Her zaman genç ve asi

Bu bir hayran yazısıdır. Nick Cave söz konusu olunca başka türlü davranmamız, tarafsız gözlemci rolüne bürünmemiz beklenemez. Hatta buraya ilk gelişinde, basın toplantısı sırasında heyecandan kalp krizi geçireceğim diye korkmuştum.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

İSTANBUL - Bu bir hayran yazısıdır. Nick Cave söz konusu olunca başka türlü davranmamız, tarafsız gözlemci rolüne bürünmemiz beklenemez. Hatta buraya ilk gelişinde, basın toplantısı sırasında heyecandan kalp krizi geçireceğim diye korkmuştum. The Boys Next Door'dan Birthday Party'ye, oradan da Bad Seeds'e kadar heyecanla, hayranlıkla izlediğimiz Nick Cave'i ikinci kez 'live' olarak izleme zevkiyle kıyaslanacak pek az şey var. Hem de bu defa İstanbul'u Moskova, St. Petersburg, Oslo ve Helsinki'yi kapsayan 'solo' turnesinin ilk ayağı olarak taçlandırıyor.
40 yaşına geldiğinde, "Bunun en hoş tarafı artık gençlerle takılmak zorunda olmamak," demişti. Ancak Nick Cave, pek onunla bununla takılan takımından değildir zaten. Hem bir zamanların belalı çocuğu, orta yaşla birlikte bir nebze sükûnet bulmuşa benziyor.
Uyuşturucu alışkanlığını terk etmesi, 'ilk ağızda ölmesi beklenen rock yıldızı' unvanından kurtulmasına yol açtı. Asla 'best-seller' tipi olmadı, ama sadık dinleyicileri albümlerini de, konserlerini de öksüz bırakmaz. Gerçi "Artık ben de babayım, babamı daha iyi anlıyorum," gibi açıklamaları kendi ağzından duyduğumuzda acaba bir orta yaş mülayimliğiyle birlikte her şey elden gitti mi diye endişe etmiştik ama, hayır. Cave, ilk günlerdeki gibi olmasa da yeterince öfkeli, yeterince şeytani.
Şarkıcı, şarkı sözü yazarlarının en iyilerinden biri, romancı, bazen oyun yazarı ve aktör Nick Cave, ülkesi Avustralya'dan Avrupa'ya ilk kez 1980'li yılların başında grubu Birthday Party ile gitmişti. Dizginlenmez bir güçtü, rock'ın kendi kendini yok etme dürtüsünün somutlaşmış bir örneği. Birthday Party'nin kalanları ile bir-iki yeni üyeden kurulan Bad Seeds'le ise, rock'ın en edebi şarkı sözü yazarlarından biri olduğunu kanıtladı. Yakın geçmişin en iyi rock albümlerinden ikisini yaptı: Cani güzellemesi 'Murder Ballads' ve nefis ve melankolik aşk şarkılarından oluşan 'The Boatman's Call'.
Bir kült figür olarak geçen yıllardan sonra, her şeye rağmen kendine farklı bir yer edinmiş görünüyor. Tek kişilik bir yer, Nick Cave'in Yeri. 1996 yılında MTV En İyi Erkek Şarkıcı ödülüne aday gösterilince, ilham perisi ile daima nazik bir ilişkisi olduğunu belirtmiş ve onun narin yapısını dış etkilerden koruma kaygısıyla, adaylıktan affını istemişti. "İlham perim at değil, ben de at yarışında değilim... Şaha kalkabilir! Beni terk edebilir!" Tuhaftır ama, Nick Cave bugün bile müziği kendine meslek olarak seçtiğine inanmıyora benziyor. Belki de seçmemiştir gerçekten, belki de sadece sevdiği için yapıyordur. Ya da, açıklanamaz bir nedenle...
Sorunlu, ilgi peşinde bir çocukmuş. Kendini her zaman 'genelgeçer' olanın dışında tutmuş. Rock müziği ona, sığındığı kaçışı sunmuş: İstediği kadar gürültü yapma, istediği kadar kötü davranma özgürlüğü. Birthday Party
ile, İngiltere ve Amerika'da filizlenen punk rock muhabbetini memnuniyetle bağırlarına bastı. Ama onun güçlü yanını, yazarlığını asıl ortaya çıkaran, 1984'te kurduğu Bad Seeds oldu. Bob Dylan ve Leonard Cohen gibi, Cave'in şarkıları da kutsal olan ile olmayan arasındaki ince dengede gezinir. Basılmayı hak edecek kadar iyi yazar: İki ciltlik 'King Ink', onun 1980'den itibaren yazdığı şarkı sözlerini, düzyazıları ve oyunları içeriyor. Romanı 'And The Ass Saw The Angel' ise 1990'de yayımlandı. Belki de dostu ve çeyrek yüzyıl birlikte çalıştığı Mick Harvey haklı. Belki de bütün mesele onun 1980'lerde kafasını Eski Ahit'e, 1990'lı yıllarda ise Yeni Ahit'e takmış olması.
Nick Cave önümüzdeki pazar akşamı Açıkhava sahnesinde olacak. Ona sahnede Bad Seeds'ten Warren Ellis, Martyn P. Casey ve Jim Sclavunos eşlik edecek. İlkgençliğimizin ilahı James Dean'i hasretle anarken, bir yandan da "Ama belki erken ölmesi iyi oldu," diye düşünürdük. "Yaşıtları gibi yaşlanmaktan, hayata bir nebze de olsa teslim olmaktan kurtuldu. Hep genç, güzel ve asi kalacak." Nick Cave'in emsalsiz, harikulade yanı şu ki, yıllarına yıllar eklemiş olsa da bugün gene genç, bizim için daima güzel ve, çok şükür, asi.