Herkes lağımını boşaltsın!

Herkes lağımını boşaltsın!
Herkes lağımını boşaltsın!
Günter Grass sert çıktı: 'İngilterede kendi sömürgecilik suçlarıyla yüzleşecek. Hiçbir ülkenin sadece Almanya'yı işaret etme hakkı yok. Herkes kendi lağımını boşaltmalı.'

Lübeck şehri yakınlarındaki Behlendorf ormanlarındaki ofisinde Soğanı Soymak adlı anı kitabına gelen tepkileri konuşuyoruz. Dört yıl önce, İkinci Dünya Savaşı’nda Waffen SS tümenlerine gönderilen bir ergen olduğu zamanlardan bahsettiğinde son 50 yılın en büyük tartışmalarından birini başlatmıştı. 1960’larda bu konudan açıkça bahsettiğinde ise bir tepki gelmediğini hatırlatıyor.

Soğanı Soymak, anılarını anlattığı üçlemenin ilk kitabıydı. İkinci kitabı ‘Kutu’ haftaya İngiltere’de yayımlanıyor.
Kutu için anılarımın ailevi bölümü diyor. “Çocuklarımı anlatıyor. Kafası sürekli kendi yazdıklarıyla meşgul böyle bir babaya sahip olmak nasıl bir şeydi...” Kitapta ‘Dört güçlü kadın’dan olan çocuklarının adlarını değiştirmiş. Çocuklarının dördü ilk evliliğinden, arada birlikte yaşadığı iki kadından iki kızı ve şimdiki eşi Ute’nin iki oğlu var. Artık 17 torun sahibi bir dede. “Her zaman çocuklarla çevrili bir hayat sürdüm ve hiçbir zaman çocuk sesinden rahatsız olmadım” diye anıyor o günleri. Kendisini çocuklardan çok annelerinin rahatsız etmiş olabileceğini söylüyor; neyse ki son otuz yılını ihtiyaç duyduğu yalnızlığa saygı duyan bağımsız ruhlu bir kadınla geçirmiş. “Yazmayı bırakmama herhalde bir tek o aldırır” diye memnuniyetle anlatıyor Ute’yi.
Grass’ın kimliği biraz da göçmen olarak şekillenmiş. “Vatan insanın ancak kaybedince farkına vardığı bir şey.” diyor. “Kaybın tamir edilemez olduğunu oldukça erken anladım. Teneke Trampet’i’ kısmen Polonya topraklarının tekrar alınabileceği görüşüne cevap vermek için yazdım.” Doğduğu yerin neredeyse tamamen yok edildiğini, ama kendisini anlayan göçmenlerle buluştuğunu, onlarla kaybettikleri şeylerden konuşmayı sevdiğini söylüyor.
Kurbağa Güncesi adlı kitabında savaştan sonra doğudan batıya doğru sürülen milyonlarca Almanı anlatıyor. Sürgünlerin Almanlar tarafından başlatıldığını söylüyor. “Aynı şey şehirlerin bombalanması için de geçerli. Alman suçu İngiliz ve Amerikan suçlarıyla cevaplandı, Dresden’de olanlar gibi. Ancak bu müttefiklerin suçunu da hafifletmez.”

‘Bu işi Türkler başlattı’
Alman Sürgünler Derneği’nin bir anı müzesi kurma girişimine şiddetle karşı çıkmış. “Çünkü bu, sadece Alman perspektifinden bakan, tek taraflı bir yaklaşım” diyor. “Ülkeden dışarı sürmek Türkiye ’deki Ermeni soykırımıyla başladı. Sonra Almanlar tarafından uygulandı ve aynısını savaşı kazananlar da yaptı. Bu yıl İstanbul’a gittiğimde şunları söyledim: Biz Almanlar da kendi suçlarımızla yüzleşmekte zorlandık. Türkiye’nin zamana ihtiyacı var ama kendini gerçeklere açmaktan kaçamaz.”
Bazı genç Almanlar Grass’ı Almanya ’nın geçmişine takıntılı olmakla eleştirse de o buradan aldığı derslerden yararlanıyor. “Zafer sizi aptal eder” diyor. “Savaşı kaybeden Almanlar geçmişi hakkında düşünmek zorunda kalma şansını yakaladı. Kazananlar düşünmedi. Belki bir gün İngiltere de kendi kolonici suçlarını düşünecek… Hiçbir ülkenin sadece Almanya’ya işaret etmeye hakkı yok. Herkes kendi lağımını boşaltmak zorunda.”

Ona göre ‘batının ahlaki sesi’ inandırıcı değil. “Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atması savaş suçu sayılmazken, İran’ın atom bombası geliştirmesini nasıl engelleriz?” diye soruyor. Nüremberg mahkemeleri, haklı bir şekilde savaş suçlularını mahkum etti. Ama aynı şekilde, Bush ve Cheney yönetimi de bir savaş suçları mahkemesinde olmayı hak ediyor ama bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. “Bu yüzden Nüremberg mahkemeleri bir palavra haline geldi, aşırı sağcılara ‘öyle olmadıklarına dair’ bir koza dönüştü.” Grass’a göre Neo-Nazi partilerinden daha tehlikeli olan, Hollanda’da olduğu gibi İslamı bir numaralı düşman gösterip aşırı sağcılardan oy almak için bir sirk kuran demokratik partiler.