Hesaplaşmalarım 70 yıldır devam ediyor

Hesaplaşmalarım 70 yıldır devam ediyor
Hesaplaşmalarım 70 yıldır devam ediyor

Fotoğraf: MELEK ALDEMİR

Naile Akıncı 'Hesaplaşmalarım' başlıklı 53. kişisel sergisiyle bugünden itibaren 4 Şubat'a kadar Evin Sanat Galerisi'nde. 70 yıllık sanatsal geçmişinden bir kesit sunan Akıncı, kendi hesaplaşmalarını anlattı
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Son yapıtlarınızı ‘Hesaplaşmalarım’ başlığı altında topladınız. Bu hesaplaşma 70 yıllık sanat geçmişinizi mi kapsıyor?
Benim yaşam koşullarım ve sanatım ile olan mücadelem kendimi bildim bileli hep sürdü. Sanatımda hep kendim kalarak değişmenin ve zincirime bir halka daha ekleyebilmenin sancısını çektim. Ama bu serginin benim açımdan farklı bir anlamı var: Şubat ayında seksen dokuz yaşına giriyorum ve ister istemez yaşamıma ve sanatsal geçmişime farklı bir gözle bakıyorum. Geride herhangi bir pürüz ve yanlış yorumlamalara neden olacak herhangi bir yapıt bırakmak istemedim ve elimde kalan, müzayedelerden geri aldığımız ve hatta çeşitli yayınlarda yer alan yapıtlarımı daha eleştirel bir bakışla değerlendirmeyi gerekli gördüm. Bunların bir bölümünü yeniden yorumlayarak hatta karışık teknik uygulayarak son yapıtlarımla birlikte izleyicilere sunmak istedim. Sorunuzu daha açık yanıtlamam gerekirse hesaplaşmalarım 70 yılı aşkın bir süredir devam ediyor, bu sergideki örnekler son kırk yıllık sanatsal geçmişimden bir kesit diyebilirim. 

Peyzaj, Eyüp ve Haliç çeşitlemeleri sizin vazgeçmediğiniz konular, son iki yıl içinde yaptıklarınızda ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?
Bir anlamda kendimi daha özgür hissediyorum. Bu nedenden ötürü eskiden uygulamayı ve denemeyi arzu ettiğim ancak çeşitli nedenlerle son anda vazgeçtiğim ‘karışık teknik’ uygulamalarına yöneldim ve fiziki koşullarımı zorlayarak büyük ebatlı tuvallerimi yeniden yorumladım ve bu arada yuvarlak formlu bir tuvali de ilk kez denedim. Yeni yapıtlarım ile birlikte sunduğum yeni yorumlamalarımda yani ‘hesaplaşmalarımda’ bir fark var mı’ sorusunu benim yanıtlamam güç, daha doğrusu ilkelerime aykırı. Bu hususta kararı kısa vadede izleyici, uzun vadede tek yanılmayan yargıç konumundaki ‘ zaman ’ verecektir. 

Öne çıkan bir renk oldu mu?
Benim gibi Leopold Levy ve Zeki Kocamemi öğretisinden gelen sanatçılarda genellikle desen ve çizgi ön plandadır. Ancak bu sergide kendimi sınırlamaksızın arzu ettiğim her rengi denedim, renk ve leke arayışlarımı da izleyicilere sunmayı hedefledim. Somut örneklerini ‘atlar’ dizisini oluşturan çeşitlemelerimde izleyebilirsiniz. 

Kendinizi resim yaparken geçmişe oranla daha özgür hissediyor musunuz?
Evet. Bir anlamda sanatsal anlamda kendi kendime güçlendirdiğim sınırlamalarımı ve frenlerimi gevşettim. Kendimi daha özgür hissediyorum. 

Sergi sonrası için ne gibi planlarınız var? İzleyicinizi şaşırtacak sürprizler yapmayı düşünür müsünüz?
Kanımca sanatçı sürprizlerini sürdürebildiği ve yeni planlar yapabildiği sürece sanatsal anlamda gençliğini korur. Sevgili doktorum Prof. Dr. Engin Eker, beni üç kez yaşama döndürdü; bu zorlu süreçte önce kendisinden ve yakınlarımdan, ama en çok da sanatımdan güç aldım. Bir anlamda ‘resim’ yaşama asılmama neden oldu. Bu koşullar devam ettiği sürece ‘hesaplaşmalarım’ ve planlarım sürecek. 

İmzanız olarak bir resminizi seçecek olsalar hangisini seçerdiniz?
Bir ayrım yapmam güç ama illa bir seçim yapmam gerekirse 1967 tarihli ‘Eyüp’ konulu yapıtımı seçerdim. Büyük boyuttaki bu yapıtla 1974 yılında UFACSI X. Clermont-Ferrand çağdaş sanat sergisinde 27 ülkeye mensup kadın ressamlar arasında ‘Uluslararası Büyük Ödül’ ile ödüllendirilmiştim.

Resim yapma altın tepside sunulmadı
Naile Akıncı ilkokuldayken amcasına özenip resim yapmaya başlar. Ortaokulda resme yeteneği hocaları tarafından fark edilir. Tam akademi sınavlarına girecekken yirmi gün arayla annesini ve kız kardeşini kaybeder. İki yıl sonra 1938’de hayalini gerçekleştirerek akademili olur, ama bu kez de hastalığı yüzünden ara vermek zorunda kalır. 1952 yılında bitirir ancak evlilik, çocuklarını büyütme ve öğretmenlikle paylaştığı koşuşturmalı 20 yılın ardından 1970’li yıllarda resimle arasına kimsenin girmesine izin vermediği, onu bugünlere taşıyan en üretken dönemi başlar. Naile Akıncı’ya 2010 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından Türk sanat yaşamına yaptığı katkılardan dolayı “Akademi Ödülü” verildi. Ödül Naile Akıncı için tam bir sürpriz oldu. Çünkü ödül müjdesi heyecanlanır kaygısıyla sanatçıya önceden söylenmemişti. Sanatçıya 2003 yılında Akademi’nin 120. kuruluş yıldönümünde de Ferruh Başağa ile birlikte Onur Ödülü verilmişti.