'Hiç değilse beş dakika...'

'Hiç değilse beş dakika...'
'Hiç değilse beş dakika...'

?Bayrak?ı iletişimsizlik üzerine kuran Berkun Oya, ?İletişimin Everest?in tepesi olduğunu düşünüyorum? diyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Berkun Oya'nın uzun bir aradan sonra yazıp yönettiği ilk oyun 'Bayrak', bugün prömiyer yapıyor. 'Birbirine anlayış göstermek zorunda olan insanların sağlam bir iletişim kurması pek mümkün değil,' diyen Berkun Oya, oyun çıkışında izleyiciyi hiç değilse beş dakika gündelik ilişkilerinden uzaklaştırmayı amaçlıyor
Haber: GÖNÜL KOCA / Arşivi

İSTANBUL - Tiyatro Krek, beş yıllık bir aradan sonra ‘Bayrak’ adlı oyunla yeniden izleyiciyle buluşuyor. Alışıldığı gibi yine Berkun Oya’nın yazıp yönettiği oyunda, Ali Atay, Canan Ergüder, Okan Yalabık, Bartu Küçükçağlayan, Köksal Engür ve Ayten Uncuoğlu rol alıyor. Şubat ve mart aylarında her çarşamba Garajistanbul sahnesinde izleyiciyle buluşacak oyun, anne-baba, karı-koca ve kardeşler üzerinden bir ilişkiler yumağı sunarak iletişimsizlik, affetmek, affedilmek, özür dilemek gibi kavramları irdeliyor. En son Devlet Tiyatrosu’nda (DT) yine kendi yazıp yönettiği ‘Yangın Duası’ oyunuyla sahneye çıkan Berkun Oya ile, bu beş yıllık arayı ve yeni oyunu ‘Bayrak’ı konuştuk. 

Tiyatro Krek, neden beş yıllık bir ara verdi? Siz durmadınız ama Krek olarak bir oyun çıkarmadınız.
Aslında ‘Yangın Duası’ da Krek Prodüksiyonu olarak hazırlık aşamasındaydı, fakat sonra festivalde İKSV ile DT ortaklığında bir projeye dönüştü. DT repertuvarına girince, sanki DT’ye gidip sıfırdan bir oyun yapmışız gibi algılandı belki, ama işin aslı ben kendi ekibimle o oyunu çalışırken o dönemin özel şartları bizi öyle bir yola itti. Bir başka sebebi de ben bu beş sene içinde iki farklı oyunun provasına girecek kadar ilerledim aslında ama birinde oyunculardan birinin sağlık sorunları dolayısıyla, oyunu yeni bir kastla tekrar başlatmaktansa, projeyi durdurdum. Bu proje ‘İnsanın Başına Gelen Şeyler’di, ama önümüzdeki sene yapmayı düşünüyorum. ‘Bayrak’ da epey zamandır hazırlanılan bir proje aslında. Zaten tiyatro yapmak demek bir yandan da sadece oyunun sahnelendiği dönemi değil, öncesinde gelişen epey geniş bir aralığı da kapsadığı için yaklaşık bir yıldır ‘Bayrak’la meşgulüm. Ama bu sürede oyun kendi içinde çok değişti. Birkaç versiyonu var. Sinema ve diğer başka işlerle uğraşmak da arayı açtı biraz. 

O halde oyunun yazım sürecinde değiştirmenize neden olan etkenlerden biraz bahseder misiniz?
Aslında şöyle anlatayım, biz şu anda ‘Bayrak’ oyununun kitabını hazırlıyoruz. Oyun seyirciyle buluşurken aynı zamanda kitap da hem fuayede hem de çeşitli kitapçılarda satışta olacak. Bu kitabın içine yazdığım sunuş yazısında da var, belki ilgilenenler ordan da takip edebilirler. Ben başka bir oyun yazmak amacıyla yola çıkıp, zihnimde ‘Bayrak’ biraz da Marcel Proust’un ‘benliğin hareket eden katmanları’ dediği şey gibi, o katmanlardan tahmin etmediğim bir katman daha yukarı çıktı. Öyle olunca da birden bir dönüşüm oldu ve ‘Bayrak’ diye, benim bile adını çok sonradan anlayacağım başka bir metne dönüştü. Ona dönüştükten sonra da yazarken birkaç kez başta finali olmak üzere kurgusunu değiştirdim.

Peki oyundan bağımsız olarak soruyorum, ‘Bayrak’ kavramı sizin için ne ifade ediyor?
Bayrak, şu sıralar benim için sadece oyundaki anlamını ifade ediyor maalesef, belki de şu an artık oyuna yabancılaşamıyorum.

Ama oyundan önce de kafanızda bir bayrak kavramı vardı herhalde ve biraz onu hatırlasanız...
Oyundaki anlamının dışında da benim için çok sevimli bir şey ifade etmiyor tabii. Bir bayrağın temsil ettiği bir şeye dönüşme hali çok barışık olduğum bir hal değil. Bayrağın pozitif bir anlamı olduğu gibi son derece negatif bir anlamı da var. Ama bizim oyunumuzdaki bayrak, sürprizini kaçırmak istemem ama kabaca şunu söyleyebilirim, seyirci bayrağın sandığı anlamıyla değil negatif bir anlamıyla karşılaşacak ama... Gerisi de şimdilik bende kalsın zaten seyirci de oyunu gördüğünde anlayacaktır... 

Peki neden bayrağın bu negatif anlamını cinsiyetler üzerinden ele alıyorsunuz?
Orada kadınlar üzerinden olan durum bir başka oyunda erkekler üzerinden de olabilirdi, öyle net bir kadın-erkek ayrımı yok kafamda. Bana göre oyundaki bayrak iletişimsizliğin bayrağı. 

Bir ilişkiler yumağı var oyunda, kadın-erkek arasında iletişimsizlik var. Toplumda da böyle mi görüyorsunuz bu ilişkileri?
Hayır ‘Bayrak’ oyununda öyle görüyorum, bir başka oyunda iletişimsizliğin ya da iletişimin bir başka boyutunu yazabilirdim ama bu oyunda böyle görüyorum. İletişiminse bayağı Everest’in tepesi olduğunu düşünüyorum. Bunu ilişkiler boyutunda da, meclis boyutunda da, aşk, seks, arkadaşlık, aile, okul - aile birliği boyutunda da böyle görüyorum, iletişim Everest’in tepesinde. Nedeniyse, dinlememek ve duymamak. 

Oyunda, bayrak kelimesi sadece bir yerde geçiyor ve daha çok “oltalar suyun altında karıştı”, cümlesi kullanılıyor. Bu iletişimin bittiği noktalarda oluyor, buradan da bu cümlenin iletişimsizliği anlattığını düşünebilir miyiz?
Tabii ki ileştişimsizliği ifade eden bir cümle zaten. Oltaları suyun altına atıyoruz, bizden 20 metre uzaktaki birinin oltasıyla karışıyor. Çözmeye çalışırken de balığın saati geçiyor... Oltaların suyun altında karışması iletişimsizlikle paralellikler içeriyor, oyunda da bu anlamda kullandığım bir cümle. Oyundaki karakterlerin özel hayatlarına ilişkin detayların zenginliğinde ortaya çıkan durumun temelinde de iletişimsizlik boyutu var.  

İletişimsizliğin yarattığı bir aldatma-aldatılma durumu var oyunda, bu biraz da müdahale edemediğimiz ve kendiliğinden olan, doğal bir sonuç gibi görünüyor.
Birbirine anlayış göstermek zorunda kalan insanların temeli sağlam bir iletişim kurması pek mümkün olmuyor, çok biliyor gibi konuşmayayım, çünkü ben de çevremle çok iletişim kurabilen biri değilim. Ama sanıyorum, birbirine anlayış göstermek olarak algıladığımız zaman davranış biçimimiz bunun temeli sağlam bir şey olmadığına işaret ediyor. Yani birine anlayış göstermek demek, zaten o kişiden de bir beklentinizin olması demek. O kişi sadece olduğu kişi olmaya devam ederken o kişiye anlayış gösteriyorsanız, o zaman sadece anlayış gösteriyor olursunuz, ve derinde çok daha temel ihtiyaçlarınızı samimi şekilde paylaşmıyor olabilirsiniz. O zaman bu da mutlaka bir noktada büyük problemlere yol açar diye düşünüyorum ama dediğim gibi iletişim benim de çok hakim olmadığım bir konu olmadığı için, çok da büyük laflar etmek istemem. Sadece konuyla ilgili çalışmayı seçtiğim bir dönemde bu oyunu yazdım.

O halde sizi bu konu üzerinde çalışmaya iten dönemden bahsetmek gerekmiyor mu?
En basitinden bambaşka bir oyun yazmak yerine bunu yazmaya başladığıma göre, demek ki atonal bir dönemdi, iletişimsizlikle dolu bir dönemdi ki böyle bir şey çıktı ortaya. 

Sizin oyunlarınız genellikle absürd tiyatro olarak değerlendiriliyor, ama ‘Bayrak’ biraz farklı gibi. İzleyicilere ipucu vermek isterseniz bu konuda neler söylersiniz?
Ben kendimi asla absürd tiyatro yapıyor gibi değerlendirmiyorum. İnsanların neden öyle değerlendirdiğine dair empati kurabilirim elbette ama, asürd tiyatronun ne olduğunu ben bildiğim kadarıyla farklılıkları çok açık. Bu anlamda ‘Bayrak’ daha sürprizli bir oyun galiba, özellikle kurgusal yapısı ve kullanılan dil bakımından. Dolayısıyla ‘Bayrak’ için absürd denebileceğini çok sanmıyorum. Ve umarım tiyatro binasından çıktıktan sonra hemen konuşmaya başlayabilecekleri ve gündelik hayata dönebilecekleri bir oyun olmaz... Beş dakika, hiç değilse beş dakika istiyorum... 

‘Bayrak’ bu akşam saat 21.00’de Garajistanbul’da prömiyer yapacak.