Kimsenin seçemediği ve dayanak noktası yapması gereken limitler ve genetik kodlar olduğunun bilinciyle fikir özgürlüğünü ima ediyor. Bu beden parçalarını farklı seviyelerde duvara yerleştirerek duvarı, mekânı ve irtifayı deneyimlemeye davet ediyorum. Duvara tırmanma eylemini akla getirse de bu tam tersi. Göründüğü gibi olan bir şey değil. Biçim kadar malzemenin bu kodları ve anlamlarıyla da oynamayı seviyorum. 

Sergi kataloğundaki röportajlarda bazen erkek gibi hissettiğiniz ifadesine yer veriliyor. Cinsiyet kimlikleri de işlerinizde sık sık karşımıza çıkan bir tema. Cinsiyet kimliklerinin gündelik hayata yansımaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Katalogda ‘Nevin Aladağ, Nevin Aladağ’la Konuşuyor’ başlıklı röportaj, kendi kendime yapılmış bir röportaj gibi sunulsa da cevaplar farklı kişilere ait. Hem soruları hem de cevapları kendi okuduğum ve bir erkek oyuncunun benim sesime göre dudaklarını oynattığı bir performanstı. Performansın sonunda cevap verenlerin isimleri tek tek sayıldığı için bu cevapların bana ait olmadığı da açıklığa kavuşmuş oluyordu. Hatta performans sırasında bile cevapların çeşitliliği, bunların farklı farklı insanlar tarafından verildiğini belli ediyordu. Cinsiyet kimliği işlerimde sıkça kullandığım bir tema çünkü bir insanın cinsiyetinden dolayı yargılanamaması fikri çok hoşuma gidiyor. Örneğin Nevin’in erkek ismi mi, kadın ismi mi olduğunu bilmeyen bazıları benim bir erkek olduğumu düşündü. Ama ben bu yanlış anlaşılmadan çok memnun oldum aslında. 

‘Significant Other’ işinizde Milli Vanilli’nin şarkısını kullanıyorsunuz. Milli Vanilli’nin zamanında playback yaparken yakalanıp şarkıları aslında kendilerinin söylemediğinin ortaya çıkmasının, bu seçiminizde bir etkisi oldu mu?
Bir Milli Vanilli şarkısını kullanmamın sebebi o skandala gönderme yapmaktı. Biçime dair bir referans olarak da kabul edebilirsiniz. Ama aynı zamanda ‘Significant Other’, aşkla ve yakın hissettiğiniz insanlarla ilgili bir iş. O yüzden iki açıdan da uyan bir durum. 

‘Significant Other’da kullandığınız ‘playback’ yöntemi başka işlerinizde de karşımıza çıkıyor. Bu metodu toplu tecrübelerimize bir gönderme olarak adlandırabilir miyiz?
Performanslarımda röportajları bir ya da birden çok aktör tarafından ete kemiğe büründürülen ses kolajları olarak kullanıyorum. Farklı toplulukların akustik birer portreleri gibi… Duyduklarımız gerçeğin ta kendisi, orijinal sesler ve çağdaş bir belgesel. 

İşlerinizde toplumsal roller sık sık performans özellikleriyle karşımıza çıkıyor. Bu meseleye ilginiz nasıl başladı?
Sahnelemek, kullanmayı çok sevdiğim formlardan biri. Çünkü bence hepimiz hayatlarımızda performans sergiliyoruz. Her birimiz, olduğumuzdan farklı şekillerde görünmeye ya da bir şeyler yapmaya zorlanıyoruz. Bu bakış açılarından birisi. Toplumda bir rol oynuyoruz. Özellikle Arter sergisinde bunu herkesin yaptığını, kaçınmanın imkânsızlığını vurgulamaya çalışıyorum. ‘Significant Other’da ise yine bir sahneleme söz konusu. Ama çok doğal sesler eşliğinde. 40 kişiyle ilişkileri üzerine söyleşi yaptım. Aileleriyle, sevgilileriyle ya da kendilerine yakın olan kişilerle ilişkilerine dair… Sahnelenmiş söyleşiler değil. Ama bu röportajları kurgulayıp profesyonel aktörlere, seslerin üzerine dublaj yaptırdım. Yani sahnelenmiş, yapay bir şeye dönüştü. Bu röportajlarda gerçek seslerin, gerçek düşüncelerini dile getirdiği yine de aşikâr. Sahneleme fikriyle, ‘gerçek’ denilen şeyi bir araya getirme fikrini seviyorum. 

Hem Arter’de hem de Rampa’daki sergilerinizde kişisel olarak addettiğimiz tecrübelerin aslında hepsinin toplumsal ve ideolojik bir yapının ürünü olduğunu vurgular gibisiniz. Böyle bir ortamda bireysel veya farklı olmak ne kadar mümkün sizce?
Toplumu ve kodları sorgulayarak bireyselliğin imkânsız olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Hatta bunun tam tersi bir durum söz konusu. Kendisine bakan bir insan, başka kimseyle karşılaştırılamayacağını fark eder. Bu bazen görmeyi istediğiniz bir manzara da değildir. Hatta farklı karakterleri ve onların potansiyellerini vurguluyorum. 

Çalışma sürecinizden biraz bahseder misiniz? İzole bir ortamda mı çalışmayı tercih ediyorsunuz, yoksa tam tersi mi?
Şu aralar Berlin’deki stüdyomdayım. Öncesinde bir süre evde çalışmayı da tercih ettim, çünkü ev alanımı iş alanından ayırmak istemedim. Kesinlikle kentle içli dışlı bir ortama ihtiyacım var. Sessiz bir kırsal bölgede çalışmayı aklıma bile getirmem.
Nevin Aladağ’ın Rampa’daki sergisi 2 Haziran’da, ‘Arter’deki ‘Sahne’ ise 27 Mayıs’ta sona eriyor.