'Hiç kimse her istediğini yapamaz, herkes kurbandır'

Bu yılki ödülleri birer birer toplayan, Altın Küre ve Oscar'ın en iddialı filmlerinden 'Aklı Havada'nın yönetmeni Jason Reitman, 'Hiç kimse her istediğini yapamaz, sonuçta herkes kurbandır. Ortayaş krizine bu kurban olma duygusunun yol açtığını keşfettim ve erkeklerin olduğu kadar kadınların da ortayaş krizini anlatan bir film yapmak istedim' diyor





LOS ANGELES - Adını ‘Juno’yla duyuran Jason Reitman gibi kendinden emin bir yönetmenin 32 yaşında olduğuna ve bugüne kadar sadece üç tane uzun metrajlı film yaptığına inanmak zor... Reitman’a şimdiden birçok ödül kazandıran, hem Altın Küre, hem de Oscar için en iddialı yapımlar arasında gösterilen üçüncü filmi ‘Up in the Air’ (Aklı Havada), ABD sinemalarında 4 Aralık’ta az sayıda sinemada limitli olarak gösterime girdi, önümüzdeki günlerde binlerce salonda izleyiciyle buluşacak. İşi gereği sürekli havayoluyla seyahat eden ve tam hayatının aşkını bulmuşken seyahatleri kısıtlanan bir insan kaynakları uzmanının hikâyesini anlatan filmin Türkiye’deki gösterim tarihi ise 15 Ocak.
Genç yönetmen Reitman, George Clooney, Vera Farmiga gibi isimlerin rol aldığı filmi ‘Aklı Havada’yı anlatıyor.

Siz de havayolu uçuş mili biriktirenlerden misiniz?
‘Up in the Air’in yazarı Walter Kim’in, kitabında uçuş mili biriktirme fikrinden ironik şekilde bahsettiğini sanıyorum ama kitabı okuduğumda, “Oh, birileri beni anlıyor. Bu dünyada yalnız değilim!” diye düşündüm. Ben de uçuş mili biriktirenlerden biriyim. Hatta yıl sonunda o yılla ilgili biriktirmem gereken milleri tamamlamak için hiç gereği yokken bile uçtuğumu bilirim. Hatta iPhone’umda sadece uçuşlar için hazırlanmış yedi tane farklı bilgisayar uygulaması yüklü. Kısacası bu bir hastalık gibi...

Valiz hazırlama konusunda usta mısınız?
Evet, George Clooney’in valiz hazırlama ve güvenlikten geçiş sahnelerinin koreografisini ben yaptım. Valiz hazırlama konusunda çılgın gibiyimdir. Kimi zaman yollarda iki hafta kaldığım olur ve valizimi tıpkı Tetris oyununda olduğu gibi seri şekilde hazırlarım.

Twitter’da yazdıklarınızı doğru izleyebildiysem, Toronto’dan sonra Avrupa ve ABD çapında da uzun bir tura çıkmışsınız...
Üç buçuk hafta süren uzun bir tur oldu. Los Angeles, Roma, Londra, Madrid, Berlin, Paris’e gittim, sonra bir günlüğüne Los Angeles’a döndüm. Ardından Phoenix, Chicago, New York, Atlanta, Minneapolis’e gittim. Oh bu arada Orlando, Miami ve Boston’u neredeyse unutuyordum. 20-25 gün içerisinde 20 kadar uçuş yaptım.

Bu acı verici bir süreç... Siz nasıl hissettiniz?
Bakın, her uçuşun keyifli olduğunu söylemiyorum ama normalde uçmak hoşuma gider. Aslında bunu bendeki sinemaya gitme sevgisine benzetebilirim. Sinema salonları gerçek hayattan kısa süreliğine de olsa kopabileceğiniz, yalnız kalabileceğiniz yerlerdir. Bence uçaklar da öyle. Orada cep telefonunuz çalışmaz, online olamazsınız. Hayatınızda bir daha hiç göremeyeceğiniz insanlarla sohbet eder, hatta en yakın dostlarınızla asla paylaşamayacağınız sırlarınızı o yabancı insana anlatırsınız.

George Clooney’in havaalanı sahnelerini nasıl çektiniz?
Çok zor oldu. Hatta neredeyse imkânsız hale geliyordu. 400 kadar ulusal havaalanında çekim yaptık. Hoşuma giden bir senaryo elime geçtiğinde eğer havaalanı sahnesi varsa, “Şunu tren garı yapsak olmaz mı?” diyesim gelir. Çünkü havaalanında çekim yapmak zordur. George da dahil olmak üzere çekime katılan herkesin güvenlikten geçmesi gerekir. Kullanılan her türlü ekipman güvenlik testinden geçirilir, köpeklere koklatılır. Kalabalığı kontrol edebilmek de ayrı bir problemdir. Yolcuların hepsi George’a merhaba demek ister. Yolcular aceleyle uçaklarına yetişmeye çalışırken yollarını bloke ettiğiniz için size kızarlar. American Airlines şirketi bize kapılarını gerçek anlamda açtı ve güvenlik birimlerine girmemize izin verdi.

American Airlines herhangi bir ödeme yaptı mı?
Bu bir karşılıklı alışverişti. Başka türlü asla sahip olamayacağımız giriş ayrıcalıkları verdiler. Hatta 757 uçağında çekim yapmamıza bile izin verildi. Böylece gerçek bir uçakta çekim yapmış olduk. Filmler genellikle birebir ölçekteki taklitlerinde yapıldığı için gerçek 757’de çekim yapmak daha önce hiç duyulmamış bir şeydi.

George Clooney’e çok iyi oturan bir rol yazdınız. Senaryoyu kaleme alırken diğer roller için de belirli oyuncular aklınızdan geçti mi?
Bu filmdeki sekiz önemli rolü yazarken aklımda tam olarak sekiz oyuncu vardı. Sırasıyla George Clooney, Vera Farmiga, Anna Kendrick, Danny McBride, JK Simmons, Sam Elliot, Amy Morton’u düşünmüştüm. Bir rolü yazarken aklınızda iyi tanıdığınız bir oyuncu varsa, daha kolay yazıyorsunuz.

Bu filmde romantik komedinin yeniden yapılandırılması söz konusu... Farklı cinsler ve kuşaklar arasındaki gerilimi nasıl işliyorsunuz?
Erkeklerin ortayaş krizi kadar kadınların da ortayaş krizini anlatan bir film yapmak istedim. Bunu yapmanın en iyi yolu, iki farklı kuşaktan kadın portresi çizmekti. Birbirine benzer kişilik yapısı olan bu kadınlardan birisi 38, diğeri 23 yaşındadır. Farklı yaşta da olsa aslında ikisi de aynı kadındır diyebiliriz.
Kendi hayatımda birçok zeki kadına âşık oldum, ki eşim de bunlara dahildir. Onlar bir ortama girince daima dikkat çeken güzel ve akıllı kadınlardı. Ancak zekalarıyla takdir edildikleri gibi öfke de çekerler. Son birkaç jenerasyondaki kadınların oldukça zor pozisyonda kaldığını düşünüyorum. Günümüzde zeki kadınlara her şeyi yapabilecekleri vaat edildi. Aslında kadın olsun erkek olsun, hiç kimsenin her şeyi yapabilmek gibi bir durumu yoktur. Sonuçta herkes kurbandır. Kadınlarda ve erkeklerdeki orta-yaş krizine işte bu kurban olma duygusunun yol açtığını keşfettim. Bugüne kadar filmlerde hep ihmal edilen bir tarzda bu konuyu anlatmak istedim.

Filminizin sonu bazı tartışmalara yol açtı. İzleyiciye mutlu ve romantik bir son sunmayı neden istemediniz?
Kendisini iyi hissetmek isteyenler için piyasada milyonlarca DVD var. Romantizm yoluyla dostluğu anlatan bol bol film bulabilirsiniz. Birbirine âşık iki insan gösterip oradan devam etmeyi ben de istiyorum ama öyle bir film yapmak istemedim. Kaybetme üzerinden dostluğu anlatan bir film olsun istedim.
Bu film, George ile Vera’nın nikâhta dans ettiği ve izleyicinin de “oh, bu adamın gerçekten hayatında birisine ihtiyacı var” dediği bir film değildir. Kadının Chicago’daki evine gider ve artık orada olmadığını görünce izleyici “Oh bu adam aslında başka bir şey istiyor” der. İzleyicinin en çok zorlanacağı anın bu an olmasını umut ediyorum. Öyle çok zorlanır ki, kendisini onun yerine koymak ister. Bu yüzden birbirine âşık iki insanı seyretmekten çok daha etkileyici olacağını düşünüyorum.
Filmin sonuna gelecek olursak, bu film karar vermek üzerine değil, gerçeği kavrama üzerine bir çalışmadır. Filmin sonuna ulaştığımızda Ryan Bingham karakterinin artık bir şeylerin farkına vardığını anlarız. O noktadan itibaren her şeyi yapabilir. Uçağa atladığı gibi hayatının geri kalanını aynı şekilde geçirebilir. Veya belli bir yere yerleşerek birisiyle tanışabilir ve hayatını onunla paylaşır.

Dünyanın her köşesinden gazetecilerin size sorduğu sorularla pasta şeklinde bir grafik hazırlamışsınız. En çılgın soruların geldiği ülke hangisiydi?
Her ülkeye göre sorular değişkenlik gösteriyor. Pasta grafiğimde yol boyunca bana sorulan her soru yer alıyor. Örneğin son üç haftalık sürede George Clooney hakkında 124 soru soruldu. Ekonomiyle ilgili 10 defa, bu projeyi neden seçtiğim 91 defa, babamla (yönetmen Ivan Reitman) ilgili 79 defa soru aldım. Ancak daha küçük sorulara bakarsak, “Uçakta seyahat ederken ayakkabılarınızı çıkarır mısınız?” sorusu var. Bu sadece bir kere soruldu. Bir keresinde şarkı söylemem; bir keresinde de köpek gibi havlamam istendi. Üç kişi de kendilerini işten kovmamı istedi. (UIP)