'Herkes hak ettiği yazarı okur'

'Herkes hak ettiği yazarı okur'
'Herkes hak ettiği yazarı okur'

Alper Canıgüz, Murat Menteş ve Emrah Serbes (soldan sağa), birbirlerinin yazdıklarını ?şahsiyetli kitaplar? diye niteliyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Alper Canıgüz, Murat Menteş ve Emrah Serbes. Son dönemde, polisiye edebiyatımıza hız kazandıran üç isim. Onları buluşturup, polisiyeyi, edebiyatı ve hayatı kimi zaman ciddiye, kimi zaman ti'ye aldık
Haber: DERVİŞ ŞENTEKİN / Arşivi

İSTANBUL - Hava yeni kararmış, ben buluşma saatini biraz tırtıklamışım; üçüyle de yüz yüze görüşmüşlüğüm yok, fotoğraflarından ‘tanıyorum’ ve üstelik üşüyorum. Buluşacağımız ‘cafe’nin önünde üç kişi ‘tüttürüyor’. Üç karartıya yaklaşıp, yüzlerini beynimdeki fotoğraflarla eşleştirmeye çalışıyorum, biraz şaşırarak bakıyorlar bana -haklı olarak. “İçinizde yazar olan var mı?” diye soruyorum, en sevimli yüz ifademle. Zira bir Çin atasözü, ‘Soğuk gerginliği artırır’ der. Biri “Hayır” diyor. Yanıt diğerlerinde de yankılanıyor: Hayır, hayır. İçimden, ‘peki okur olanınız var mı?’ demek geçiyor ama Çin
atasözünü hatırlıyorum...
Derken, az ileride, kulağına yapıştırdığı telefonda birine yol tarif edenin Alper olduğunu -aksayan ayağından- anlıyorum. (Yazarlar futbol takımımızın hazırlık maçlarından birinde kırmıştı ayağını.) Yolu tarif ettiği kişi -daha az İstanbullu olan- Emrah. Murat’ın karanlığın içinden çıkıp ne zaman geldiğini ise ise tam kestiremiyorum. Alper Canıgüz, Murat Menteş ve Emrah Serbes. Son dönemde, polisiye edebiyatımıza hız kazandıran üç isim. Buluşup, üç saat hayatı ve edebiyatı kimi zaman ciddiye, kimi zaman da ti’ye aldık...
Birbirinizin kitaplarını, biz sıradan okurlardan daha dikkatli okuduğunuza eminim. Birbiriniz hakkında birkaç cümle isteyerek başlasam...
Murat Menteş: Alper Canıgüz’ün bir edebiyat dehası olduğunu düşünüyorum. ‘Tatlı Rüyalar’, ‘Oğullar ve Rencide Ruhlar’ ve ‘Gizliajans’ta, edebiyatımızda çok yaygın görülen birçok problemi ustaca aşmıştır. ‘Tatlı Rüyalar’da yüksek voltajlı mizahı, yepyeni bir konuyla buluşturur. ‘Oğullar Ve Rencide Ruhlar’da bin yıl sonra bile hatırlanabilecek çok keskin bir karakter sunar. Emrah Serbes öyle zekice yazıyor ki, sevgimin kıskançlığa dönüşmesi an meselesi.
Alper Canıgüz: Bakın, dünyaya gelmemizin bir amacı varsa, Rıdvan, futbol oynamak için yaratılmıştır mesela. Mozart müzik yapmak, Nijinski dans etmek ve Nietzsche de yavaş yavaş çıldırmak için. ‘Erken Kaybedenler’i okuyan herkes derhal görecektir ki Emrah yazar olmak için yaratılmıştır... Ve Murat’a gelince. Murat’ın herhangi bir kitabını alın, rasgele bir sayfa açın, parmağınızı rasgele bir cümlenin üstüne koyun; işte o cümleyi kurmak hepimizin hayalidir.
Emrah Serbes: Alper’i de Murat’ı da iyi tanırım, ikisi de en asil duyguların insanlarıdır. Edebi kişiliklerine gelince ikisini de tekerlek izinden ayrılmış yazarlar olarak görüyorum. Şahsiyetli kitaplar yazdılar. Şahsiyetli kitap şudur, kapağında yazarının ismi yazmasa da olur, çünkü yüz kitap arasından anlarsınız, bu kitabı Murat yazmış, bu cümleyi Alper kurmuş dersiniz. Benim avantajım, yazmaya benden önce başlamış olmaları. Onları okuyunca onların silahlarıyla silahlanmış gibi oldum. Hedef tahtasına da romanı koyduk. Ben o romanın kalbine tek el ateş ediyorum, Alper saydırıyor, Murat da makineli tüfekle tarıyor, üstüne de el bombası atıyor. Romanın anasını ağlatıyor. Olumsuz manada söylemiyorum bunu... ‘Korkma Ben Varım’da on romanlık malzeme var. Ama bence bir romanda beş romanlık malzeme olması lazım, on fazla. Yarın öbür gün elden ayaktan düşersen, yazamayacak hale gelirsen ne yapacaksın. İdareli yazmak lazım.
Eskiden ‘suç’un olmadığı düşünülerek ‘Türkiye’de polisiye yazılamaz’ deniyordu. Üçünüzü de sadece polisiye yazarı olarak tanımlamak haksızlık olur ama türün çok iyi örneklerini verdiniz. Polisiyemiz ne durumda?
Murat Menteş: Benim romanlarımda polisiye niteliklerden ziyade macera ön planda. Bayrağı Ahmet Ümit’in taşıdığı söyleniyor. Fakat Alper ve Emrah haricinde Celil Oker, Çağan Dikenelli, Algan Sezgintüredi, Ahmet Timur Han, Armağan Tunaboylu, Ferhat Ünlü gibi ilgiye değer çok sayıda yazarımız var. Yakın gelecekte polisiyede işlerin daha da iyiye gideceği kanaatindeyim.
Alper Canıgüz: Türkiye’de polisiyenin durumu konusunda ne yeterince bilgi ne de ilgi sahibiyim. Bununla birlikte akıllıca suç işlenmediği için akıllıca polisiye yazılamayacağı iddiasını hiç de akla yakın bulmadığımı daha önce de söylemiştim. Ben hayatın sanatı taklit ettiğine inananlardanım. Yani belki yazarlarımız zekice polisiyeler yazsa, bugün suçlularımız da daha zekice suçlar işliyor olacaktı. Kaldı ki ben, canilerimizin hiç de yazarlarımızdan geride olduğunu düşünmüyorum. Bilakis...
Emrah Serbes: Romanımız neyse polisiyemiz de o durumda. Ayrıca Alper doğru bir yere temas etti, bizde hayat polisiyeyi sollamış durumda. Gerçek cinayet hikâyelerini yazsan, yuh artık, yazar uçmuş, böyle kurgu mu olur, denir. Benim için polisiye kapılı odalar ardında çözülmesi gereken bir mantık problemi değildir, Raskolnikov’un baltayı eline aldığı yerde başlar. Zaten polisiye toplumsal meseleleri doğası gereği ele almak zorunda. Yani sadece muammayla ilgilenmiyorsa, suçu ve hayatı gerçekten deşmek istiyorsa. Türkiye polisiyesinde böyle bir eğilim var zaten. İlk polisiye romanımız ‘Esrâr-ı Cinayât’a bakalım, Beyoğlu Mutasarrıfı da suça karışmış. İlk polisiye romanımızda suça karışmış devlet görevlisi var. Zaten biz Arsen Lupin’i Sherlock Holmes’tan daha çok sevdik. Mike Hammer’ı da.
Sizler kelimenin tam anlamıyla genç yazarlarsınız. Edebiyatımız nereye doğru gidiyor? Örneğin roman... Son otuz yıla bakınca aynı isimlerden bahsediliyor, yeni olana bakan az gibi...
Emrah Serbes: Menteş’in alıntılamayı unuttuğu bir Çin Atasözü der ki, ‘edebiyatın nereye doğru gittiği içindeyken anlaşılmaz’. Zaten edebiyat da bir yere doğru gitmez, bazı yazarlar bir yere gider, diğerleri de onun peşinden gider. Edebiyat öğretmeni bir arkadaşım var, yazılı kâğıtlarını okurken isim yerlerini kapatıyor. Gıcık olduğu öğrenciden not kırmamak, sevdiğine fazla not vermemek için. Kitapları da böyle okumak lazım. Otobüste ihtiyarlara yer vermeyelim, kıyma makinesi gibi olalım diye değil, dürüst olalım anlamında söylüyorum.
Alper Canıgüz: Yeni bir edebi iklim oluşturmanın koşulu sanki varolan paradigmanın iflasından geçiyor. Bunu sağlayacak güçte bir karşı paradigmayı yaratabilecek okur, yazar, eleştirmen, yayınevi sıkıntısı mevcut.
Murat Menteş: Okurları edebiyatın enerjik, leziz, heyecan dolu nitelikleriyle tanıştıracak yazarlara ihtiyaç var. Galiba yazarın niyeti de önemli: “Çok satsın, para getirsin, filme çekilsin, yabancı dile çevrilsin, adımı duyursun, bana prestij sağlasın, ödül kazandırsın...” diye roman yazılmaz. Roman, edebiyat ve dolayısıyla insan, hayat için yazılır. Edebiyatın içindeki bütün sanatları, romanın bütün inceliklerini eserinize taşımalısınız.  Bence, bunu yapabilen yazarlar çıkarsa edebiyatın kendisi belirleyici güce kavuşur zaten. Yazarlar da kimsenin insafına kalmaz.
2000 yılından itibaren Türkiye’de yazılan roman sayısı 3037. Bu kitapların üç-beşi çok satan, otuz kadarı da ‘okurdan’ ilgi görmüş kitaplar. Şunu sormak istiyorum: Okurumuz ne durumda?
Emrah Serbes: Biz üçümüz 2000’den bu yana toplamda yedi roman yazmışız. Şikâyet varsa istatistiklerden düşelim, 3030 olsun, daha net bir rakam. Bu tarz verilerle galeyana gelmeyi doğru bulmuyorum. Nicelik niteliği doğurmuyor gerekçesiyle bir kalemde 3 bin romanı silecek miyiz şimdi? Geçmişten bugüne kaç sağlam roman kalmış ona bakalım, enkaz altında kalan varsa onu çıkaralım, aramaya inanalım. Aramaya inanan mevlasını da bulur, bizi de bulur. Murat Uyurkulak’ı da bulur. Cep telefonu kullanmayan Barış Bıçakçı’yı bile bulabilir, bende ev telefonu var isteyene verebilirim. Ayrıca bir romanı iyi roman yapan biraz da yanındaki kötü romanlardır. Kötü kitaplara da ihtiyacımız var bu açıdan. Nitelikli okur sayısının da zannedilenden daha fazla olduğunu düşünüyorum. ‘Ben yazdım okumadı salaklar’ elitizmini doğru bulmuyorum. İyi bir kitap yazarsanız er geç ulaşır okuruna. Herkes hak ettiği yazarı okur. 

Yeni maceralar yolda
Tezgahta ne var?
Alper Canıgüz: Yeni Alper Kamu hikâyeleri yazmak bir yanıyla kolay, bir yanıyla çok zor. Kendisinin ne menem bir şeytan olduğunu biliyorsunuz ve tekrara düşersem beni asla affetmez. Bununla birlikte ikinci bir Alper Kamu serüvenini, daha ilkini yazmaktayken kafamda bitirmiştim. Umut ediyorum kendisi bir gün tekrar, kendi ifadesiyle söyleyeyim, “nüksedecektir!”
Emrah Serbes: Evet, üçüncü bir Ankara polisiyesi yazacağım. Aslında iki kitap yazıp bırakacaktım ama arkadaşlara sordum ikileme diye bir şey olmaz, üçleme daha karizmatik dediler. Ankara Üçlemesi deyip bitireceğim Behzat Ç. olayını. Ama hikâyenin peşini bırakmaya da niyetim yok, teknik ve taktik çalışmalarım sürüyor.
Murat Menteş: Alper’le birlikte aynı hikâyeyi iki ayrı üslupta yazma projemiz var. Bir de çok yaşlı bir adam ile genç bir adamın dostluğunu anlatan bir roman üzerinde çalışıyorum.

İletişim yazarları
Murat Menteş Korkma Ben Varım, 424 sayfa, Kasım 2009.
Dublörün Dilemması, 263 sayfa, Nisan 2005.
Alper Canıgüz
Gizliajans, 204 sayfa, Aralık 2008.
Oğullar ve Rencide Ruhlar, 204 sayfa, Ocak 2004.
Tatlı Rüyalar, 186 sayfa, Mart 2000.
Emrah Serbes
Erken Kaybedenler, 143 sayfa, Haziran 2009.
Son Hafriyat, 291 sayfa, Şubat 2008.
Her Temas İz Bırakır, 299 sayfa, Ekim 2006.

*Yazarların bütün kitapları İletişim Yayınları’ndan çıkmıştır.