Herkes enstrümana bir kez dokunmalı!

Herkes enstrümana bir kez dokunmalı!
Herkes enstrümana bir kez dokunmalı!
Mısırlı Ahmet ve arkadaşları, kültürler arası yolculuklarına bu gece Borusan Müzik Evi'nde devam ediyor. Hindistanbul projesini Mısırlı Ahmet'e sorduk
Haber: SERDAR KÖKÇEOĞLU / Arşivi

Mısırlı Ahmet adının arkasında sizin darbukanın köklerini keşfetmek için yaptığınız Mısır yolculuğu var. Bu yolculuk için bir tür aydınlanma diyebilir miyiz?
Sanatsal ve müzikal anlamda, kendi dilimde ilk ‘doğuşum’ diyebiliriz. 

Dünya çapında özgün bir çalma tekniğiniz var. ‘Mısırlı Ahmet Tekniği’ nasıl ortaya çıktı?
Kendi ritimsel müzik dilimi ortaya çıkarma arayışının bir sonucu. 

Röportajlarınızda darbukanın sizin için bir ifade aracı olduğunu söylüyorsunuz. Darbuka ile anlatamadığınız duygular var mı?
Çok var. Daha uzun bir yolun başındayım, ne arayışların ne anlatacakların bir sonu olduğuna inanıyorum çünkü ‘sonsuzluk’ diye bir şey var. 

Biz ritmi seven, oynamaya meraklı bir milletiz. Darbuka sesi bizde oynamayı çağrıştırıyor. Darbukanın diğer derinliklerini ıskalıyor olabilir miyiz?
Hangi yönden bakarsan orayı görürsün; darbuka yıllarca bütün Ortadoğu ’yu oynatmıştı; şimdi de dünyayı oynatıyor. Seyirci hiçbir zaman ıskalamaz sadece onlara verilenlerle yetindikleri için ve bu da sadece oyun havaları olduğu için oynadılar. Ama olayın öbür yüzü de var tabii ki; olayın güldüren tarafı, düşündüren tarafı, ağlatan tarafı, kışkırtıcı tarafı da var ve en önemli konu; dinleyici ritmin kaç kaçlık çaldığını sayabiliyorsa eğer, ritimle yaşayacakları en büyük derinliğin bu olduğunu düşünüyorum. 

Şehirli insanın ruhsal arayışları içinde yöneldiği alanlardan biri ritim (atölyeleri) oldu. Ritim, 09.00-17.00 ekrana bakan bir çalışanın hayatına ne katabilir?
İnsanlar işlerinde gün boyu kendileri hariç her şeyle uğraştıkları için ve kendilerine dokunamadıkları için yorgun düşerler. Ama herhangi bir enstrümana, özellikle de ritme dokundukları an bozulmuş içsel ritimlerine büyük bir denge gelecektir. Kendiyle barışık hale gelecektir çünkü özde enstrümana dokundukları an kendilerine dokunuyorlardır. Ondan çıkan ses kendi sesidir; aslında düşünsel ve zihinsel dinginliğe kavuşmak için günümüz şartlarında her insanın bir enstrümana dokunması şart. Ben de yıllardır atölyemde ritmin iyileştiriciliğine şahit oluyorum. 

Ritmin trans etkisi var değil mi? Ritim ve kendiden geçme denilince tekno da akla geliyor. Dijital tekno ritimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ritmin dijitali de akustiği de insanı transa sokuyor; trans başlayınca da akıl duruyor. 

Hindistanbul projesi nasıl ortaya çıktı?
Hindistan ile Türkiye ’nin dünyaya açılan kapısı İstanbul arasında ritmik ve melodik köprülerin kurulabileceği umuduyla geçen yıl caz festivalinde; Üstat Zakir Hüseyin (tabla); maestro Niladri Kumar (sitar); maestro Ganesh Rajagopalan (keman); Osam Ezzeldin (keyboard) ile Türkiye’den ben ve gitarda Özgür Abbak bir araya geldik. Hepimiz kendi müziğimizi, ritmimizi çaldık ve bir noktada buluşmak zevk ve heyecan verici oldu. Ortak ne kadar çok yönümüzün olduğunu keşfettik, daha sonra Bakü Caz Festivali’nde bir araya geldik. Üçüncü buluşma Borusan Müzik Evi’nde. Hindistan’dan kemanıyla Neyveli S. Radhakrishna; Fransa’dan piyanist Roman Bestion; gitarda Türkiye’den Özgür Abbak ve ben sahne alacağız. 

Seyirciler konserinize nasıl gelmeli?
‘Kaybolmaya’ hazırlıklı gelmeliler. 

Bu yıl duyduğunuz en güzel müziği merak ediyorum?
Üstad Zakir Hüseyin’in ‘Hikmetim’ kompozisyonunda çaldığı 7 solosu duyduğum en güzel sesti.
Hindistanbul, bugün 21.30’da Borusan Müzik Evi’nde.