'Her dijital görüntü bir tür metindir'

'Her dijital görüntü bir tür metindir'
'Her dijital görüntü bir tür metindir'

Peter Zimmermann?ın tamamı Dirimart sergisi için üretilen işlerden oluşan ?Next of Kin? isimli sergisini görmek isteyenlerin iki günü var. Çünkü sergi 25 Nisan?da sona eriyor. Fotoğraf: Muhsin Akgün

Peter Zimmermann'ın duvara da asılsa yer kaplaması olarak da kullanılsa, insanı kilitleyen epoksi çalışmaları Dirimart'ta sergileniyor. Sanatçı, renk lekelerinden oluşan resimlerini, fotoğrafları bozup geliştirerek yaptığını anlattı
Haber: DİLAY YALÇIN / Arşivi

İSTANBUL - Bir süredir dünya sanat piyasalarının epey ilgisini çeken Peter Zimmermann’ın epoksi çalışmaları Dirimart’ta sergilendi. ‘Sergilendi’ dememizin sebebi tamamı Dirimart sergisi için üretilen işlerden oluşan ‘Next of Kin’ isimli serginin iki gün sonra, 25 Nisan’da bitiyor olması. Zimmermann’ı İstanbul’da yakaladık ve resimleri üzerine konuştuk, sergiyi görmek isteyenlerin ise hâlâ iki günü var. 

Nasıl bir teknikle ortaya çıkıyor resimleriniz? 
Genellikle büyük bir dijital fotoğraf arşivim var.  Tüm resimlerim bir fotoğraftan ya da bir fotoğraftaki bir detaydan ortaya çıkıyor. Bu dosyayı alıyorum ve grafik bir filtreden geçiriyorum. ‘Blur’leştiriyorum ve parçalara bölüyorum, yeniden birleştiriyorum ya da döndürüyorum. Sonucu beğenene kadar bunu yapmaya devam ediyorum. Sonra oluşan imajı alıp epoksi reçine tekniğiyle kanvasa basıyorum. Aslında baskı makinelerindeki temel renkleri kullanıyorum ama bazı noktalarda renkleri karıştırıp yeni renkler yaratıyorum.
Tesadüfen bulduğunuz fotoğraflarla mı oynuyorsunuz?
Her çeşit resim var aslında arşivimde. İnternette bulduklarımdan kendi çektiğim resimlere kadar. Çok büyük bir koleksiyon. Belli başlıklar altında topluyorum resimleri. Yüzey gibi ya da geometri gibi. Bu kategoriler altında tonlarca fotoğrafım var. Bazen ilgimi çeken şeyler oluyor bazen araştırıp bulmuş oluyorum. Bu işi de çok uzun zamandır yapıyorum. Önemli olan yaptığım resimlerin hepsinin bir kaynağının olması.
Ama resimlerde fotoğrafları göremiyoruz?
Ben görebiliyorum ve bazen resme uzaktan baktığınızda bir bina ya da bir yüz görebiliyorsunuz.
80’lerdeki işleriniz, daha ‘yalın’ ya da mecazdan uzaktı. Bu aşamaya nasıl geldiniz?
80lerde context hareketi vardı ve ben de bu harekete dahil sanatçılar arasında görülüyordum. O harekette önemli olan sanatçıların serginin yapıldığı alanla uyumuydu. Sosyal, politik ya da ekonomik açılardan. O zamanki işlerim bir yandan da çok metin bazlıydı. Bir şekilde 94 ya da 95 yılında olsa gerek, Londra’da bir sergi için eski bir işin remixini yapmak istedim. Posterlerden oluşan bir işti bu. Derken bilgisayar ‘error’ verdi ve yaptığım her şey yok oldu. Ama bu ‘error’den sonra ekranda çok güzel bir şekil belirdi. İlk başta tabii ki yıkıldım ama sonra baktım ve “Aslında hiç de fena bir tesadüf olmadı” diye düşündüm. Bu görüntünün baskısını almayı becerdim. Çok da beğendim. Bir yandan şöyle de düşünüyordum, bilgisayardaki her imaj aslında bir metin. Çünkü her piksel bilgisayar dilinde bir takım harflerin birleşiminden oluşuyor. Bu da benim eski işlerimle bunlar arasında bir bağlantı kuruyor. Çünkü bu resimler de aslında metin bazlı. Ama tabii posterlerdeki kadar bariz değil.
Teknolojinin gelişiminden 90’lardan beri işleriniz nasıl etkilendi? Ama güncel gelişmeleri merak ediyorum.
İşimi de hayatı değiştirdiği kadar değiştirdi. Bu makineler yüzünden bütün algımız değişti belki de. Bu medyalar yüzünden neyin gerçek olduğuyla ilgili hislerimiz değişiyor. Bazen insanlar bana ne yaptığımı sordukları zaman, manzara resmine benzetiyorum yaptıklarımı çünkü artık doğaya çıkıp eline fırça alıp onun resmini yapmıyorsun. Çünkü dünyayla ilgili bildiğin her şeyi artık medyadan biliyorsun, bilgisayar ekranından, televizyondan ya da cep telefonlarından. Benim yaptığımsa ekranda olan biteni büyütmek. Ekranda gördüklerinin modifiye edilebilir, yeniden ayarlanabilir olduğunu gösteriyorum.